Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında oluşturulan Mekke Savunma İttifakı'nda kurumsallaşma sürecinde kritik aşamaya gelindi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın çalışmaların sonuna gelindiğini açıklaması,
Yemen ordusu, stratejik Taiz-Aden ikmal hattını kesen Husilere karşı "Yemen Şafağı" operasyonunu başlatarak Babülmendep Boğazı ve Zubab Havalimanı’nı ele geçirdiğini duyururken; 100 savaş uçağıyla hava desteği sağlayan Arap Koalisyonu 324 hedefi vurduğunu bildirdi, Husiler ise kontrolün halen kendilerinde olduğunu savundu.
Suudi Arabistan, Yemen’de Husilere karşı Babülmendep Boğazı’nın kontrolünü geri almayı amaçlayan bir saldırıya hazırlanıyor. Riyad'a ABD, Türkiye ve Pakistan'ın da farklı biçimlerde destek vermesi bekleniyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, yarın Birleşik Arap Emirlikleri'ni ziyaret edecek. Fidan'ın temaslarında Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında seyrüsefer serbestisinin sağlanması ve Yemen'de siyasi birlik ile istikrarın desteklenmesi konularının ele alınması bekleniyor.
Yemen 'de 4 yıllık görece sakinliğin ardından çatışmalar yeniden yoğunlaştı. Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışma, ilk bakışta sıradan bir iç savaşın dışarıya yansıyan yüzü gibi durabilir. Ancak resmi biraz büyüttüğümüzde, karşımıza çok daha karmaşık bir denklem çıkıyor: Yemen'in tarihsel fay hatları, Suudi Arabistan'ın güney sınırındaki güvenlik kaygıları, Tahran-Riyad hattındaki bölgesel rekabet ve tabii ki Kızıldeniz ile Babülmendep Boğazı'nın stratejik ağırlığı... Suudi Arabistan'ın 2015'te başlattığı askerî müdahale, aslında sınırında kendi ulusal çıkarlarına uygun bir düzen kurma ve kendi güvenliğini garantiye alma hamlesiydi. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Husiler süreç içinde füze ve İHA teknolojisinde ciddi bir aşama kaydederek savaşın faturasını doğrudan Suudi topraklarına ve stratejik ekonomik altyapısına kesmeye başladı. 2026'ya geldiğimizde ise çatışmaların yeniden alevlenmesi, bu köklü Suudi-Husi çekişmesini çok daha geniş kapsamlı bir bölgesel güvenlik krizine dönüştürdü. Husilerin Suudi hedeflerine yönelik tırmanan saldırıları, Kızıldeniz ve Babülmendep'te kilitlenen deniz güvenliği, tam da bu dönemde ABD'nin doğrudan askerî bir müdahaleden kaçınarak Husilerle masaya oturması... Tüm bu gelişmeler bir araya geldiğinde, Riyad'ın yıllardır yürüttüğü güvenlik stratejisini ve müttefiklik ilişkilerini sorgulamasına yol açıyor. Modern Suudi Arabistan–Yemen ilişkilerinin seyrini belirleyen ilk büyük kırılma, 1934'teki Suudi-Yemen Savaşı ve ardından gelen Taif Antlaşması ile oldu. Asir, Necran ve Cizan bölgeleri üzerindeki egemenlik mücadelesiyle başlayan bu çatışma, Taif'le kâğıt üzerinde çözülmüş görünse de sınır meselesi iki ülke arasında sinsi bir gerilim hattı olarak varlığını hep korudu. Asıl büyük deprem ise 1962'de yaşandı: Yemen'de yüzyıllık İmamlık rejiminin devrilmesi, kartların yeniden dağıtılmasına yol açtı. Mısır lideri Cemal Abdünnasır'ın çiçeği burnunda cumhuriyetçi yönetime arka çıkıp sahaya doğrudan asker sürmesi, Riyad'daki alarm zillerini çaldırdı. Suudi yönetimi için burnunun dibinde, Nasır'ın temsil ettiği Arap milliyetçiliği ve cumhuriyetçi dalganın bölgedeki monarşilerin meşruiyetini doğrudan hedef alması, Riyad'daki güvenlik algısını kökten değiştirdi. Bu tehdit karşısında Yemen, Suudi Arabistan'ın dış ve güvenlik politikasında artık es geçilemez, birinci derece kritik bir alan hâline geldi. Suudi Arabistan'a saldıran Husiler kimdir? Neyi hedefliyorlar? Husiler kendilerini resmiyette "Ensarullah" (Allah'ın Yardımcıları) olarak adlandırsalar da küresel kamuoyu ve bölgesel siyasette bu yapıyı, hareketin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi ve ailesine atıfla " Husiler " olarak tanır. Hareketin kökleri, Yemen'in kuzeyinde yüzyıllardır varlığını sürdüren Zeydi toplumuna ve bu çevrenin dinî-toplumsal birikimine dayanır. 1990'larda fikirsel ve örgütsel temelleri atılan yapı, 2004 yılından itibaren Yemen merkezî hükümetine karşı doğrudan silahlı bir mücadeleye girişti. Buradaki tarihsel kırılmayı anlamak gerekir: Zeydi imamlar, özellikle Sa'da merkezli Kuzey Yemen'de yüzyıllar boyunca siyasi iktidarı elinde tutan bu yapı, 1962'deki Cumhuriyet Devrimi ile son bulmuştu. Dolayısıyla Husilerin ideolojik bagajında "yeni bir mezhep ya da radikal bir fikir getirme" iddiasından ziyade, Yemen'in tarihsel Zeydi kimliğini ve siyasal nüfuzunu yeniden ihya etme düşüncesi yatar. 2014 yılında başkent Sana'yı ele geçirerek ülkenin omurgasını kontrol altına alan Husiler, Suudi Arabistan'ı kendi iç işlerine karışan ve askerî güç kullanan bir "müdahaleci" olarak konumlandırır. Riyad ise durumu tam tersinden okur: Burnunun dibindeki güney sınırında İran'la yakın ilişkileri olan silahlı bir yapının varlığı, üstelik bu yapının füze ve İHA'larla kendi topraklarını hedef alma kapasitesi, Suudi Arabistan için doğrudan varoluşsal bir ulusal güvenlik tehdididir. Suudi Arabistan'ın Yemen politikasındaki paradoks: Islah Partisi 2014 sonrasında Suudi Arabistan'ın Yemen politikasının merkezinde birbirini tamamlayan ancak zaman zaman çatışan iki farklı tehdit algısı ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilki, İran'la yakın ilişkileri bulunan Husilerin Suudi Arabistan'ın güney sınırında güçlü, silahlı ve devrimci bir aktör olarak ortaya çıkmasıydı. İkincisi ise Arap Baharı sonrasında Riyad'ın bölgesel rejim güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirdiği Müslüman Kardeşler hareketinin Yemen'deki önemli siyasi uzantısı olan Islah Partisi'nin siyasi ve askerî ağırlığının artmasıydı. Riyad açısından Husilerin güçlenmesi doğrudan bir jeopolitik ve sınır güvenliği sorunu oluştururken, Islah'ın güçlenmesi Yemen'de Suudi Arabistan'ın bütünüyle kontrol edemeyeceği güçlü bir siyasal ve toplumsal aktörün ortaya çıkması anlamına geliyordu. Böylece Suudi Arabistan, bir taraftan Husileri dengeleyebilmek için Islah'ın siyasi ve askerî kapasitesine ihtiyaç duyarken, diğer taraftan Müslüman Kardeşler bağlantılı bir hareketin Yemen'de aşırı güçlenmesini kendi rejim güvenliği açısından risk olarak görüyordu. Bu durum, Yemen'deki
Yemen'de hükümet güçleri, İran destekli Husilerin Taiz kentinin güney ve batısındaki saldırı ve sızma girişimlerini püskürterek daha önce Husilerin kontrolünde bulunan bazı noktaları geri aldı.
Yemen’de İran destekli Husiler, Kızıldeniz kıyısındaki kazanımlarını güvence altına almak amacıyla ülkenin güneyindeki stratejik dağlık bölgelerde ilerleyişini sürdürüyor. Çatışmalar Babülmendep Boğazı çevresinde yoğunlaşırken, New York Times ABD Başkanı Donald Trump’ın Husilere yönelik planlanan hava saldırılarını son anda durdurduğunu bildirdi.
YEMEN’de Kızıldeniz kıyısındaki Babülmendep Boğazı, Taiz ve Marib gibi kritik cephelerde Husi güçleri ile hükümet birlikleri arasındaki çatışmalar şiddetlendi. Suudi Arabistan öncülüğündeki uluslararası koalisyon ise seyrüsefer güvenliğini sağlamak ve Husi ilerleyişini durdurmak amacıyla bölgedeki operasyonlarını ve hava devriyelerini artırdı.
TEPAV Enerji ve İklim Değişikliği Çalışmaları Merkezi Direktörü Dr. Mühdan Sağlam, Babülmendep krizinin enerji akışını sekteye uğrattığını söyleyerek, “Babülmendep açılsa dahi Hürmüz ve Karadeniz'deki durum bu haliyle devam ettiği sürece dünyanın dizel şokuna bir çözüm üretmesi kolay görünmüyor. Nitekim Avrupa piyasalarında, Almanya'da bugün dizel 2,5 euroya satılıyor. Türkiye’de de dizele dönük zamlar art arda geliyor. Dünyada çok yönlü krizlerle karşı karşıya olduğumuzu, Babülmendep'in de var olan krizleri daha derinleştirici etkiye sahip olabileceğini söylemek mümkün” dedi.
Husilerin Mokha ve Perim Adası’nı ele geçirmesi Kızıldeniz’deki güç dengesini nasıl değiştirebilir? İran savaşıyla Hürmüz Boğazı’na alternatif hâle gelen bu güzergâh neden yeni bir cepheye dönüşüyor? Suudi Arabistan’ın petrol ihracatı baskı altına girerken Yemen’deki çatışma Orta Doğu’daki savaşı daha da genişletebilir mi?
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) Husiler'in Babülmendep Boğazı'nda elde ettiği kazanımlar ardından acil toplanma kararı aldı. BMGK salı günü bir araya gelecek.
Hem Babülmendep hem Hürmüz Boğazı'ndaki çatışmalar büyüyor. Husiler, Moka'nın ardından Aden'e doğru ilerleyerek Babülmendep'in kontrolünü ele geçirmek üzere.
"BABÜLMENDEP KRİZİNDE BÖLGESEL SAVAŞ RİSKİ" haberi için lütfen tıklayın
Yemen'de yıllardır süren iç savaş yeniden alevlenirken, Babülmendep Boğazı'ndaki gemi geçişindeki azalma küresel deniz ticaretini durma noktasına geldi. Orta Doğu'da Husilerin başlattığı saldırılarla
Suudi Arabistan'da bulunan Doğu-Batı petrol boru hattı Yemen'deki Husiler tarafından saldırıda hedef alındı. Saldırıların ardından Suudi Arabistan tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, "Doğu-Batı
Suudi Arabistan'da bulunan Doğu-Batı petrol boru hattı Yemen'deki Husiler tarafından hedef alındı. Şiddetli saldırıların ardından Suudi Arabistan tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, Doğu-Batı
Yemen’de İran destekli Husiler, Kızıldeniz’in giriş kapısı olarak bilinen Babülmendep Boğazı çevresinde kontrol alanını genişletti. Stratejik Meyyun Adası ile Taiz’e bağlı Zubab ilçesinin Husilerin eline geçtiği bildirildi.
Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni bağlayan stratejik Babülmendep Boğazı, Yemen'in batı sahilinde hükümet güçleri ile Husiler arasında tırmanan çatışmalar ve azalan gemi trafiği nedeniyle küresel güvenlik gündeminin odağına yerleşti.
İran destekli Husiler, Yemen'in Kızıldeniz kıyısındaki stratejik liman kenti Moha'nın kontrolünü ele geçirdi. Husilerin kentle yetinmeyerek güneye, dünyanın en kritik ticaret geçişlerinden Babülmendep Boğazı'na doğru ilerlediği bildirildi.
İran destekli Husiler, Yemen’in stratejik liman kenti Moha’nın kontrolünü ele geçirdi. Gelişme, küresel enerji tedarikinin önemli güzergâhlarından Babülmendep Boğazı çevresinde gerilimi artırırken, Brent petrolü 100 doların üzerinde seyrediyor
Stories on this topic, gathered from every source.