İskender Öksüz: Demokrasi tenhada gizli gizli yapılacak bir iş değil 30.08.2026 Diken Bu anlayışla “açık etme, tepki doğar, çaktırmadan halledelim, geçiversin” düşünceleri demokrasi değildir. The post İskender Öksüz: Demokrasi tenhada gizli gizli yapılacak bir iş değil appeared first on #site_linkat 30.08.2026 .
Tarikatlar gerçeği, ülkenin demokratikleşmesinin sadece rejimin aktörlerinin değişmesiyle başarılamayacağının da bir kanıtı. Siyasal İslamcılık üzerinden yapılan demokratikleşme kurgusu Türkiye’yi bugünlere getirdi. Bugün de demokratik İslam adı altında rejimle bütünleşme yolları açılarak bu gerici odaklar, sivil toplumun parçası sayılıyor ya da iyisi-kötüsü diye meşrulaştırılıyor. Bunlarla yürünecek yolun sonu her türlü aynı yere çıkacaktır.
Demokrasi, sadece seçimde bir partinin aldığı oy oranları üzerinden değerlendirilebilecek bir rejim değildir. Halkın oyuyla iktidara gelip aynı şekilde iktidardan gitmek tartışılmaz bir ilkedir
Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Antalya Belek’te bir halk plajında kadınların izinsiz şekilde görüntülenerek kıyafetleri üzerinden hakaret içeren ifadelerle hedef alınması, kadınların onuruna, mahremiyetine
Neoliberalizm üç çeyrek asırdan fazla bir süredir bizimle birlikte. 1940’larda Mont Pelerin Cemiyeti’nin eski tarz liberalizmi yeniden icat etme çabalarından bu yana, neoliberalizm çeşitli biçimler aldı: Bunlar arasında Chicago Okulu ve Alman ordoliberalizmi, 1973’teki Pinochet önderliğindeki Şili darbesi, Thatcher-Reagan devrimleri, IMF ve Dünya Bankası güdümlü yapısal uyum programları veya Avrupa Üçüncü Yol politikaları vardı. Neoliberalizm konusu, yorumcular giderek daha tartışmalı ve kaygan hale gelen bu terimi anlamlandırmaya çalıştıkça son on yılda daha da genişleyen gerçek bir yorum endüstrisi yarattı. Neoliberalizm hakkında yazanların çoğu artık dünya sahnesinde son valsi olduğuna inandıkları şeyi övüyorlar: 2008-9 finansal krizinin getirdiği dönüşümler, korumacı otoriter hükümetlerin yükselişi ve The post Neoliberalizm Her Zaman Demokrasi İçin Bir Tehdit Olmuştur – Aldo Madariaga first appeared on Öncül Analitik Felsefe .
Ukrayna'nın görevden alınan Savunma Bakanı Mykhailo Fedorov, ülkenin yönetim kriziyle karşı karşıya olduğunu savunarak seçime gidilmesi çağrısında bulundu. Bu, Rusya'nın işgalinden bu yana Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelenski'ye yönelik en büyük iç meydan okuma oldu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” sürecinin yalnızca terörün sona erdirilmesini değil, Türkiye’nin dış politikada daha bağımsız hareket etmesini ve bölgesel barış ile istikrarın güçlenmesini de hedeflediğini söyledi. Bahçeli, başta Suriye olmak üzere Irak ve Lübnan’da güçlü merkezi otorite, milli birlik, toprak bütünlüğü ve demokratik hukuk devletinin tesis edilmesi gerektiğini vurguladı.
Liberalizm neden işçi sınıfından uzaklaştı? Bireysel özgürlük ile ortak refah yeniden nasıl buluşturulabilir? Otoriterlik ve etnik milliyetçilik yükselirken liberal demokrasi kendini yenileyebilir mi? Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu, liberalizmin krizini ve çıkış yollarını tartışıyor.
Demokrasi Meydanı'nda Gerçekleşen Program Havadan Görüntülendi
CHP'li Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt ve belediye meclis üyeleri yayımladıkları açıklama ile CHP'den ayrılıp YENİ Parti'ye geçeceklerini duyurdular.
Şanlıurfa'nın 15 Temmuz Demokrasi Bulvarı'nda otomobilinde kırmızı ışıkta beklerken kimliği belirsiz kişilerce saldırıya uğrayan Mehmet Güleli (32) hayatını kaybetti. Saldırıda Abdulkadir Özdemir (26) ve Abdulvahap Baydu (35) yaralandı. Polis, şüphelilerin yakalanması için çalışma başlattı.
Bu yazı dizisi boyunca hukukun kaynağından modern devletin ortaya çıkışına, çoğunlukçu demokrasi ile anayasal demokrasi arasındaki gerilimden kolektif haklar meselesine, Türkiye'deki reformların önündeki zihniyet sorunlarından karar alma kapasitesi krizine kadar uzanan geniş bir çerçeve çizmeye çalıştık. Bütün bu tartışmaların sonunda karşımıza çıkan temel soru şudur: Türkiye nasıl bir hukuk düzenine ihtiyaç duymaktadır? Bu soruya verilecek cevap yalnızca hukukçuları ilgilendiren teknik bir mesele değildir. Çünkü hukuk, bir toplumun nasıl birlikte yaşayacağını belirleyen temel kurumlardan biridir. Hukuk yalnızca mahkemeleri ve yasaları değil, aynı zamanda devlet ile vatandaş arasındaki ilişkiyi, birey ile toplum arasındaki dengeyi ve özgürlük ile güvenlik arasındaki sınırları da belirlemektedir. Dolayısıyla Türkiye'nin geleceği üzerine yapılacak her ciddi tartışma, kaçınılmaz olarak hukuk meselesine ulaşmaktadır. Türkiye'nin son iki yüzyıllık modernleşme deneyimi incelendiğinde dikkat çeken önemli bir özellik vardır. Reformların büyük bölümü yukarıdan aşağıya doğru gerçekleştirilmiştir. Devlet değişimin ana aktörü olmuş, toplum ise çoğu zaman bu değişimin muhatabı olarak görülmüştür. Tanzimat'tan Cumhuriyet'e, çok partili hayata geçişten Avrupa Birliği reformlarına kadar uzanan süreçte bu yaklaşımın izleri görülebilir. Devlet toplumu dönüştürmeye çalışmış, toplum ise zaman zaman bu dönüşüme direnmiş, zaman zaman uyum sağlamış, zaman zaman da kendi taleplerini dile getirmeye çalışmıştır. Bu model belirli dönemlerde önemli başarılar üretmiştir. Ancak günümüz toplumlarının karmaşıklığı karşısında aynı modelin sınırları da görünür hale gelmektedir. Çünkü çağdaş toplumlar geçmişe göre çok daha çoğulcu yapılardır. Eğitim düzeyleri yükselmiş, iletişim imkânları genişlemiş, farklı kimlikler görünür hale gelmiş ve vatandaşların beklentileri çeşitlenmiştir. Böyle bir toplumda hukuk yalnızca merkezi otoritenin belirlediği kurallardan oluşamaz. Aynı zamanda toplumsal talepleri sisteme dâhil edebilme kapasitesine de sahip olmak zorundadır. Türkiye'nin önündeki temel meselelerden biri budur. Uzun yıllar boyunca devletin korunması ile toplumun talepleri arasında bir tercih yapılması gerektiği varsayılmıştır. Oysa modern hukuk deneyimi göstermektedir ki bu ikisi zorunlu olarak birbirinin alternatifi değildir. Güçlü devlet ile özgür toplum arasında kaçınılmaz bir çelişki bulunmamaktadır. Asıl mesele bu iki değerin nasıl dengeleneceğidir. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Türkiye'deki birçok tartışmanın merkezinde yer alan beka kavramı bu noktada özel bir önem taşımaktadır. Beka kaygısı yalnızca siyasal bir söylem değildir. Aynı zamanda tarihsel bir hafızanın ürünüdür. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması, işgaller, savaşlar, darbeler ve çeşitli güvenlik sorunları devletin devamlılığı meselesini toplumsal hafızanın önemli bir parçası haline getirmiştir. Bu nedenle birçok reform önerisi önce güvenlik perspektifinden değerlendirilmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus bulunmaktadır. Bir devletin uzun vadeli güvenliği yalnızca askerî veya bürokratik kapasitesiyle sağlanmaz. Aynı zamanda vatandaşlarının o devleti ne kadar meşru gördüğüyle de ilgilidir. İnsanlar kendilerini sistemin eşit ortakları olarak gördüklerinde devlet ile toplum arasındaki bağ güçlenir. Buna karşılık taleplerin sürekli ertelendiği, farklılıkların tehdit olarak algılandığı ve reformların sürekli geleceğe bırakıldığı toplumlarda güven ilişkisi zayıflamaya başlar. Bu nedenle çağdaş hukuk devletinin temel görevi yalnızca düzeni korumak değildir. Aynı zamanda vatandaşların sisteme aidiyet duygusunu güçlendirmektir. Aidiyet ise yalnızca ortak semboller veya ortak tarih anlatılarıyla oluşmaz. İnsanlar kendi hayatları üzerinde söz sahibi olduklarını hissettiklerinde aidiyet geliştirirler. Hukukun adil uygulandığını gördüklerinde aidiyet geliştirirler. Kimliklerinin, inançlarının ve yaşam tarzlarının meşru kabul edildiğini gördüklerinde aidiyet geliştirirler. Bu noktada çoğulcu hukuk devleti kavramı önem kazanmaktadır. Çoğulculuk yalnızca farklı görüşlerin varlığı anlamına gelmez. Daha derin anlamda çoğulculuk, farklılıkların meşruiyetinin kabul edilmesi demektir. İnsanların aynı düşünmek zorunda olmadıkları, aynı yaşam tarzını benimsemek zorunda olmadıkları ve aynı kültürel tercihleri paylaşmak zorunda olmadıkları gerçeğinin hukuk tarafından tanınmasıdır. Türkiye'nin karşı karşıya olduğu sorunların önemli bir bölümü tam da bu noktada yoğunlaşmaktadır. Çünkü birçok mesele teknik olarak çözülebilecek durumdadır. Sorunların çözülmesini zorlaştıran şey çoğu zaman hukuki bilgi eksikliği değil, farklı toplumsal kesimlerin birbirlerine duyduğu güvensizliktir. Her reform önerisi başka bir grubun kazanımı veya kendi kaybı gibi algılanabilmektedir. Böylece hukuk, ortak bir çözüm zemini olmaktan çıkarak siyasal mücadelelerin alanı haline gelebilmektedir. Oysa başarılı hukuk sistemleri farklı toplumsa
Ali Bayramoğlu: Demokrasi tartışması siyaset yapma imkânlarının açılmasıyla anlam taşıyacaktır 13.08.2026 Diken Uygulama, niyet ve zaman… The post Ali Bayramoğlu: Demokrasi tartışması siyaset yapma imkânlarının açılmasıyla anlam taşıyacaktır appeared first on #site_linkat 13.08.2026 .
Genç Diplomasi Derneği tarafından Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda düzenlenen Bosphorus Diplomasi Forumu 2026'nın sahnesinde diplomatlar, akademisyenler, karar alıcılar ve alanında uzman isimler yer
Türkiye’de son dönemde tartışılan yasal düzenlemeler ve “çözüm” başlığı altında gündeme getirilen girişimler, yalnızca bir güvenlik ya da kimlik meselesi değildir.
Dünyanın farklı ülkelerinden gençleri Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda bir araya getiren Bosphorus Diplomasi Forumu 2026 'da (BDF'26) "Yapay Zeka ve Ekonomi Arasındaki Asimetrik İlerleyiş" konuşuldu.
İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, Türkiye'ye gelen uluslararası öğrencilerin dünyada Türkiye'nin doğru tanıtımına ciddi katkı sağlayacağını söyledi.
Demokrasi Ve özgürlükler Adası’nın Semalarında Göç Eden Leylek Sürüsü Gökyüzünde Görsel şölen Oluşturdu.
Stories on this topic, gathered from every source.