Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü ... Bugün her Dünya Barış Günü'nde olduğu gibi dünyanın sokaklarında barış talebini dile getiren, sloganlarla çınlanan, yürüyüşlerin, mitinglerin, benzeri etkinliklerin birbirini takip ettiği gün... Gün Dünya Barış Günü ama ne acı ki bugün de savaş, iktidarcılık, cehalet, sefalet gibi nedenlerle insanlar ölmeye, öldürmeye devam edecek... Benzeri bir gelişme bu topraklarda da son derece kanlı ve yoğunlaşmış biçimde bugünlere kadar yaşandı. Türkiye 1970'li yıllardan günümüze kadar son yarım yüzyılını yeni yeni bitme sürecine savaş ve yaygın çatışmalarla geçirdi. Asker olsun, gerilla olsun, dağlarda geleceğimiz gençlerimiz öldü. On binlerce insanımızı kaybettik. En acısı ve kabul edilemez olanı da her şeyin insanla başlayıp insanla bittiği bir inancın yeşerdiği topraklarda oldu bu. "İnsan yaşadığı toprağa benzermiş" demiş şair. "Yetmiş iki milleti bir gören" mitolojik bir toprakta Kürtler ve ülkemiz halkı haksız bir savaşı yaşadı. Toprağın da ruhu vardır. Bu hâlimizle bu topraklarda daha ne kadar savaşabilecek ve ne kadar barınabilecektik? İşte dağlarımız çölleşti. Küresel ısınmadan dolayı değil, bombaladığımız, ormanlarımızı yaktığımız için böyle oldu. Bölgedeki köylerimiz bomboş. Kentlerdeki iş, aş olanağından değil, köylerimizi silah zoruyla boşalttığımız, yaktığımız için böyle oldu. Kentlerimiz savaşın getirdiği ağır bir göç yükünün altında ezildi! Peki, tüm bu gayriinsani önlemler demekte olan savaş neyi çözdü? Barışı sağladı mı? Sağlamadı! Aksine içinden çıkılmaz yeni sorunlar yarattı. Zorla göç tarımımızı yok etti. Kürt halkı, sadece Kürt halkı mı, hemen hemen bütün halk kesimleri olağanüstü derecede yoksullaştı. Yoksulluğun katlanması Türkiye'nin tüm emekçilerinin lokmasını küçültürken, Kürt düşmanlığını ve militarist milliyetçiliği besledi. Umut neredeyse bitti. Kuldan umudunu kesen halk, tüm halklar gibi sığınacak başka limanlar aradı. Her türden fanatizm, siyasi gericilik, yolsuzluk, çetecilik, ahlaki yozlaşma buralardan beslendi. Darbecilerin sözde üzerinde titrediği cumhuriyet değerleri buralarda kaybetti işte!.. Kaçınılmaz olarak sıra hiç gidilmeyen yola geldi; Barış ve Demokrasi Yolu 'ydu bu!.. Sadece bu mu? Türkiye, ABD'nin Ortadoğu, Kafkasya ve Ön Asya halkları üzerinde oynadığı satrancın adeta bir parçası oldu. Yüzde doksan dokuzu Müslüman halkın, yüzde yüzü Müslüman hükümeti direnen Müslüman Irak, Afgan, Filistin halklarına karşın maalesef ABD ve İsrail ile "üstü örtük" saf tutar oldu. Kendi Kürtleri ve emekçi halkı ile olan sorunlarına ABD üzerinden çözümsüzlükler geliştirdi. Bütün bunlar kendilerince "Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü koruma" adına yapıldı. Yugoslavya'yı demokrasi bölmedi. Sırp milliyetçiliği böldü. Sırplar da "ülkenin birliği, bütünlüğü" gibi ulvi amaçlarla yola çıkmışlardı. Tek devletten yedi devlet çıktığını biliyoruz. Nasıl oldu bu, üzerinde düşündük mü hiç... Bilelim ki demokrasiyle gelişmeyen bir cumhuriyet, çağ dışı kalmaya ve toplumdan kopmaya mahkûmdur. Biz, Cumhuriyetin çağın değerlerine göre kendini yenilemesini, demokrasi ile kendini tamamlamasını istiyoruz. Bunun için Kürt sorunu ile ilgili somut ve çözümleyici adımlar atılmasını istiyoruz. Şiddetsiz bir siyasi ortamın yaratılması için, silahların susması ve çatışmaların durması öncelikle zorunluydu... Siyasal sorunların silahla değil, siyasetle çözüleceği, insanın insan olmaktan gelen doğal haklarının demokratik yollarla sağlanacağı bir sürecin işletilmesi gerekmekteydi. Tüm bu konularda muhatap yok değildi; Türkiye halkının seçtiği parlamentodaki Türk ve Kürt vekilleriydi muhatap... 41 yıldır savaşan Kürt Devrimci Hareketi de tüm ilişkileriyle bir bütün olarak son olarak yaşanarak kanıtlandığı gibi silahları bırakmaya, barışa ve demokratik dönüşüme açıktı her daim.... Kendi parlamentomuzun milletvekilleri hakkında da herhalde hazım sorunu olmamalıydı... Vardıysa şayet, hukuki, etnik-kültürel ve siyasi sonuçları Anayasa ile güvence altına alınmış "eşit yurttaşlık" kavramı geliştirilerek seçilmiş vatandaşlar üzerinden barış süreci başlatabilirdi... Önce barış!... Türkiye'nin kendi halklarıyla, işçisiyle, emekçisiyle, aydınıyla barışmasıdır barış! Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Arabıyla vd. halklarla Türkiye'nin yeniden kardeşleşmesidir, birbirini hissetmesidir, çözülen toplumun bu duygularla yeniden kurulmasıdır, barış! Darbe dönemlerinin insan hakları ihlalleri başta olmak üzere, tüm insan hakları suçlularının, tüm darbecilerin yargılanması, adaletin görünür kılınmasıdır, barış! Demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi ve adil bir toplumda insanı yaşatmak, insanlığı yaşamaktır barış! Şimdi ve sonra en güzel şiirdir barış! Aksi ayıptır, zulümdür, cinayettir! Barış budur işte! YETER! SÖZ BARIŞIN!.. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. barış Çözüm Süreci Celalettin Can Independent Türkçe için yazdı Celalettin Can Pazartesi, A
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments