Soğutma teknolojileri gıda üretiminden saklanmasına ve nakledilmesine ortam iklimlendirmesinden tıpta aşıların, organların ve kanın korunmasına kadar pek çok alanda günlük yaşantımızın önemli hatta vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Gametlerin, embriyoların, dokuların, hücrelerin, tohumların ve genetik örneklerin düşük sıcaklıklarda saklanması anlamına gelen kriyoprezervasyon da sessiz sedasız hayatımızda büyük bir yer edinen bir başka soğutma teknolojisi uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte soğutma teknolojileri başlangıcından itibaren bilim, teknoloji ve siyasetin kesişim alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle kriyoprezervasyon pratikleri bu kesişimin çok daha bariz şekilde görünür olduğu bir alandır. Kriyoprezervasyon yalnızca biyomedikal bir saklama tekniği değil, yaşamın, ölümün, zamanın ve geleceğin yönetimine ilişkin özgül bir iktidar teknolojisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu uygulamalar biyolojik materyalin yalnızca korunmasını değil, aynı zamanda gelecekteki kullanım için askıya alınmasını, rezerv olarak saklanmasını da mümkün kılmaktadır. Bu bağlamda çalışma, Foucault’nun biyopolitika kavramından hareketle oluşturulan kriyopolitika kavramının geçerliliğini tartışacaktır. Bu amaçla makalede öncelikle soğutma teknolojilerinin kullanımının ve bu alandaki bilimsel çalışmaların tarihsel gelişimi ortaya konacaktır. Ardından kriyoprezervasyon uygulamalarındaki gelişmelerin Foucaultcu anlamdaki biyopolitika kavramını yeniden değerlendirmemiz gerektirdiğini öne süren Emma Kowal, Joanna Radin ve Thomas Lemke’nin görüşleri ele alınacaktır. Sonuç bölümünde kriyoprezervasyon uygulamalarının iktidar pratiklerinde önemli bir farklılık yaratıp yaratmadığı ve bu bağlamda kriyopolitika kavramına ihtiyaç duyulup duyulmadığı tartışılacaktır.Bu bağlamda çalışma, Foucault’nun biyopolitika kavramından hareketle oluşturulan kriyopolitika kavramının geçerliliğini tartışacaktır. Bu amaçla makalede öncelikle soğutma teknolojilerinin kullanımının ve bu alandaki bilimsel çalışmaların tarihsel gelişimini ortaya konacaktır. Ardından kriyoprezervasyon uygulamalarındaki gelişmelerin Foucaultcu anlamdaki biyopolitika kavramını yeniden değerlendirmemiz gerektirdiğini öne süren Emma Kowal, Joanna Radin ve Thomas Lemke’nin görüşleri ele alınacaktır. Sonuç bölümünde kriyoprezervasyon uygulamalarının iktidar pratiklerinde önemli bir farklılık yaratıp yaratmadığı ve bu bağlamda kriyopolitika kavramına ihtiyaç duyulup duyulmadığı tartışılacaktır.
Stories on this topic, gathered from every source.