Bu çalışma, George Berkeley’in epistemolojisini sadece bir idealizm öğretisi olarak değil, bilginin gerekçelendirilme süreçlerini açıklayan sistematik bir yapı olarak ele almaktadır. Araştırmanın temel odağını erken modern dönem temsilci realizminin özne ile nesne arasına koyduğu mesafenin şüpheciliği zorunlu kılıp kılmadığı ve Berkeley’in bu mesafeyi ortadan kaldırarak ne ölçüde sağlam bir bilgi zemini kurabildiği sorusu oluşturmaktadır. Bu çerçevede ide, zihin ve Tanrı arasındaki bağ, bilginin gerekçelendirilmesindeki işlevleri bakımından analiz edilmektedir. Metin merkezli kavramsal analiz ve karşılaştırmalı felsefi yorumlama yönteminin kullanıldığı çalışmada, Berkeley’in temel eserleri doğrudan incelenerek elde edilen veriler, çağdaş epistemolojideki temelcilik, tutarlılık ve Sellarsçı eleştiriler ışığında değerlendirilm ektedir. Özellikle Timo Airaksinen ve Michael Levine’in yorumları üzerinden Berkeley’in ılımlı temelcilik ile güçlü temelcilik arasındaki yeri tartışmaya açılmaktadır. Araştırma sonucunda ulaşılan bulgular, Berkeley epistemolojisinin sadece dış dünyanın reddi ile sınırlı olmadığını, aksine ideleri doğrudan epistemik temel yaparak yanılmazlık iddiasına dayalı güçlü bir model geliştirdiğini göstermektedir. Bu yapı, deneyim alanıyla sınırlı kalmayıp Tanrı’nın düzenleyici rolüyle tamamlanmakta, bu da sistemi bir yandan güçlü temelcilik olarak okumaya imkân tanırken, diğer yandan gerekçelendirmeyi metafizik bir alana taşıması nedeniyle tartışmalı bir konuma yerleştirmektedir. Sonuç olarak Berkeley, şüpheciliği aşmayı başaran ancak bilginin kesinliğini ilahi düzen fikri üzerinden yeniden inşa eden çift katmanlı bir mimari sunmaktadır.
Stories on this topic, gathered from every source.