Your cookie preferences
We use necessary cookies for your session and preferences. You can optionally allow usage measurement and advertising cookies too. Privacy policy
İran, ABD ve İsrail ile devam eden savaşı sona erdirmeye yönelik Katar'ın arabuluculuğunda hazırlanan yeni önerileri reddederek nükleer program konusunda taviz vermeyeceğini bildirdi.
İran yönetimi, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail ile devam eden savaşı sona erdirmeye yönelik Katar’ın arabuluculuğunda hazırlanan yeni önerileri kabul etmediğini ve nükleer program konusunda herhangi bir geri adım atmayacağını bildirdi.
This is an excerpt. Copyright belongs to the source; the full story is published on their site.
Read the full story at the source
This story was published by Dokuz8 Haber.
See other sources covering this event →
1998 yılında, Taliban'ın kuzeydeki Mezar-ı Şerif şehrinde 10 İranlı diplomatı ve bir gazeteciyi öldürmesinin ardından İran güçleri Afganistan'ı işgal etmenin eşiğine gelmişti. Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani, 11 Eylül 2001 saldırılarına kadar 1990'ların büyük bir bölümünde Pakistan destekli Taliban'a karşı bir vekalet savaşı yürüttü. Amerikalı diplomatlar, Süleymani'nin bizzat ABD'ye sahada kritik istihbarat ve operasyonel destek sağlayarak Taliban'ı devirmesine yardım ettiğini doğruladı. İran ve Taliban arasındaki düşmanlık, Washington ve İran Devrim Muhafızları'nın ortak bir düşmana karşı iş birliği yaptığı bir noktaya ulaşmıştı. Bugün, neredeyse otuz yıl sonra ise, denklem tersine döndü. İran, Taliban'ın en önde gelen askeri ve bölgesel müttefiki haline gelerek Pakistan'ı uzun süredir sahip olduğu etki konumundan uzaklaştırdı. Rusya ve Çin ise, Orta ve Güney Asya'daki Amerikan etkisine karşı koymak için Tahran-Kabil eksenine güveniyor. Amerika Birleşik Devletleri, ara dönem kongre seçimlerinin ardından İran'a karşı savaşını yeniden başlatmaya hazırlanırken, Tahran ve Taliban arasında gelişen ilişki, İran rejimine yeni bir stratejik derinlik sağlıyor. Taliban gibi Şii karşıtı bir İslamcı hareket, İran ile bu kadar yakın bir ittifaka nasıl girdi? Cevap, ilk bakışta göründüğünden daha karmaşık ve aynı zamanda Tahran ile el-Kaide arasındaki uzun süreli bağları da ortaya koyuyor. İran, Taliban'ın birincil müttefiki konumunu Pakistan'dan nasıl aldı? Yaklaşık olarak 2010 yılında, üst düzey Amerikalı komutanlar, İran'ı Afganistan'daki NATO güçlerine karşı Taliban isyanını desteklemekle suçlamaya başladılar. Pakistan hareketi kucaklamış, ona güvenli bir sığınak sağlamış ve koalisyon güçlerine karşı zaferine katkıda bulunmuş olsa da, hareket üzerindeki kontrolü giderek azalırken, İran hem Pakistan hem de Amerikan istihbaratına karşı manevralarda üstünlük kazandı. Amerikalılar, Afganistan'daki en önde gelen Şii gruplardan biri olan Hazara'lardan çok sayıda kişiyi yanlarında savaşmaları için saflarına kattılar; bu da İran'ın onları en azından Afganistan arenasında kendi tarafına çekmesini zorlaştırdı Süleymani ve Devrim Muhafızları tarafından desteklenen ve Taliban rejiminin devrilmesine neden olan ABD liderliğindeki işgalden kısa bir süre sonra, Tahran ve Washington arasında Afganistan'ın gelecekteki yönetimi konusunda anlaşmazlıklar ortaya çıkmaya başladı ve Süleymani ile ABD ordusu arasındaki iş birliğini baltaladı. Ancak, bu ortaklığın çöküşünde en önemli faktör Irak oldu. Orada da Süleymani, Amerikalıların Saddam Hüseyin'i devirmesine yardım etmişti; ancak birkaç yıl sonra iki taraf, ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda farklı görüşlere sahipti. Irak'taki çatışmanın doğasını büyük ölçüde Sünni-Şii ayrımı açıklarken, Afganistan'daki durum çok daha karmaşıktı. 11 Eylül saldırılarından sonra iktidara gelen ve Farsça konuşan Tacikler, Sünni Müslümanlardır ve İranlılarla yakın kültürel bağlarına rağmen, dini olarak aynı mezhebi paylaşmıyorlar. Buna karşılık, Amerikalılar, Afganistan'daki en önde gelen Şii gruplardan biri olan Hazara'lardan çok sayıda kişiyi yanlarında savaşmaları için saflarına kattılar; bu da İran'ın, en azından Afganistan arenasında, onları kendi tarafına çekmesini zorlaştırdı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova'da Afganistan konusunda istişareler için düzenlenen “Moskova Formatı” toplantısında Afganistan Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki'yi kabul ediyor, 5 Ekim 2026 / Fotoğraf: Reuters Bu arada, Molla Abdusselam Zaif'in “Taliban'la Hayatım” adlı kitabında anlattığı gibi, Taliban'ın Pakistan'a olan güveni azalıyordu. Zira Pakistan ordusu, Zaif de dahil olmak üzere birçok Taliban liderini tutuklamış ve onları Guantanamo’ya gönderen Amerikalılara teslim etmişti. Taliban liderliği, kendisine yönelik baskı arttığında Pakistan'ın liderlerini Amerika Birleşik Devletleri'ne teslim etmekten çekinmeyeceğini anladı. Böylece hareket, yeni müttefikler ve hamiler aramaya başladı ve en şiddetli düşmanlarından ikisi olan İran ve Rusya'da potansiyel ortaklar buldu. Buna paralel olarak, Taliban Şii karşıtı ideolojik duruşunu gözden geçirmeye ve Afganistan içindeki Şii Müslümanlara karşı daha fazla hoşgörü göstermeye başladı. Afganistan'daki artan Rus ve Çin yatırımlarıyla birlikte, özellikle Pekin, Pakistan'ın şahit olduğu karışıklıkların aksine, bu ülkenin istikrar kazanması için gayret etmeye yöneldi; zira Pakistan'daki karışıklık, Pekin'in Belucistan'daki yatırımlarını sekteye uğratmıştı Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Taliban'ın bakış açısına göre, Pakistan nihayetinde Batı destekli bir ordu tarafından yönetilen ve her zaman Amerikan politikalarıyla uyumlu hareket etmeye hazır bir ülkeydi. Tahran da burada bir fırsat yattığını gördü. Doksanlı yıllarda Pakistan'ın Afganistan’da baskın hale gelmesi ve İran'ın Afganistan arenasından dışlanmasının ardından, İran ve Süleymani bu yenilginin intikamını almak istediler. Bu durum, Afganistan-Pakistan sınırını aşan dağlarda
ABD Başkanı Donald Trump, Texas'taki seçim mitinginde yaptığı açıklamada Venezuela ile harika ilişkilere sahip olduklarını belirterek, ülkenin gelecekte ABD'nin 51. eyaleti haline gelebileceğini ve devlet başkanı yerine vali seçimi yapılabileceğini söyledi.
Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve İran arasında Tahran'da gerçekleştirilen dörtlü güvenlik toplantısı uluslararası basında geniş yer bulurken, Reuters görüşmeleri Orta Doğu'daki çatışmaların şiddetlenmesini önlemeye yönelik bir adım olarak değerlendirdi.
ABD ordusunun, Başkan Donald Trump'ın talimat vermesi halinde İran'a yönelik geniş çaplı askeri operasyon başlatmaya hazır olduğu öne sürüldü. CNN'e konuşan ABD'li yetkililer, olası saldırıların İran'ın askeri tesislerini, enerji altyapısını ve nükleer merkezlerini hedef alabileceğini belirtti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ise ortak operasyon için Washington'a baskı yaptığı iddia edildi.
Brezilya, İsrail ve ABD’de peş peşe yapılacak seçimler küresel "sağ kuşatma" karşısında tarihi bir viraj niteliğinde. Sandıktan çıkacak sonuçlar, dünya düzeninin ve otoriterliğin geleceğini belirleyecek.
Amerikan emperyalizmi ve bölgedeki müttefikleri, Suudi petrolünü korumak için seferber oldu. Husilere karşı taşeronların devreye sokulacağı belirtiliyor. ABD olası bir İran saldırısı öncesi bölgede varlığını azaltırken Ortadoğu’daki sıcak çatışma rolünü bölgesel ittifaklara bırakıyor.

Comments