Amerika, İsrail ve İran arasındaki savaş, yaklaşık 7 aydır süren bir çatışmanın ardından, ABD'de 3 Kasım 2026 ara seçimine girilmesiyle birlikte tempo kaybetmiş görünüyor. Bu, barış değil; takvim. Trump'ın BM Genel Kurulu kürsüsünden açıkça söylediği gibi Tahran'ın, anlaşmayı seçim sonucunu görene kadar oyaladığı iddiası Washington'un resmî okumasıdır. Karşı taraftan bakıldığında ise aynı pencere, yaraları sarmak, vekil unsurları yeniden konumlandırmak ve ekonomik sıkışmayı yönetmek için kullanılmaktadır. Savaş durmamıştır. Savaş, klasik zafer arayışından çıkıp durum değişikliği evresine geçmiştir. İki çözülmemiş düğüm: Hürmüz ve nükleer madde Masa kurulmuş, memorandum imzalanmış, sonra çökmüştür. Haziran'daki 14 maddelik çerçeve, 60 günlük müzakere penceresini açmış; Hürmüz'ün açılması, ablukanın kalkması, yaptırımların takvime bağlanması ve zenginleştirilmiş uranyum stokunun tasfiyesi gibi başlıkları ertelemiştir. Pencere kapanmış, ablukalar ve sınırlı vuruşlar geri gelmiştir. Bugün masada duran iki mesele hâlâ aynıdır: Hürmüz Boğazı'nın fiilî statüsü ve nükleer malzemenin akıbeti. Trump'ın "anlaşma ya da imha" ikilemi bu iki düğüme bağlıdır. İran ise "güç dilini kabul etmeden müzakere" çizgisini korumaktadır. Kürsüde söylenenler, kulislerdeki dolaylı temasları iptal etmemiştir; Witkoff–Kushner hattı ile Arakçı heyetinin New York'taki görüşmesi bunun kanıtıdır. Temas vardır. Çözüm yoktur. Ekonomik savaş durmuyor; İran ayakta kalmayı zafer diye anlatıyor Amerika'nın ablukası, yaptırımları ve "ekonomik dışlama" kampanyası devam etmektedir. Bunlar yok sayılamaz. İran ekonomisi daralmakta, riyal tarihî dip seviyelerde seyretmekte, enflasyon yüksek kalmakta, yakıt ve döviz sıkışması içeride gerilimi büyütmektedir. IMF projeksiyonları derin bir resesyonu işaret eder. Buna rağmen Tahran'ın dünyaya verdiği mesaj doğaldır: Yıkılmadık, vatanı koruduk, Amerika'yı yendik. Bu söylem, askerî olarak "zafer" iddiası değildir; rejim sürekliliğinin propaganda dilidir. Pezeşkiyan'ın BM'de "diz çökmedik" demesi, (haklı olarak) Minab okul görüntülerini göstermesi ve "terörün mağduru biziz" çizgisi, içerideki sıkışmayı dışarıya direnç olarak anlatma çabasıdır. Stratejik gerçeklik başka yerdedir: İran yıkılmamıştır, fakat ekonomik ve toplumsal maliyet birikmektedir. Birikim, henüz rejim kırılması üretmemiştir. Bu, "hiçbir şey yapılmıyor" anlamına gelmez. Ekonomik harp sürer. Tehdidin kayması: Körfez'den Kızıldeniz'e, Hürmüz'den Husi'ye Asıl yön değişikliği İran anakarasında değil, çevresindedir. Hürmüz'ün kısmen tıkandığı bir ortamda enerji ve ticaret koridoru doğu-batı hattına, yani Kızıldeniz–Babülmendep–Yanbu eksenine kaymıştır. Bu kayma, Suudi Arabistan'ı merkeze almıştır. Husi hareketi, Yemen'in Kızıldeniz kıyısını ve stratejik adaları ele geçirerek hem Körfez hem Kızıldeniz'i aynı tehdit çemberine sokmuştur. Suudi enerji tesislerine, güney şehirlerine, Yanbu'ya ve hatta Mekke hava sahasına yönelik saldırılar, konuyu "İran'a karşı savaş" olmaktan çıkarıp "Körfez güvenlik mimarisi" ne taşımıştır. İsrail ve Amerika seçim takvimine yönelirken İran yaralarını sarıyor; vekil unsur ise Suudi Arabistan'ı hedef alarak savaşı üçüncü bir alana yayıyor. Riyad bu noktada yalnızca kendini savunmuyor; petrol-gaz akışı ve küresel ticaretin sürekliliği bakımından sorumluluk üstlenmek zorunda kalıyor. Bu, tercih değil, coğrafyanın dayattığı yüklemedir. Mekke Anlaşması masada 7 Ağustos 2026'da Mekke'de imzalanan Suudi Arabistan–Türkiye–Pakistan ortak savunma düzenlemesi, "birine saldırı hepsine saldırıdır" hükmüyle kâğıt üzerinde duruyordu. Husi tırmanışı bu hükmü test etmeye başladı. BM Genel Kurulu kulisinde 3 dışişleri bakanının New York'ta bir araya gelmesi ve genelkurmay başkanlarının acil toplantısının kararlaştırılması, anlaşmanın hızlandığını gösterir. Mekke, ABD şemsiyesini de iptal etmez. Fakat Hürmüz tıkandığında ve Kızıldeniz ikinci cephe olduğunda, enerji koridorunu savunan 3 başkentin ortak caydırıcılık arayışı anlamlıdır. Türkiye'nin burada rolü "hamaset ortaklığı" değildir; Boğazlar, Doğu Akdeniz, savunma sanayii ve diplomatik arabuluculuk kapasitesinin aynı masaya oturmasıdır. Anlaşma henüz tam kurumlaşmamış, üzerinde çalışmalar sürmektedir. Testi yeni başlamıştır. BM Genel Kurulu: Kürsü gürültüsü, kulis diplomasisi Dünya gündemi bir anda New York'a kilitlendi. Savaşan taraflar kürsüden konuştu. Trump "anlaşma ya da imha" dedi; İran "diz çökmeyiz, güç dilini kabul etmeyiz" dedi; Netanyahu salonu boşaltan delegasyonlara rağmen kendince İran ve Gazze hattını savundu. Türkiye hem BM reformunu hem Filistin dosyasını hem Hürmüz'ün açılması ihtiyacını dile getirdi. New York'ta Türk Evi yine aktif kullanıldı. Hepsine bakıldığında soralım: BM'de sonuç değişti mi? Hayır. Genel Kurul karar üretmez; meşruiyet ve algı üretir. Asıl iş, ikili ve çok taraflı görüşmelerde yürüdü. Trump'ın ülkeleri bir masa etrafında toplaması, İran ve vekil unsurlar, Suudi durumu, İsrail–Gazze–Filistin başlıklarının aynı haftaya yığılması tesadüf değildir.
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments