Bu çalışma boyunca beka kavramını tarihsel, hukuksal, siyasal ve sosyolojik boyutlarıyla ele almaya çalıştık. Devletin korunması fikrinin nasıl ortaya çıktığını, modern devletin oluşumunda neden merkezi bir yer tuttuğunu, Türkiye'nin tarihsel tecrübelerinin bu kavrama neden özel bir ağırlık kazandırdığını ve aynı zamanda bu paradigmanın hangi sınırlarla karşı karşıya kaldığını incelemeye çalıştık. Bütün bu tartışmaların sonunda ulaştığımız nokta şudur: Sorun beka kavramının kendisinde değildir. Sorun, bekanın nasıl tanımlandığındadır. Çünkü her siyasal toplumun belirli ölçüde beka kaygısı taşıması doğaldır. Hiçbir devlet kendi varlığını önemsiz göremez. Hiçbir toplum ortak düzeninin çökmesini istemez. Hukukun da temel işlevlerinden biri ortak yaşamın devamını sağlamaktır. Dolayısıyla beka düşüncesini tamamen reddetmek mümkün olmadığı gibi, gerçekçi de değildir. Tartışılması gereken husus, devletin varlığını sürdürmesinin hangi şartlara bağlı olduğudur. Geleneksel beka anlayışı bu soruya oldukça basit bir cevap vermektedir. Devlet güçlü olursa toplum da güvende olur. Bu nedenle öncelik devletin korunmasıdır. Güvenlik sağlanmalı, merkezi otorite güçlü tutulmalı, toplumsal talepler dikkatle yönetilmeli ve değişim kontrollü biçimde gerçekleştirilmelidir. Bu yaklaşım belirli tarihsel dönemlerde önemli işlevler görmüştür. Özellikle savaşların, işgallerin ve büyük krizlerin yaşandığı dönemlerde devletin dağılmasını önleyen mekanizmalar geliştirmiştir. Ancak aynı yaklaşımın önemli bir sınırı bulunmaktadır. Çünkü devlet ile toplum arasındaki ilişkiyi tek yönlü biçimde kurmaktadır. Devlet korunacak özne, toplum ise korunacak nesne olarak düşünülmektedir. Böyle bir yaklaşımın doğal sonucu, toplumsal taleplerin sürekli güvenlik filtresinden geçirilmesi ve reformların çoğu zaman ertelenmesidir. Uzun vadede ise bu durum paradoksal bir sonuç üretmektedir. Devleti korumak amacıyla geliştirilen refleksler, devletin meşruiyet kaynaklarını zayıflatmaya başlayabilmektedir. İşte bu noktada yeni bir beka tanımına ihtiyaç ortaya çıkmaktadır. Bu yeni yaklaşım devletin önemini inkâr etmez. Güvenlik ihtiyacını küçümsemez. Tarihsel tecrübeleri yok saymaz. Ancak devletin gücünü yalnızca kontrol kapasitesiyle açıklamayı da yeterli görmez. Devletin asıl gücünün toplumla kurduğu ilişkiden doğduğunu savunur. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Bu perspektiften bakıldığında beka kavramı farklı bir anlam kazanmaktadır. Devletin yaşaması yalnızca kurumlarının ayakta kalması değildir. Aynı zamanda vatandaşlarının o devlete inanmayı sürdürmesidir. Bir anayasanın varlığı kadar onun meşru görülmesi de önemlidir. Bir mahkemenin karar verebilmesi kadar o kararların adil bulunduğuna inanılması da önemlidir. Bir seçim yapılması kadar seçimlerin anlamlı olduğuna güvenilmesi de önemlidir. Başka bir ifadeyle devletin gerçek bekası, toplumun rızasını ve güvenini koruyabilme kapasitesine bağlıdır. Bu noktada tarihsel olarak dikkat çekici bir dönüşüm yaşanmaktadır. Sanayi çağının devletleri büyük ölçüde disiplin ve kontrol üzerine kuruluydu. Bilgi çağının devletleri ise giderek daha fazla güven ve katılım üzerine kurulmaktadır. Çünkü modern dünyada ekonomik güç, bilimsel gelişme ve teknolojik ilerleme yalnızca merkezi planlamayla üretilememektedir. Yaratıcılık, eleştirel düşünce, girişimcilik ve toplumsal işbirliği giderek daha önemli hâle gelmektedir. Bu nedenle çağdaş bir beka anlayışı yalnızca sınır güvenliğini değil, eğitim sistemini de önemsemek zorundadır. Yalnızca güvenlik kurumlarını değil, üniversiteleri de önemsemek zorundadır. Yalnızca kamu düzenini değil, hukukun üstünlüğünü de önemsemek zorundadır. Yalnızca merkezi otoriteyi değil, toplumsal katılımı da önemsemek zorundadır. Türkiye açısından düşünüldüğünde bu yaklaşım önemli sonuçlar doğurmaktadır. Çünkü Türkiye'nin temel meselelerinin önemli bir bölümü aslında güvenlik eksikliği değil, güven eksikliğiyle ilgilidir. İnsanların birbirine güveni, vatandaşın devlete güveni, devletin vatandaşa güveni ve kurumlara duyulan güven birçok alanda belirleyici hâle gelmektedir. Örneğin bir yatırımcı yalnızca ekonomik teşviklere bakmaz; hukuki öngörülebilirliğe de bakar. Bir akademisyen yalnızca maaşını düşünmez; düşünce özgürlüğünü de önemser. Bir genç yalnızca iş bulmayı değil, geleceğini planlayabilmeyi de ister. Bir vatandaş yalnızca güvenlik talep etmez; aynı zamanda adalet de talep eder. Bu nedenle modern toplumlarda güvenlik ile özgürlük birbirinin alternatifi değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Yeni beka anlayışının merkezinde de bu denge yer almaktadır. Devletin görevi yalnızca tehditleri bertaraf etmek değildir. Aynı zamanda insanların potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri bir ortam oluşturmaktır. Çünkü bireylerin güçlenmesi ile devletin güçlenmesi arasında zorunlu bir çelişki bulunmamaktadır. Tam tersine güçlü bireyler, güçlü kurumlar ve yüksek toplumsal güven uzun vadede devletin dayanıklılığını artırmaktadır. Bu bağlamda yeni toplumsal sö
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments