Bu çalışma, François Laruelle’in felsefe-olmayan (non-philosophy) disiplini ve radikal içkinlik düşüncesi ekseninde, inanç kavramını felsefi rasyonalizmin ve onto-teolojik kurguların tahakkümünden kurtarmayı amaçlamaktadır. Modern felsefe tarihi boyunca inanç, ya rasyonel sistemlerin bir nesnesi haline getirilerek evcilleştirilmiş ya da kurumsal yapıların dogmatik iktidarı tarafından mülk edinilmiştir. Çalışmada ilk olarak, Laruelle’in "Yeterli Felsefe İlkesi" ve "Yeterli Kilise İlkesi" kavramları aracılığıyla akıl ve inanç arasındaki hiyerarşik ilişkiler yapısöküme uğratılmaktadır. Ardından, felsefi kararın (philosophical decision) eksik kavrayışına karşı, inancın bir "Bir-içinde-Görüş" (Vision-in-One) ve "gizli teoloji" (clandestine theology) pratiği olarak nasıl radikal bir özgürleşme düzlemi sunabileceği temellendirilmektedir. Makalede ayrıca, felsefe-olmayan teze yönelik olası akıl-dışılık ve rölativizm itirazları "önleyici bir savunma" stratejisiyle çürütülmekte; inancın, göksel bir dogmatizm yerine "Sıradan İnsan"ın (Ordinary Man) çıplak ve manipüle edilemez gerçekliğine dayanan radikal bir insaniyetçilik manifestosu olduğu ileri sürülmektedir. Son kertede bu araştırma, inancı felsefeyle uzlaştırmak veya çatıştırmak yerine, felsefeyi inancın kurucu içkinliğinden tek taraflı olarak dışlayan yeni bir 'geleceğin Mesih'i' ya da "geleceğin teolojisi" imkânını tartışmaya açmaktadır.
Bu çalışmada, felsefe ile mitos arasındaki ilişki çerçevesinde, felsefenin mitosu ele alma biçimini ortaya koyabilmek için, bir örnekten, Dede Korkut Kitabı’ndaki Depegöz anlatısından hareket edilmiş ve “tek gözlü canavar ile onu alt eden kahraman mitosu”nun Dede Korkut Kitabı’ndaki aktarılış şeklinin felsefi açıdan hangi anlamları taşıdığı genel olarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Burada J. P. Vernant’ın mitosu bir anlatı (récit) olarak tanımlayan ve mitosların bize bir anlam çokluğu sunduğu görüşünü savunan düşüncesine dayanılarak, içinde taşıdığı bütün anlam boyutuyla halk kültürünün hafızasında kendini gösteren Depegöz anlatısı örneği üzerinden felsefi bir yaklaşımın nasıl mümkün olduğu sorusuna sorusuna bir yanıt bulunmaya çalışılmıştır. Dede Korkut Hikâyeleri’ndeki Depegöz anlatısının diğer halklardaki benzer mitoslarla (örneğin Homeros’ta aktarılan Polyphemos mitosuyla) ilişkisi bağlamında yapılan köken araştırmalarına değinildikten sonra, bu köken tartışması bir yana bırakılarak, doğrudan doğruya Dede Korkut metnine yönelinmiş ve oradaki toplumsal, törel-ahlaksal, dinsel yaşam biçimlerinin özellikleri gösterilmek istenmiştir. Genel olarak Dede Korkut Hikâyeleri’nde, özel olarak da Depegöz anlatısında görülen ve yaşam ve kültür dünyasını biçimlendiren pastoral yapı, kısaca, bireysel, toplumsal, ahlaksal, dinsel eylem ve kavrayış biçimleri açısından değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmenin sonucu olarak, felsefenin mitosu bütünüyle dışlama yerine, “tarih dışı” gibi görünen anlatıyı tarihsel bağlamı içine göz önünde bulunduracağı düşüncesi ortaya konmaktadır. Ele aldığımız Depegöz mitosunda bu tarihsel bağlam, anlatının yazıya döküldüğü çağın ve kültürün özellikleriyle şekillenmektedir.
Stories on this topic, gathered from every source.