Stories published via indyturk.com.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Meclis'teki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, konuşmasına Halk TV'ye yapılan polis operasyonu ve kanala kayyım atanmasına karşı tepkisini ifade ederek başladı. Dervişoğlu, "Geçtiğimiz hafta Türkiye'nin en büyük vurgunu konuşulsun istedik. Meclis'i kapatıp kaçtılar. Gerçeklerden kaçmak istemeleriyle milletin de gerçekleri öğrenmesini istemediler. Bu fikirle Halk TV'ye kayyum atadı. Artık atılan adımlar hukuki adım olmaktan çıkmıştır. Kendi partisinden olmayana kayyum, kendi gibi düşünmeyen demokratik derneklere, kanallara kayyum! Bu iktidarın son çırpınışlarını izliyoruz. Hakikatin önünde hiçbir şey duramaz" dedi. “İktidar kaçak dövüşüyor” Dervişoğlu, sermaye piyasalarında açığa çıkan 'fon' soruşturmasına ilişkin de "FETÖ gitti ama hırsız bitmedi. Fon soruşturmasında sistemin ve suçluların hesap vermesini sağlayacak bir yol izlenmeli. Denetimsizlikle beslenen, fark edilmiş gibi yapılan büyük bir vurgunla karşı karşıyayım. Bu iş organizedir. Bu kadar büyük bir vurgun siyasi ve hukuk zırhı olmadan nasıl büyüyebilir? İktidar halen kaçak dövüşüyor. Bir kanun teklifi getirmek zorunda kaldılar. Bu işin faturası kamu bankalarına ve milletin sırtına yüklenemez. Bu soygun nasıl yapılabildi? Kim hısım akrabasına tüyo vermek için kullandı. Böyle bir suç hiçbir halının altına sığmaz" ifadelerini kullandı. "Mesele Mekke değildir, istismar etmeye çalışacaklar" İYİ Parti lideri, Türkiye'nin Suudi Arabistan'a 'Mekke İttifakı' kapsamında askeri destek sağlayacağı yönündeki açıklamalara yönelik de "Ortak tehdit kim? Kime karşı kuruluyor bu Mekke ittifakı? Yarın Suudi Arabistan İran ile çatışırsa ne olacak? Mehmetçik başka devletlerin siyasi tercihlerinin bedelini mi ödeyecek? Türkiye neden yeni bir askeri yükümlülüğün içine sokuluyor? Siz Süleyman Şah'ın heykelini koruyamadınız, neyi konuşuyorsunuz! Kabemiz Mekke'dedir ona biz el uzatılamaz. Canımız pahasına koruruz. Ama ABD'nin tuzağına da düşmemek bize kutsallarımızın tembihidir. Mesele Mekke değildir. İstismar etmeye çalışacaklar. Mehmetçik Aramco'nun koruması olamaz" ifadeleriyle tepkisini ifade etti. Independent Türkçe MÜSAVAT DERVİŞOĞLU İYİ Parti "Kabemiz Mekke'dedir ona biz el uzatılamaz. Canımız pahasına koruruz. Ama ABD'nin tuzağına da düşmemek bize kutsallarımızın tembihidir" Çarşamba, Ekim 14, 2026 - 11:45 Main image: Fotoğraf: AA Haber Type: news SEO Title: Dervişoğlu'ndan "Mekke anlaşması" yorumu: Türkiye neden yeni bir askeri yükümlülüğün içine sokuluyor? copyright Independentturkish:
Latin Amerika coğrafyasında devlet otoritesinin asimetrik tehditler karşısında sınandığı And Bölgesi hattında, Peru bugün çok radikal ve yapısal bir güvenlik dönüşümünün tam merkezinde duruyor. Ülkede son yıllarda ivme kazanan şantaj, organize cinayetler ve çete yapılanmaları karşısında Devlet Başkanı Keiko Fujimori hükümetinin aldığı kararları sıradan bir asayiş takviyesi olarak görmek büyük bir hata olur. Aksine, Lima yönetimi polis teşkilatının hiyerarşik yapısını, operasyonel mantığını ve yetki sınırlarını baştan aşağı yeniden kurgulayan kapsamlı bir reform paketini sahaya sürüyor. Polis gücünün niteliğini ve niteliksel yetki alanını genişleten bu adımlar, ülkenin iç güvenlik mimarisini klasik kolluk anlayışından çıkarıp entegre bir askeri-sivil saha kontrol modeline dönüştürüyor. Yeni polis yapılanmasının en kritik ayağını, polisin karar alma ve saha icra yetkilerini askeri komuta zinciriyle doğrudan eklemleyen Birleşik Komutanlık yani Comando Unificado mekanizması oluşturuyor. Bu yeni idari ve operasyonel modelde polis teşkilatı, alışılagelmiş İçişleri Bakanlığı bürokrasisinin tek taraflı idari hiyerarşisinden sıyrılarak doğrudan Lima’daki Kara Kuvvetleri Karargahı’na bağlı bir harekât koordinasyonuna dahil ediliyor. İstihbarat paylaşımından saha devriyelerine, nokta operasyonlardan stratejik alan hâkimiyetine kadar tüm süreçler, polis ve ordunun üst düzey kurmaylarının aynı masa etrafında oturduğu bu tek merkezden sevk ve idare ediliyor. Bu durum, polis teşkilatının sahadaki müdahale hızını artırırken bürokratik onay süreçlerinin yarattığı zaman kayıplarını da tamamen ortadan kaldırıyor. Söz konusu yeni yapılanma kapsamında polis teşkilatının uzmanlık birimleri ve saha kuvvetleri de yeniden yapılandırılıyor. Çetelerin finansal ve lojistik damarlarını kesmek amacıyla kurulan özel istihbarat ve operasyon timleri, ordunun teknik imkânlarıyla teçhizatlandırılıyor. Polisin rutin mülki asayiş birimleri ile özel harekât unsurları arasındaki koordinasyon güçlendirilirken yüksek riskli kent merkezlerinde ve suç yoğunluğunun tavan yaptığı kırsal hatlarda polisin operasyonel yetkileri neredeyse askerî bir seviyeye çekiliyor. Emniyet mensuplarının saha devriyelerinde askerî zırhlı araçları ve ordunun teknolojik altyapısını aktif biçimde kullanması, suç odaklarına karşı orantısız ve yıpratıcı bir baskı oluşturmayı hedefliyor. Emniyet teşkilatının yetki genişlemesindeki bir diğer stratejik nokta ise gözaltı, arama, teknik takip ve saha sorgulaması gibi adli kolluk süreçlerinde polise tanınan olağanüstü esneklikler oluyor. İlan edilen olağanüstü hâl kararlarıyla birleşen bu yeni kurumsal yapılanma, polisin mahkeme kararı beklemeden belirli kritik bölgelerde ani operasyonlar yapabilmesine, şüpheli odaları tecrit edebilmesine ve suç şebekelerine dönük nokta baskınları düzenlemesine olanak tanıyor. Bunun yanında, cezaevlerinin dış güvenliğinin ve komuta-kontrol engelleme sistemlerinin ordu destekli polislere devredilmesi, polis teşkilatına suç örgütlerinin içerideki ve dışarıdaki bağlantılarını eş zamanlı olarak operasyonlarla koparıp alma yetkisi veriyor. Yeni emniyet vizyonunun bölgesel ve uluslararası ayağı ise polisin teknik ve istihbari kapasitesini doğrudan yükseltmeyi amaçlıyor. ABD ile yürütülen stratejik temaslar ve Latin Amerika genelindeki Americas Shield, yani Amerika Kalkanı ittifakı çerçevesinde, Peru polis teşkilatı sınır aşan suç ağlarını izlemek üzere uluslararası istihbarat havuzuna entegre ediliyor. Yabancı teknik destek, uydu takibi ve siber istihbarat araçlarının Peru polisinin hizmetine sunulması, yerel emniyet birimlerinin sadece sokaktaki suçluyla değil, uluslararası finans ve uyuşturucu çeteleriyle de doğrudan mücadele edebilecek bir donanıma kavuşmasını sağlıyor. Elbette polisin bu derece güçlendirilmesi, orduyla doğrudan ortak komuta altına sokulması ve geniş idari yetkilerle donatılması Peru kamuoyunda ve siyasal zemininde ciddi tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bu sert yapılanmayı destekleyen kesimler, suç oranlarının ulaştığı seviye karşısında geleneksel polis yöntemlerinin yetersiz kaldığını ve devletin caydırıcılığını yeniden kazanması için bu tarz radikal reformların şart olduğunu savunuyor. Eleştirenler ve insan hakları temsilcileri ise polisin askerî bir disiplin ve hiyerarşi içine çekilmesinin sivil denetim mekanizmalarını zayıflatabileceği endişesini dile getiriyor. Bütün resmi birleştirdiğimizde, Peru'da Keiko Fujimori hükümetinin hayata geçirdiği yeni polis yapılanması, basit bir mevzuat değişikliğinin çok ötesinde, devletin iç güvenlik doktrinini ve saha egemenliğini yeniden inşa etme hamlesi olarak öne çıkıyor. Polisin askerî kapasiteyle tahkim edildiği, operasyonların tek merkezden yönetildiği ve uluslararası istihbaratla desteklendiği bu yeni yapı, And coğrafyasında devlet kapasitesinin ve güvenlik politikalarının gelecekte nasıl şekilleneceğini gösteren çok somut bir örnek oluşturuyor. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikt
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nda savunma sırası İmamoğlu’na geldi. Yaklaşık 19 aydır tutuklu bulunan ve iddianamede 143 farklı eylemden sorumlu tutulan İmamoğlu’nun bugün savunmasına başlaması bekleniyor. İmamoğlu ile avukatları, 4 gün boyunca savunma yapacak. Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 98. günü başlıyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülen İBB Davası’nın 98. gününde, Ekrem İmamoğlu, savunma yapmaya başlayacak. İmamoğlu’nun ve avukatlarının savunmasının 4 gün sürmesi bekleniyor. İmamoğlu’nu izlemek üzere oyuncu İlyas Salman ve şair-yazar Sunay Akın da duruşma salonuna geldi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve partileler de duruşmayı izleyecek. Tamamen dolan salonda, savunma sırasında slogan atılmaması ve video kaydı yapılmaması yönünde uyarıda bulunuldu. İmamoğlu, 19 Mart 2025’ten bu yana cezaevinde Türkiye, 19 Mart 2025 sabahına, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı operasyonla uyandı. İmamoğlu, İBB'ye yönelik yolsuzluk iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında sevk edildiği hakimlikçe 23 Mart 2025’te tutuklandı. İçişleri Bakanlığı, aynı gün İmamoğlu'nun geçici tedbir olarak görevinden uzaklaştırıldığını bildirdi. İddianame, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasından 8 ay sonra, 11 Kasım 2025’te hazırlandı. İddianamede, kamu davası açılan şüphelilerden 99'unun örgüt mensubu, Ekrem İmamoğlu'nun örgütün kurucusu ve elebaşı olduğu öne sürüldü. İlk duruşma 9 Mart 2026’da yapılmıştı Ekrem İmamoğlu’nun arasında bulunduğu 107'si tutuklu, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere 407 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması ise 9 Mart 2026’da Silivri’de başladı. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevinde yapılan duruşmalarda verilen tahliye kararları ve kabul edilen ek iddianame nedeniyle tutuklu sanık sayısı 53'e indi, tutuksuz sanık sayısı ise 436’ya çıktı. "Savunma yapmadı" şeklinde tutanağa geçirilmişti İBB Davasının 8 Temmuz 2026’da görülen 64. günü, İmamoğlu ile mahkeme başkanı arasında savunması süresi tartışması yaşandı. Tartışma sonrasında duruşma salonundan çıkarılan İmamoğlu'nun, "Susma hakkımı kullanmıyorum. Taleplerimi ve tespitlerimi anlatacağım" şeklindeki sözleri, Mahkeme Başkanı tarafından, “Susma hakkını kullandı” şeklinde duruşma zaptına geçirilmişti. ANKA İBB DAVASI ekrem imamoğlu 53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB davasında savunma sırası Ekrem İmamoğlu’na geldi. İmamoğlu ve avukatlarının dört gün boyunca savunma yapması bekleniyor Çarşamba, Ekim 14, 2026 - 11:15 Main image: Fotoğraf: Independent Türkçe Haber Type: news SEO Title: İBB Davası: İmamoğlu 19 ay sonra ilk kez savunma yapacak copyright Independentturkish:
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu "Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi"ni görüşmek üzere toplandı. YENİ Partili üyeler görüşmeler başlamadan önce, Halk TV'ye kayyum atanmasını siyah kurdelelerle gözlerini ve ağızlarını kapatarak protesto etti. YENİ Parti Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı, komisyonda yaptığı konuşmada, kayyum kararını eleştirerek, şunları söyledi: Türkiye’de böyle bir gün herhalde bir daha Cumhuriyet tarihinde olmaz. Tam da Ekrem İmamoğlu’nun yargılama gününün olduğu günde, tam da fon yolsuzluğunu konuşacağımız bu günde, sabahın erken saatinde Türkiye halkının evine kayyum atandı şu anda, evine. Bu olmaz, böyle bir şey olamaz. Bu kabul edilmez. Bu artık Türkiye’nin geldiği noktanın en son hâlidir. Böyle bir şey olamaz. Fon yolsuzluğunu anlatacağız. Fondaki meselelerin ifşa edilmesini isteyeceğiz. Gazetecileri, haber yapanları tutuklayacaklar ve Türkiye’nin bağımsız televizyonlarına darbe yapacaklar. Bu kabul edilemez, böyle bir şey olmaz. Bugün bu görüşmenin hiçbir anlamı kalmadı artık. Ocaklı’nın konuşmasının ardından YENİ Partili komisyon üyeleri, siyah kurdelelerle gözlerini ve ağızlarını kapatarak protestolarını sürdürdü. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Karabat: "Milletin haber alma hakkını engelleyen bir şafak operasyonuyla beraberiz" YENİ Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat da Halk TV’ye yönelik operasyonun milletin haber alma hakkını engellediğini söyledi. Karabat, şöyle konuştu: Yeni şafak operasyonu. Milletin sesini, milletin haber alma hakkını engelleyen bir şafak operasyonuyla beraberiz. Bugün ne konuşacak Türkiye? Fon skandalını konuşacak. Kim duyuracak? Haber kanalları duyuracak. Bugün ne konuşacak Türkiye? Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını konuşacak. Aylardır savunma yaptırmadılar. Savunmanın olacağı gün o savunmayı verecek kanallardan bir tanesini kapattılar. Türkiye’de herkes borsanın derinleşmesinden bahsediyor, borsanın büyümesinden bahsediyor ama hukukun olmadığı yerde borsa büyüyebilir mi? Hukukun olmadığı yere sermaye gelebilir mi? Herkesin sesini kes, herkesi sustur. Daha dün, bugün burada sunum yapacak konuyla ilgili arkadaşımızın eşiyle ilgili soruşturma başlattılar. İstiyorlar ki 'Her şeyi yapalım, kimse duymasın'. İstiyorlar ki 'Herkes bizim dediğimizi duysun'. Buna karşı bir adım bile geri atmadan mücadeleye devam edeceğiz. Bu zamana kadar baskı yaptığınız gençlerin sesini susturacağınızı sanıyorsunuz ama milletin vicdanı sizin huzurunuzdan büyük. Halk TV’ye yapılan sabah operasyonunu bir kez daha buradan kınıyorum. Milletin haber alma hakkına, demokrasiye vurulmuş büyük bir darbedir. "Fon krizini konuşmayı engellemek için..." YENİ Parti Komisyon Sözcüsü ve Antalya Milletvekili Cavit Arı da Halk TV’nin vatandaşların gündemi takip ettiği önemli yayın organlarından biri olduğunu belirterek, şunları söyledi: Hazırlanmış kanun teklifini konuşacaktık. O nedenle buradaydık. Ancak Türkiye’nin neredeyse yüzde 50’sinin izlediği ve Anadolu’ya gittiğinizde birçok vatandaşın ‘Her gün sabahtan akşama izledim’ dediği televizyon kanalına kayyum atandı. Bu ne demektir? Bu, iktidarın duymasını istemediği, görmesini istemediği birçok konunun vatandaştan saklanması ve vatandaşın duymasının engellenmesi adına yapılmış bir operasyondur, bir hukuksuzluktur. Vatandaşımız bu uygulamayı kesinlikle reddetmektedir. Çünkü doğruları dinlediği, izlediği ve iktidarın bugüne kadar yaptıklarını görebildiği en önemli kanallardan birisine kayyum atanmıştır. Gerçekten vicdanlar şu an sızlamaktadır. Tekrar söylüyorum; neredeyse bu ülkede yüzde 50’ye yakın vatandaşımızın, belki daha çoğunun her gün sabahtan akşama izlediği bir kanala bu operasyon yapılmıştır. Söylendiği gibi bugün fon krizi konuşulacak. Fon krizini yaratanlar, fon krizinin konuşulmasını engellemek için önce bu konu üzerine giden milletvekili arkadaşlarımızın eşlerine birtakım işlemler yapmaya çalışıp seslerini kesmeye çalıştı. Yetmedi, bunu haber yapan gazetecileri tutukladılar veya ev hapsine aldılar. Şimdi de televizyon kanalına kayyum atadılar. Gerçekten hukuk adına, adalet adına ve demokrasi adına büyük bir yanlıştır. Bu yanlışı reddediyoruz ve Halk TV’nin bir an evvel normal yayına geçmesini ve kayyum kararının kaldırılmasını bekliyoruz. Tanal’dan komisyonda tepki YENİ Parti Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal, görüntü alan kameramanların bir görevli tarafından salon dışına çıkmalarının istenmesinin ardından Komisyon Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş’a, "Gazetecileri, televizyoncuları, beyleri niye dışarı çıkarıyorsunuz? Siz burada yetkilisiniz. Böyle bir şey olabilir mi? Tanıtımla ilgili basın mensuplarını kayıt alıyor, görevi olmayan bir kişi burayı yönetiyor, dışarı çıkarıyor. Daha konuşma yapılmadı. Böyle bir şey olabilir mi? Ya siz görevinizi yapın ya bu arkadaşı dışarı çıkarın. Ülkeyi yeteri kadar karıştırdınız, gazeteci mi bıraktınız, televizyon mu bıraktınız, muhalif ses mi bıraktınız? Faşizmi getirdiniz ülkeye" diye konuşt
Yemen'de Husilerin, Çin'den tedarik edilen parçalarla İran'dan bağımsız olarak orta menzilli füze geliştirmeye çalıştığı savunuluyor. Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Husi milislerin, İran'ın orta menzilli balistik füzesi Hayber Şekan'ı örnek alarak yeni bir silah tasarlamak için Çin'den parça tedarik ettiği yazılıyor. Dünya çapında askeri malzeme sevkıyatlarını takip eden Britanya merkezli araştırma kuruşu Conflict Armament Research'ün (CAR) analizine göre Husiler, Çin'den füzenin motor ve ana gövdesine ait özel üretim parçalar satın almış. CAR'ın raporu, Yemen hükümetinin temmuzda sağladığı bilgilere dayanıyor. Yetkililer, geçen yıl iki sevkıyata el koymuş, füze üretiminde kullanılabilecek ekipmanların çeşitli ürünlerin arasında gizlendiğini tespit etmişti. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Sözkonusu parçalar arasında uçuş sırasında füzeye denge sağlayan kanatçıklar ve Hayber Şekan serisi bir füzede kullanılan katı yakıtlı roket motorunun bileşenlerinin yer aldığı aktarılıyor. Yemenli yetkililer ayrıca füze testlerinde kullanılabilecek araç ve ekipmanlara, ham maddelere ve füzenin bazı bölümlerini yüksek sıcaklıktan koruyan ısıya dayanıklı malzemelere de el koymuş. CAR analisti Fabian Hinz, bu parçaların ithal edilmesinin Husilerin füze üretimine başlamış olabileceğini gösterdiğini savunurken, sürecin hangi aşamada olduğu bilinmiyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun ilk kez 2022'de tanıttığı Hayber Şekan düşük maliyetli, hareket kabiliyeti yüksek ve hassas vuruş yapabilen bir balistik füze. Bazı modellerinde, patlayıcı başlığı taşıyan burun bölümü uçuşun son aşamasında ana gövdeden ayrılarak küçük bir motor sayesinde hedefe yaklaşırken yönünü değiştirebiliyor. WSJ, "İran'ın en iyi füzesi" diye nitelediği Hayber Şekan'ın, Tahran'ın Ortadoğu'daki Amerikan üslerine düzenlediği saldırılarda kullanıldığını da aktarıyor. CAR raporuna göre Husilerin Hayber Şekan'ı örnek alarak geliştirmeyi hedeflediği füzenin menzili yaklaşık 1900 kilometreye ulaşabilir. Bu da Husilerin, Suudi Arabistan'ın tamamını ve İsrail'i menziline alabileceği anlamına geliyor. BM'nin Yemen yaptırımları panelinde görev yapmış Henry Thompson, Husilerin Çin'den katı yakıtlı balistik füzelerde kullanılan parçaları en az iki yıldır ithal ettiğine dair kanıtlar bulunduğunu savunuyor. Çin yönetimi ise İran destekli Husilere yönelik BM silah ambargosuna uyduğunu söylüyor. Pekin ayrıca İran savaşının diplomatik yolla çözülmesi için birçok kez çağrıda bulundu. ABD ve İran arasında nisanda imzalanan ateşkeste Pakistan'ın arabuluculuk çabalarına da destek verdi. Husiler son dönemde Suudi Arabistan'daki havalimanları, petrol tesisleri ve yakıt depolarına yönelik saldırıları artırdı. Riyad'ın desteklediği Yemen hükümeti güçleri, geçen hafta Husilerin Babülmendep çevresinde ele geçirdiği bölgeleri geri almak için karşı saldırı başlattı. Husiler de Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarının Riyad yönetiminin Yemen'deki askeri operasyonlarına karşılık olduğunu savunuyor. Independent Türkçe, Wall Street Journal , Times of Israel Derleyen: Yasin Sofuoğlu çeviri İRAN ABD YEMEN HUSİLER ÇİN ORTADOĞU İran destekli Husiler, Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları artırırken kendi cephaneliğini de geliştirmek istiyor Çarşamba, Ekim 14, 2026 - 10:45 Main image: Hayber Şekan saatte yaklaşık 9 bin 650 kilometre hızla ilerleyebiliyor (AFP) Dünya related nodes: Suudi Arabistan, Husilerin hava saldırılarını neden durduramıyor? Label: ÇEVİRİ Type: news SEO Title: Husiler kendi füzesini üretme peşinde: "Çin'den parça satın alındı" copyright Independentturkish:
Matematik üzerine düşünmeye başlayan hemen herkesin karşılaştığı ilk sorulardan biri sayının ne olduğudur. Bu soru ilk bakışta son derece basit görünür. Günlük hayat boyunca sayılarla karşılaşan bir insan için sayı, üzerinde ayrıca düşünmeye gerek duyulmayan kadar tanıdık bir kavramdır. İnsan alışveriş yaparken sayıları kullanır, yaşını sayılarla ifade eder, zamanı sayılarla ölçer, evinin numarasını bilir, telefon numaralarını ezberler ve mesafeleri sayılar aracılığıyla tarif eder. Sayı gündelik hayatın o kadar içine yerleşmiştir ki çoğu zaman onun ne olduğu değil, nasıl kullanıldığı konuşulur. Oysa matematiğin temellerine doğru inilince sayı kavramının göründüğünden çok daha karmaşık olduğu anlaşılır. Çünkü sayı herhangi bir nesne gibi varlık göstermez. Bir taşı göstermek mümkündür. Bir ağacı, bir evi veya bir insanı göstermek de mümkündür. Buna karşılık "3" sayısını göstermek kolay değildir. 3 elma gösterilebilir, 3 taş gösterilebilir, 3 insan gösterilebilir; fakat bunların hiçbirisi 3 sayısının kendisi değildir. Sayı ile nesne arasındaki bu ilişki matematik felsefesinin en eski meselelerinden birini oluşturmaktadır. İnsan zihni dünyayı algılarken başlangıçta sayılarla karşılaşmaz. Karşılaşılan şeyler nesneler, hareketler, biçimler ve ilişkilerdir. Çocuk gelişimi üzerine yapılan araştırmaların önemli bir bölümü, bebeklerin belirli nicelik farklılıklarını sezebilseler bile sayıyı soyut bir kavram olarak kavramadıklarını göstermektedir. Çocuk önce annesini tanır, sonra çevresindeki nesneleri ayırt eder, daha sonra nesneler arasındaki benzerlik ve farklılıkları fark etmeye başlar. Bu süreç boyunca zihnin temel faaliyeti saymak değil, ilişki kurmaktır. Sayı bu ilişkilerin belirli bir aşamasında ortaya çıkan daha ileri bir zihinsel örgütlenmenin ürünüdür. Jean Piaget’nin çalışmalarında özellikle vurguladığı noktalardan biri budur. Piaget’ye göre sayı kavramı nesnelerin tek tek algılanmasından doğmaz; sıralama ve sınıflandırma faaliyetlerinin birleşmesinden ortaya çıkar. ¹ Bu tespit son derece önemlidir. Çünkü matematik eğitiminin büyük bölümü sayıların hazır ve verilmiş kavramlar olduğu varsayımıyla başlamaktadır. Çocuklara 1, 2, 3 ve 4 öğretilmekte; ardından bu sayıların çeşitli işlemlerde nasıl kullanılacağı gösterilmektedir. Oysa zihinsel gelişim sürecinde sayıların ortaya çıkışı bundan farklıdır. Çocuk önce nesneleri gruplayabilmeyi öğrenmektedir. Benzer nesneleri bir araya getirebilmekte, farklı nesneleri ayırabilmekte, ardından belirli bir düzen içinde sıralayabilmektedir. Sayı kavramı bu ilişkiler ağının içinden doğmaktadır. Bu nedenle sayı insan zihnine dışarıdan yerleştirilmiş bir bilgi olmaktan çok, zihnin kurduğu ilişkilerin sonucunda oluşan bir kavrayıştır. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Sayı kavramının ortaya çıkışını anlamak için yeniden gerçek cisimlerden başlamak gerekir. Bir çocuğun önüne 3 elma konulduğunu düşünelim. Çocuk başlangıçta elmaların sayısıyla ilgilenmez. Elmaların rengi, büyüklüğü, kokusu ve biçimi dikkatini çeker. Bir süre sonra elmalar arasında ortak özellikler bulunduğunu fark etmeye başlar. Aynı süreç taşlar veya oyuncaklar için de geçerlidir. Daha sonra farklı nesne grupları arasında ortak bir yapı bulunduğunu keşfeder. 3 elma ile 3 taş arasında fiziksel hiçbir benzerlik yoktur. Birisi canlı organizmanın ürünü olan bir meyvedir, diğeri mineral kökenli bir nesnedir. Buna rağmen insan zihni bu 2 grup arasında ortak bir ilişki kurabilmektedir. Bu ilişkinin adı üçlüktür. Sayının ortaya çıktığı yer tam da burasıdır. Sayı nesnenin içinde bulunan bir özellik değildir; nesneler arasındaki ortak ilişkinin zihinsel ifadesidir. Aristoteles sayı kavramını tartışırken bu noktaya dikkat çekmektedir. Ona göre sayı nesnelerden tamamen bağımsız bir varlık olarak düşünülemez. Sayı, çoklukların belirli bir biçimde kavranmasının sonucudur. ² Aristoteles’in bu yaklaşımı daha sonraki yüzyıllarda farklı yorumlara konu olmuş olsa da sayı ile gerçeklik arasındaki ilişkinin anlaşılmasında önemli bir çerçeve sunmaktadır. İnsan zihni önce çokluğu görmektedir. Sayı ise bu çokluğun düzenlenmiş ifadesi olarak ortaya çıkmaktadır. Pisagorcu gelenek meseleye daha farklı bir açıdan yaklaşmıştır. Pisagorcular için sayı yalnızca nesneleri saymaya yarayan bir araç değildir. Onlara göre evrenin temel yapısı sayısal oranlar üzerine kuruludur. Müzikteki uyum, geometrik şekillerdeki düzen ve gök cisimlerinin hareketleri belirli sayısal ilişkiler taşımaktadır. Aristoteles, Pisagorcuların bu yaklaşımını aktarırken onların sayıları varlığın ilkeleri olarak gördüklerini belirtmektedir. ³ Bu görüş zaman zaman aşırı metafizik bir yorum gibi değerlendirilmiştir. Fakat burada dikkat çekici olan nokta, sayı ile düzen arasındaki ilişkinin erken dönemlerden itibaren fark edilmiş olmasıdır. İnsanlar sayıları icat etmeden önce düzenleri gözlemlemişlerdir. Sayılar bu düzenleri görünür ve ifade edilebilir hâle getiren araçlar olarak gelişmiştir. Bu noktada geometri ile sayı ara
Bazı tarihî şahsiyetler geçmişte yaptıklarıyla, bazıları ise sonraki kuşaklara düşündürdükleriyle önem kazanır. Selahaddin Eyyubi ’yi bugün yeniden gündeme getirmenin anlamı da yalnızca tarihî bir şahsiyeti hatırlamak değildir. Asıl mesele, onun yaşadığı dönemin tecrübelerinden hareketle Türkiye’nin önündeki siyasi imkânları ve bölgesel geleceği yeniden düşünmektir. Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu meselelerden biri, kendi içindeki toplumsal bütünlüğü güçlendirirken çevresindeki coğrafyayla nasıl bir ilişki kuracağıdır. Bu iki mesele birbirinden bağımsız değildir. İçeride güven üretebilen, farklı kimliklerin kendilerini ortak geleceğin parçası olarak görebildiği bir ülkenin bölgesel ilişkilerinde de daha güçlü bir zemin oluşur. Fakat bunun kendiliğinden gerçekleşeceğini düşünmek hata olur. Güvenlik politikalarının yanında siyasi tasavvura, ekonomik iş birliğinin yanında ortak bir gelecek anlayışına da ihtiyaç vardır. Selahaddin Eyyubi’yi tasvir eden 1584 tarihli gravür. Tarihî şahsiyetlerin mirası, bugünün siyasi meselelerini yeniden düşünmek için de bir zemin sunuyor / Görsel: Wikipedia Terörsüz Türkiye hedefi etrafında yürütülen arayışların stratejik değeri de burada ortaya çıkabilir. Başarıyı yalnızca silahların susmasıyla ölçmek, ulaşılabilecek imkânı daraltmak olur. Asıl mesele, çatışmanın geride bıraktığı güvensizliklerin yerine hangi toplumsal ve siyasi bağların kurulacağıdır. Türklerin ve Kürtlerin birlikte yaşama iradesini güçlendiren bir zemin, yalnızca Türkiye’nin iç barışına değil, bölgenin geleceğine ilişkin daha geniş bir düşünceye de katkı sunabilir. Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Türkiye, kendi içindeki birlik arayışını bölgesel ölçekte yeni bir iş birliği anlayışına dönüştürebilir mi? fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Selahaddin Eyyubi’nin tarihî tecrübesi bu soruyu düşünmek için bir başlangıç noktası sunuyor. John Man’ın Selahaddin üzerine çalışmasında anlatılan ayrıntılardan biri, onun Suriye’deki mücadelesinde sabra ve siyasi şartları gözetmeye önem vermesidir. O dönemde bugün rakip olan güçlerin yarın başka ilişkiler içinde bulunabileceği gerçeği, siyasi kararların yalnızca o günkü çatışmaya göre alınamayacağını gösterir. Bu, geçmişi bugüne doğrudan taşımak için değil, siyasetin kalıcı sonuçlarının güç kullanmanın ötesinde bir muhakeme gerektirdiğini görmek için önemlidir. Devlet aklı, yalnızca mevcut tehdidi ortadan kaldırmayı değil, tehdidin ortadan kalkmasından sonra nasıl bir düzen kurulacağını da düşünmektir. Bir çatışmayı sona erdirmekle barışı kalıcılaştırmak aynı şey değildir. İlki siyasi ve güvenlik tedbirleriyle mümkün olabilir; ikincisi ise adalet duygusunu, karşılıklı güveni ve geleceğe ilişkin makul beklentileri gerektirir. Türkiye’nin önünde de buna benzer bir tercih bulunuyor. İç barış arayışını yalnızca ülke içindeki bir güvenlik meselesi olarak mı ele alacağız, yoksa buradan hareketle bölgesel ilişkilerimizi yeniden düşünmenin imkânlarını da mı araştıracağız? İkinci seçenek, elbette kendiliğinden bir ittifak doğurmaz. Fakat yeni bir siyasi ufuk açabilir. Türkler, Kürtler ve Araplar arasında tarih boyunca kurulmuş ilişkiler tek biçimli, kesintisiz veya daima barışçıl değildi. Rekabetler, savaşlar ve çıkar çatışmaları da bu tarihin parçasıdır. Bu nedenle geçmişi kusursuz bir kardeşlik tablosu gibi anlatmak, bugünün ihtiyaçlarına cevap vermeyecektir. Tarihten çıkarılabilecek daha gerçekçi ders, farklı toplulukların ortak çıkarlar etrafında iş birliği yapabildiği gibi, siyasi tercihler nedeniyle birbirinden uzaklaşabildiğidir. Demek ki ortaklık, yalnızca tarihî yakınlığa değil, bugünün şartlarında kurulacak güvene ve somut çıkarlara da dayanmalıdır. Türkiye’nin bölgesel vizyonu bu anlayış üzerine kurulabilir. Ekonomi, ticaret, enerji, eğitim, bilim ve kültür alanlarında geliştirilecek iş birlikleri, siyasi yakınlaşmayı günlük söylemlerin ötesine taşıyabilir. Ancak bunun için komşu toplumları yalnızca krizlerin, güvenlik risklerinin veya geçici diplomatik hesapların konusu olarak görmemek gerekir. Onları birlikte üretilebilecek bir geleceğin ortakları olarak değerlendirmek gerekir. Burada akademiye de önemli bir görev düşüyor. Tarihçilerin, siyaset bilimcilerin, hukukçuların, iktisatçıların ve toplum araştırmacılarının katkısıyla ortak geçmişin hangi unsurlarının bugünkü iş birliğini destekleyebileceği, hangi tarih anlatılarının ayrışmayı derinleştirdiği ve kalıcı güven için hangi kurumsal düzenlemelerin gerektiği araştırılmalıdır. Semboller tek başına siyaset kurmaz. Fakat doğru sorularla ele alındıklarında yeni siyasi düşüncelerin gelişmesine yardımcı olabilirler. Selahaddin Eyyubi’yi bugün yeniden düşünmenin değeri de burada yatıyor. Onu herhangi bir halkın diğerleri üzerindeki üstünlüğünün kanıtı veya geçmişteki bir siyasi düzenin aynen geri getirilmesinin gerekçesi yapmak, tarihî mirası daraltır. Onun döneminden çıkarılabilecek asıl soru, farklı güçlerin hangi şartlarda ortak bir hedef etrafında hareket
Halk TV’ye kayyum atanmasına basın örgütleri ve siyasilerden tepki geldi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti: Şafak vakti bir televizyon kanalına polis baskını yapıp, kayyım atamak ancak diktatörlerin yapacağı iştir. Maalesef ülkemizi bu hale getirdiler. Millet, fon soygununun hesabının sorulmasını isterken... Ekonomik kriz, geçim derdi, adaletsizlikler ülkemizin her yerinde sürerken... Tam da Türkiye'nin en büyük siyasi davasında savunmanın başlayacağı gün, bunu yaptılar. Belediyelere kayyım atayıp millet iradesine çökenler, şimdi milyonların izlediği Halk TV'ye kayyım atadılar. Çünkü aciz ve korkaklar! Halk TV'nin, basın özgürlüğünün, orada çalışan yüzlerce emekçinin ve ailelerinin yanındayız. Yargıyla siyaseti, kollukla haberciliği, kayyımla millet iradesini terbiye edeceğini sananlar tarihin en büyük yanılgısı içindeler. Türkiye, bu kötülüğü yenecek. Halkımızı bu mücadeleye sonuna kadar sahip çıkmaya davet ediyoruz. Millet kazanacak, darbeciler, vesayetçiler yenilecek “Yüzlerce basın emekçisinin alın teri doğrudan hedef alınmıştır” DİSK Basın-İş'ten Halk TV'ye kayyım atanmasına ilişkin yapılan açıklamada şunlar kaydedildi: Halk TV'ye kayyum atanması ve yayının durdurulması, doğrudan basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını hedef alan kabul edilemez bir müdahaledir. Geçtiğimiz yıl TELE1'e yapılan uygulama, bugün Halk TV'de yinelenmektedir. Bu durum, Türkiye’de medyanın hiçbir hukuki güvencesinin kalmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu karar yalnızca yayını durdurmakla kalmamış; mutfağından ekran önüne yüzlerce basın emekçisinin alın terini, işini ve geleceğini de doğrudan hedef almıştır. Yüzlerce meslektaşımızın ve Halk TV emekçilerinin yanındayız. Tüm kamuoyunu basın özgürlüğüne, haber alma hakkına ve meslektaşlarımızın emeğine sahip çıkmaya davet ediyoruz. “Hiçbir basın kuruluşunun yayın güvencesi yok” Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Halk TV'ye kayyım atanmasına tepki gösterdi. ÇGD'nin X hesabından yapılan paylaşımda şunlar kaydedildi: Halk TV'ye kayyum atanması ve yayınının durdurulması, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahaledir. Anayasal hakları ve halkın haber alma özgürlüğünü yok sayan bu karar kabul edilemez. Bundan tam bir yıl önce TELE1'e kayyum atanmış, basın tarihimize kara bir leke olarak geçmişti. Bugün ise Halk TV'ye yönelik bu kararla Türkiye’de hiçbir basın kuruluşunun yayın güvencesinin olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Halk TV çalışanlarının, meslektaşlarımızın yanındayız. Demokrasi, özgür basın ve halkın haber alma hakkı için mücadelemizi sürdüreceğiz. Tüm kamuoyunu demokrasiye, özgür basına ve halkın haber alma hakkına sahip çıkmaya çağırıyoruz! “Halk yeter artık diyecek” Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Halk TV'ye kayyım atanmasına ilişkin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti: Muhalif kanal Halk Tv’ye kayyum atandı. Muhalif gazeteciler tutuklu ve tutuklanıyor. Muhalif sosyal medya hesapları erişime kapatılıyor. Halkı kin ve düşmanlığa teşvik ve yanıltıcı bilgiyi yayma suçlamaları muhalefeti susturmak için araçsallaştırılmış durumda. Fon yolsuzluğu ise kapatılmak ve normalleştirilmek isteniyor. Türk halkı artan baskıları, kapatılan yolsuzlukları, PKK ile pazarlıkları sessiz ancak öfkesini içine atarak izliyor. Sandıkta 1950 seçimleri tekrarlanacak. Halk yeter artık diyecek. Halk kazanacak, demokrasi kazanacak, hukuk kazanacak, özgürlük kazanacak. “Halkın haber alma hakkına yönelik açık bir müdahaledir” Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti: 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke arasında 163. sırada. Bu tablo, ülkemizde basın özgürlüğünün geldiği noktayı bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Oysa Anayasamızın 28. maddesi son derece açıktır: 'Basın hürdür, sansür edilemez.' Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin değil, halkın doğru haber alma hakkının da güvencesidir ve eleştiri suç değil demokrasinin vazgeçilmez bir parçasıdır. En çok izlenen haber kanallarından biri olan Halk TV’ye kayyum atanması, basın özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına yönelik açık bir müdahaledir. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) “Kendilerine biat etmeyen basını susturmaya çalışıyorlar” Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti: Sabah 5.30’da polis baskını ile yayın durdurmak ve kanal yönetimine kayyum atamak da bu iktidara yakışırdı. Halkın seçtiği milletvekillerini, belediye başkanlarını cezaevinde tutup, belediyelere zor yoluyla çökenler, halkın haber alma hakkına da el koyuyorlar, kendilerine biat etmeyen basını susturmaya çalışıyor. Halkın iradesini de sesini de teslim alamayacaksınız. “Asla kabul edilemez” CHP Genel Başkan Yardımcısı Tahsin Tarhan, Halk TV’ye kayyım atanmasına tepki göstererek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Halk TV’ye kayyum atanması, sadece
Küresel ticaret yolları yeniden şekillenirken rekabet, malların hangi güzergâhtan taşınacağı sorusunu aşıyor. Limanları, demiryollarını, enerji hatlarını, denizaltı internet kablolarını ve dijital lojistik sistemlerini bir araya getiren yeni bir jeoekonomik mimari kuruluyor. Hindistan, İsrail ve İtalya arasındaki işbirliği ile İtalya’nın Afrika açılımını temsil eden Mattei Planı bu dönüşümün parçaları. Türkiye açısından asıl mesele, geleceğin bağlantısallık düzeninde kimin kuralları belirleyeceği ve kritik altyapıyı kimin yöneteceği. Limanlardan veri ağlarına Begin Sadat Stratejik Araştırmalar Merkezi (BESA) tarafından yayımlanan bir analiz, Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) ile Mattei Planı’nın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. IMEC, Hindistan’dan Körfez’e, oradan Levant ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya uzanan doğu batı eksenini oluşturuyor. Mattei Planı ise Akdeniz’den Afrika’nın içlerine uzanan bir boyut ekliyor. Böylece Avrupa ile Hint Pasifik arasındaki ekonomik bağlantı, Afrika’ya doğru genişleyen bir yapıya kavuşuyor. Bu mimaride Hindistan, İsrail ve İtalya farklı işlevler üstleniyor. Hindistan ekonomik ölçeği ve dijital lojistik altyapısıyla doğu ucunu oluşturuyor. İsrail, Hayfa Limanı ve güvenlik teknolojileriyle Akdeniz ile Levant arasındaki bağlantıda öne çıkıyor. İtalya ise Trieste gibi limanları ve Avrupa içlerine uzanan ulaştırma ağlarıyla batı ucunu tamamlıyor. Peki bu işbirliğini farklı kılan ne? BESA analizinin üzerinde durduğu nokta, fiziki ulaştırmanın dijital altyapıyla bütünleştirilmesi. Hindistan’ın Birleşik Lojistik Arayüz Platformu ile İtalya’nın Ulusal Lojistik Platformu arasında öngörülen entegrasyon, gümrük işlemlerini, yük takibini ve veri paylaşımını ortak sistemler üzerinden yürütmeyi hedefliyor. Denizaltı fiber optik kabloları, uydu takip sistemleri ve siber güvenlik altyapısı da bu çerçevenin parçaları. Google ve Telecom Italia Sparkle ortaklığıyla geliştirilen Blue Raman denizaltı kablo sistemi bu yaklaşımın örneklerinden biri. İtalya ile İsrail arasındaki bağlantıyı Ortadoğu üzerinden Hindistan’a uzanan veri hattıyla birleştiren proje, Mısır üzerinden geçen mevcut güzergâhlara alternatif oluşturmayı hedefliyor. Kızıldeniz ve Babülmendep çevresindeki güvenlik riskleri, veri akışında alternatif güzergâhlara sahip olmanın önemini artırıyor. Burada yeni bir güç unsuru ortaya çıkıyor. Bir ticaret koridorunu işleten aktör, malların hareketini kolaylaştırırken veri akışını ve lojistik standartları da etkileyebilir. Kritik altyapının güvenliği üzerindeki denetim, ekonomik ilişkilerde yeni bağımlılık biçimleri yaratabilir. Büyük tasarım, sınırlı ilerleme Ancak bu mimari henüz tamamlanmış bir sistem değil. Gazze savaşı, Suudi Arabistan ile İsrail arasında beklenen normalleşmeyi çıkmaza soktu. Ürdün üzerinden Hayfa’ya uzanacak demiryolu bağlantılarındaki eksiklikler, IMEC’in fiziki ayağını zayıflatıyor. Yüksek finansman ihtiyacı da projenin önündeki engellerden biri. Kurumsal yönetim ve finansman düzenindeki belirsizlikler de çözüm bekliyor. Sınır aşan anlaşmazlıkları ele alacak ortak mekanizmaların eksikliği, koridorun işlerlik kazanmasını güçleştiriyor. Dijital altyapı bu gecikmeler sırasında ilerleme sağlayabilir. Ancak yazılım entegrasyonu, trenlerin geçeceği rayların veya sınır kapılarının yerini tutamaz. IMEC’in teknolojik iddiasıyla sahadaki gerçekleşme düzeyini birbirinden ayırmak gerekiyor. Mattei Planı ise İtalya’nın Afrika’daki enerji, kalkınma ve göç politikalarını ortak bir çerçevede yürütme arayışını yansıtıyor. Başlangıç için öngörülen 5,5 milyar avroluk kaynak, hedeflerin kapsamı karşısında sınırlı kalabilir. Buna rağmen Roma’nın Avrupa kaynaklarını, enerji yatırımlarını ve Afrika’daki ilişkilerini aynı stratejik çerçevede değerlendirmesi, Akdeniz’deki güç dengelerini etkileyebilir. Türkiye için üç boyutlu rekabet Türkiye açısından risk, IMEC’in Anadolu’yu baypas etmesiyle sınırlı değil. Hayfa ile İtalya arasındaki lojistik bağlantının gelişmesi, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin dışında şekillenen bir ekonomik ve teknolojik ağ oluşturabilir. Denizaltı veri kabloları, enerji bağlantıları ve liman yatırımları, deniz yetki alanları konusundaki rekabete yeni boyutlar kazandırabilir. Afrika’da da benzer bir kesişme söz konusu. Mattei Planı, Türkiye’nin Libya, Somali ve Sahel kuşağındaki faaliyetleriyle aynı coğrafyada karşılaşıyor. Ancak İtalya ile Türkiye arasındaki ilişkiyi kaçınılmaz bir rekabet olarak değerlendirmek doğru olmaz. Roma’nın Avrupa Birliği kaynaklarına erişimi ile Ankara’nın sahadaki siyasi, askerî ve ekonomik varlığı, ortak projeler için fırsatlar yaratabilir. Türkiye’nin ilk seçeneği, Irak Kalkınma Yolu’nu hızlandırmak. Büyük Fav Limanı’ndan Ovaköy’e uzanacak demiryolu ve otoyol ağı, Körfez’i Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayabilir. Irak’taki siyasi ve idari sorunlar, finansman belirsizliği ve güvenlik tehditleri çözülmeden bu hedefe ulaşmak güç görünüyor. İkinci seçenek, Hazar geçişli Orta Koridor’un kapasitesini artırmak.
Halk TV programcısı Deniz Bayramoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Saat 05.15'te Halk TV'ye kayyım atandı. Mali Şube, KOM ve TEM ekipleri kanalda arama yapıyor. Kayyım heyeti yönetimi devraldı" açıklamasını yaptı. Halk TV'nin sahibi Cafer Mahiroğlu da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Butlan lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi mutlu olabilir. Polis, Halk TV'de" ifadesini kullandı. Halk TV'nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada polisin Halk TV binasına girdiği, kanala kayyım atandığı ve yayınların durdurulduğu ifade edildi. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) "Rüşvet, ihaleye fesat karıştırma... " suçlaması Polis şafak vakti Halk TV'nin İstanbul'daki merkezine baskın yaparak yayın sistemlerine el koydu ve canlı yayın akışını kesti. Gelişmeye ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi: Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce şüpheli Cafer Mahiroğlu hakkında 'Rüşvet, İhaleye Fesat Karıştırma ve Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama' suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında; Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından temin edilen veriler, gizli tanık beyanları, şüpheli ifadeleri ve dosya kapsamındaki diğer bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilmiştir. Soruşturma kapsamında yapılan incelemelerde, şüpheli Cafer Mahiroğlu'nun İzmir Büyükşehir Belediyesi nezdindeki bağlantılarını kullanarak BUSTECH Araç Bakım Onarım Hizmetleri Anonim Şirketi’nin (VKN: 1911178311) kurulmasını sağladığı, şirketin yönetimini belirlediği kişilere devrettiği ve belediye ihaleleri kapsamında gerçekleştirilen işlemler üzerinden haksız menfaat temin edildiği yönünde bulgulara ulaşılmıştır. Dosya kapsamındaki beyan ve kayıtlar doğrultusunda, ihale süreçleriyle bağlantılı olarak 14 milyon 464 bin TL tutarında kayıtsız rüşvet ödemesi yapıldığı, ilgili şirket üzerinden alınan işlerde ihale bedellerinin üzerinde fahiş fiyatlarla ödemeler gerçekleştirildiği ve elde edilen gelirlerin şüpheliye ait veya şüphelinin ilişkili olduğu değerlendirilen şirketlere aktarıldığı tespit edilmiştir. MASAK tarafından temin edilen veriler üzerinde yapılan incelemelerde, şüpheli Cafer Mahiroğlu'nun ortak veya yönetici sıfatıyla ilişkili olduğu şirketlerin toplam işlem hacminin 30 milyar 352 milyon 37 bin 389,15 TL olduğu tespit edilmiştir. Şüphelinin şahsi banka hesapları üzerinde yapılan incelemelerde ise 459 ayrı işlemle toplam 1 milyar 62 milyon 260 bin 3,28 TL para girişi, 564 ayrı işlemle toplam 1 milyar 118 milyon 591 bin 33,88 TL para çıkışı gerçekleştiği belirlenmiştir. Ayrıca şüphelinin yöneticisi olduğu şirketler üzerinden yurt dışına gerçekleştirilen para transferleri de incelemeye alınmış; ilgili finansal hareketlere ilişkin yüksek hacimli döviz bazlı işlemler tespit edilmiştir. Şüpheli Cafer Mahiroğlu'nun ve birinci derece yakınlarının şahsi banka hesapları ile ortaklık veya yöneticilik ilişkilerinin bulunduğu şirket hesaplarına yönelik incelemelerde, yüksek tutarlı uluslararası SWIFT para transferleri bulunduğu; malvarlığı edinimleri ile beyan edilen gelirler arasında uyumsuzluklar olduğu anlaşılmıştır. Diğer taraftan, şüpheli Cafer Mahiroğlu hakkında İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik yürütülen ayrı bir soruşturma kapsamında 'İhaleye Fesat Karıştırma' suçundan aranma kaydının bulunduğu ve 10 Mart 2025 tarihinde yurt dışına çıkış yaptığına ilişkin tespitler de dosya kapsamından anlaşılmıştır. 17 kişi hakkında gözaltı kararı Soruşturma kapsamında elde edilen deliller doğrultusunda, 17 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiş olup 14 Ekim tarihinde sabah saatlerinde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyon neticesinde 11 şüpheli gözaltına alınmıştır. Yapılan araştırmalarda şüphelilerden 4’ünün yurt dışında bulunduğu, 1’inin ceza infaz kurumunda olduğu tespit edilmiş, 1 şüphelinin ise yakalama çalışmaları devam etmektedir. Yine şüpheli Cafer Mahiroğlu'nun ortağı, yöneticisi ya da ilişkili olduğu tespit edilen şirketlere Sulh Ceza Hakimliği kararıyla el konulmuş ve TMSF’nin kayyum olarak atanmasına karar verilmiştir. Soruşturma, tüm yönleriyle ve titizlikle sürdürülmektedir. ANKA Halk TV Polis televizyon binasında arama yapıyor Çarşamba, Ekim 14, 2026 - 08:45 Main image: Fotoğraf: ANKA Haber related nodes: Fon krizine ilişkin Meclis araştırması önergeleri AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi Papa 14. Leo'nun akciğer ameliyatına ilişkin Vatikan'dan açıklama: Ameliyatı başarılı geçti Yeni Yol Milletvekili Ün'den Emine Erdoğan'a Azerbaycan'daki başörtüsü yasağı için çağrı Type: news SEO Title: Halk TV’ye kayyum atandı copyright Independentturkish:
TBMM Genel Kurulu'nda muhalefet partilerinin kamuoyunda “fon krizi” olarak bilinen sermaye piyasalarındaki gelişmelerin, usulsüzlük iddialarının ve olası siyasi-idari sorumlulukların araştırılması amacıyla verdiği Meclis araştırması önergeleri kabul edilmedi. TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı. Gündeme geçilmeden önce partilerin grup önerileri görüşüldü. Yeni Yol Grubu, yatırım fonları üzerinden gerçekleştirildiği öne sürülen usulsüz işlemlerin, piyasa manipülasyonlarının ve haksız kazanç faaliyetlerinin yanı sıra kamu görevlilerinin olası sorumluluklarının, denetim eksikliklerinin ve soruşturma süreçlerindeki uygulamaların araştırılması için önerge verdi. Önerge üzerine konuşan Yeni Yol Grubu Ankara Milletvekili İdris Şahin, meselenin 455 bin 758 mağdurla sınırlı olmadığını savunarak, denetim kurumlarının söz konusu işlemler gerçekleşmeden önce nerede olduğunu sordu. Şahin, olayın bütün yönleriyle araştırılması için Meclis komisyonu kurulması çağrısında bulundu. Yeni Yol Grubu'nun önergesi, AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. İYİ Parti'den denetim kurumlarına eleştiri İYİ Parti de fon skandalının tüm yönleriyle araştırılması, kamu görevlilerinin olası ihmal ve sorumluluklarının, siyasi karar alıcıların rolünün ve muhtemel siyasi müdahalelerin ortaya çıkarılması amacıyla önerge sundu. Önerge üzerine söz alan İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta, borsadaki olağanüstü fiyat hareketlerine ilişkin 26 Şubat 2025'te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yazı yazıldığını, Kasım 2025'te ise Hazine ve Maliye Bakanı'nın manipülasyona ilişkin açıklama yaptığını belirtti. Usta, ilgili kurumların buna rağmen zamanında harekete geçmediğini savundu. Tera'nın bir yatırım fonunun Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) onayı olmadan Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu'na (TEFAS) alındığını öne süren Usta, yatırımcı sayısının 7-8 ay içinde 161'den 111 bine, fon büyüklüğünün ise 268 milyar liraya çıktığını ifade etti. SPK'nin söz konusu durumu 11 ay boyunca görmezden geldiğini iddia eden Usta, denetim süreçlerinin araştırılması gerektiğini söyledi. DEM Parti: Halk soyulurken birileri servetine servet kattı DEM Parti de yatırım fonlarındaki manipülasyon iddialarının araştırılması için Meclis araştırması önergesi verdi. Önerge üzerine konuşan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Kabine Toplantısı sonrasında yaptığı “Spekülasyon üzerinden kazanç elde eden bedelini ödeyecek” açıklamasını hatırlattı. Kaya, haksız kazanç elde ettiği öne sürülen kişilerin ortaya çıkarılması ve yatırımcıların yaşadığı mağduriyetlerin araştırılması için komisyon kurulmasını istedi. Fonlara yatırım yapan vatandaşların birikimlerini kaybettiğini savunan Kaya, “Halk soyulurken birileri servetine servet kattı.” dedi. DEM Parti'nin önergesi de AK Parti ve MHP oylarıyla kabul edilmedi. YENİ Parti'den komisyon çağrısı YENİ Parti Grubu da SPK'nin izin, denetim, yatırım ve tasfiye kararlarının incelenmesi, olası çıkar ilişkilerinin ve kamu görevlilerinin sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması önergesi verdi. YENİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, borsadaki manipülasyon iddialarının ve bunların siyasi ve bürokratik bağlantılarının araştırılması için komisyon kurulmasını istedi. Öztürk, borsadaki değer kaybının 4,5 trilyon liraya ulaştığını, bunun 3 trilyon liralık bölümünün manipülatif hisselerden kaynaklandığını öne sürdü. Öztürk ayrıca fon krizine ilişkin iddialarla eski bir bakanın yatırımları hakkındaki iddiaları gündeme getirerek, kişilere yönelik suçlamalarda eşit yaklaşım gösterilmesi gerektiğini savundu. YENİ Parti'nin önergesi de AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. Oylamalar sırasında toplantı yeter sayısının bulunamaması üzerine TBMM Genel Kurulu birleşimi kapatıldı. Genel Kurul'un çalışmalarına 14 Ekim 2026 Çarşamba günü saat 14.00'te devam etmesi kararlaştırıldı. ANKA FON KRİZİ AK Parti MHP Fon krizine ilişkin muhalefetin Meclis araştırması önergeleri, TBMM Genel Kurulu'nda AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi Salı, Ekim 13, 2026 - 23:15 Main image: Fotoğraf: AA Haber Type: news SEO Title: Fon krizine ilişkin Meclis araştırması önergeleri AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi copyright Independentturkish:
İsrail'in Israel Hayom gazetesinin haberine göre, katıldığı bir etkinlikte konuşan Liberman, Netanyahu'nun önceliğinin güvenlik kaygıları değil, iktidarda kalmak olduğunu savundu. Liberman, "Netanyahu'yu güvenlik kaygıları değil, sadece iktidarda kalma arzusu yönlendiriyor." dedi. Netanyahu'nun seçimlerden önce İran, Hizbullah veya Hamas'a karşı askeri adım atmak için çaba harcadığını ileri süren Liberman, "Netanyahu'nun seçimlerden önce İran, Hizbullah veya Hamas'a karşı askeri bir adım atmak için yoğun çaba harcadığına dair en ufak bir şüphem yok." ifadelerini kullandı. "Gitmesi gerekiyor" Liberman, seçimlerin ardından muhalefetin hükümet kurması durumunda Netanyahu'nun bu hükümette yer almasına karşı olduğunu belirtti. Netanyahu'nun herhangi bir bakanlık görevini üstlenemeyeceğini savunan Liberman, "Gitmesi gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu. İsrail Başbakanı Netanyahu, işgal altındaki Batı Şeria sınırına giderek seçimler öncesinde saldırı tehdidi altında oldukları yönündeki iddiasını yinelemişti. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da 27 Ekim'de yapılacak genel seçimler öncesinde İran'ın seçim sonuçlarını etkileyecek saldırılar düzenleyeceğini tespit ettiklerini öne sürmüştü. AA İRAN İsrail Avigdor Liberman, Netanyahu'nun seçim öncesi koltuğunu korumak için İran, Hamas veya Hizbullah'a operasyon düzenleyebileceğini öne sürdü Salı, Ekim 13, 2026 - 23:00 Main image: Fotoğraf: AA Dünya Type: news SEO Title: İsrailli siyasetçi Liberman, Netanyahu'nun seçim öncesi İran, Hamas veya Hizbullah'a saldırabileceğini söyledi copyright Independentturkish:
Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo'nun akciğerinde tespit edilen nodülün alınması için Gemelli Hastanesinde geçirdiği ameliyatın başarıyla tamamlandığı ve Papa'nın hastanedeki odasına döndüğü bildirildi. Vatikan Basın Ofisinden yapılan açıklamada, Papa 14. Leo'nun akciğerindeki nodülün alınması için geçirdiği ameliyatın planlandığı ve beklendiği üzere tamamlandığı belirtildi. Açıklamada, "Ameliyat başarıyla, planlandığı gibi ve beklendiği üzere tamamlandı. Papa, hastanedeki odasına döndü." ifadeleri kullanıldı. Akciğerindeki nodülü aldırmak üzere ameliyat olacağını daha önce açıklayan Papa, öğle saatlerinde operasyon için Vatikan'dan ayrılarak Roma'daki Gemelli Hastanesine gitti. Hastane yetkililerinin karşıladığı Papa, binaya yürüyerek girdi. Vatikan Basın Ofisi, daha önce yaptığı açıklamada, Papa'nın Prof. Stefano Margaritora başkanlığındaki göğüs cerrahisi ekibi tarafından ameliyat edileceğini bildirmişti. Parolin: Erken tespit edilmesi önemli Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, sabah saatlerinde yaptığı açıklamada Papa ile bir gün önce görüştüğünü ve kendisini sakin gördüğünü belirtti. Parolin, "Açıkçası böyle bir şey beklemediğim için endişeliyim ancak çok şükür ki hemen fark edilen ve bu nedenle mümkün olan en kısa sürede çözülebilecek bir durum. Normalde bu tür şeyler erken tespit edildiğinde iyi şekilde çözülebilir." ifadelerini kullandı. Vatikan, Papa'nın iyileşme süreci nedeniyle 20 Ekim'e kadar bütün programlarının iptal edildiğini duyurmuştu. Vatikan Basın Ofisi, operasyon sonrasındaki iyileşme döneminin yaklaşık bir hafta sürmesinin beklendiğini açıklamıştı. Papa ameliyat olacağını pazar duasında duyurmuştu Papa 14. Leo, 11 Ekim'de Aziz Petrus Meydanı'na bakan ofisinin penceresinden yaptığı geleneksel pazar duası sırasında akciğerinde nodül tespit edildiğini ve doktorların tavsiyesi üzerine ameliyat olmaya karar verdiğini açıklamıştı. Papa, açıklamasında, "Doktorlar, akciğerimde bir kitle (nodül) tespit etti. Doktorlar müdahalenin uygun olduğuna inanıyor ve bu nedenle onların tavsiyesi üzerine, nodülü aldırmak için ameliyat olmaya karar verdim." ifadelerini kullanmıştı. İtalyan basınında, bir Papa'nın pazar duası sırasında ameliyat olacağını açıklamasının tarihte bir ilk olduğuna dikkat çekilmişti. Basındaki haberlerde, Papa'nın 6-17 Kasım'da Uruguay, Arjantin ve Peru'yu kapsayan Güney Amerika ziyaretini iptal etmemek amacıyla ameliyat olma kararı aldığı belirtilmişti. 71 yaşındaki Papa 14. Leo, Papa Franciscus'un 21 Nisan 2025'te vefat etmesinin ardından, 8 Mayıs 2025'teki Konklav'da Katolik Kilisesi'nin yeni lideri seçilmişti. ABD'li Robert Francis Prevost, papalık görevinde "14. Leo" ismini almıştı. AA papa 14. Leo vatikan Vatikan, Papa 14. Leo'nun akciğerinde tespit edilen nodülün alınması için geçirdiği ameliyatın başarıyla tamamlandığını ve Papa'nın hastanedeki odasına döndüğünü bildirdi Salı, Ekim 13, 2026 - 23:00 Main image: Fotoğraf: AA Dünya Type: news SEO Title: Papa 14. Leo'nun akciğer ameliyatına ilişkin Vatikan'dan açıklama: Ameliyatı başarılı geçti copyright Independentturkish:
Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğünün, X sosyal medya platformundaki hesabından yapılan açıklamada, erken uyarı sisteminin başkent genelinde devreye girdiği bildirildi. Kurum ayrıca vatandaşların uyarı anında izlemesi gereken güvenlik talimatlarını içeren bir bilgilendirme mesajı paylaştı. Görgü tanıkları, uyarının ardından şehirde art arda 3 patlama sesinin işitildiğini aktardı. Sivil Savunma Müdürlüğü kısa süre sonra ikinci bir açıklama yaparak "tehlikenin geçtiğini" bildirdi ancak olayın niteliğine dair ayrıntı paylaşmadı. Yemen'de meşru hükümete destek veren Arap Koalisyonu, İran destekli Husilerin kontrolündeki başkent Sana'da bulunan Yemen Petrol Şirketinin Sibaha tesisine hava saldırıları düzenlendiğini duyurmuştu. Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri de yaptığı açıklamada, başkent Sana'nın hedef alınması durumunda Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ı hedef alacakları tehdidinde bulunmuştu. AA SUUDİ ARABİSTAN patlama Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da saldırı uyarısı sonrası 3 ayrı patlama sesi duyulduğu bildirildi Salı, Ekim 13, 2026 - 23:00 Main image: Fotoğraf: AA Dünya Type: news SEO Title: Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da saldırı uyarısı sonrası 3 patlama sesi duyuldu copyright Independentturkish: