Your cookie preferences
We use necessary cookies for your session and preferences. You can optionally allow usage measurement and advertising cookies too. Privacy policy
Donald Trump yönetimi, Slovakya, Kuzey Makedonya, Tunus ve Irak için ayrılan 52 milyon dolarlık dış askeri finansmanı Panama, Peru, Ekvador ve Kolombiya’ya aktarma kararı aldı.
Read the full story at the source
This story was published by İnternet Haber.
See other sources covering this event →
ABD, Slovakya, Kuzey Makedonya, Tunus ve Irak’a ayrılan 52 milyon dolarlık askeri finansmanı Latin Amerika’daki müttefik yönetimlere aktarıyor. Washington’ın “güvenlik” ve “uyuşturucuyla mücadele” bahanelerini sunduğu kaynak, ABD’nin bölgedeki siyasi nüfuzunu pekiştirme, kendisine yakın iktidarları askeri olarak güçlendirme ve Latin Amerika üzerindeki hakimiyetini koruma politikasının yeni adımı olarak okunuyor.
Rubio’nun Kolombiya, Ekvador ve Peru turu, güvenlik ve ticaret maskesi altında Latin Amerika’da ABD hegemonyasını tesis etme stratejisinin tezahürü oldu. Trump’ın yardımıyla göreve getirilen kıtadaki sağcı liderler egemenliği Washington’a teslim ediyor.
Amerikalı düşünür Francis Fukuyama , Irak'ın ABD tarafından işgal edilmesinden 23 yıl sonra, entelektüel kariyerinin en tartışmalı noktalarından birine, Saddam Hüseyin 'in devrilmesi ve ardından gelen savaşa ilişkin duruşuna geri dönüyor. 1990'ların sonlarında neo-muhafazakar akıma yakın olan ve Irak'ta rejim değişikliği çağrısında bulunan mektupları imzalayan Fukuyama, şimdi Irak deneyiminin kendisinin bu akımdan uzaklaşmasının nedeni olduğunu söylüyor. New York Times 'a verdiği röportajda Fukuyama, II. Dünya Savaşı sonrası Almanya ve Japonya deneyimlerini örnek göstererek, itirazının prensipte bir diktatörü devirmek için güç kullanılmasına yönelik olmadığını, asıl itirazının Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi toplumundan kültürel ve politik olarak çok farklı bir toplumda radikal ve kalıcı bir değişim gerçekleştirme kabiliyetine yönelik olduğunu açıklıyor. "Bir diktatörü devirmek için güç kullanılmasıyla ilgili bir sorunum yok" diyor, ancak 1990'larda "Amerika Birleşik Devletleri'nin tamamen farklı bir toplumda radikal bir değişim gerçekleştirmeyi sürdürme kudretinden oldukça şüphe duyduğunu" da belirtiyor. Irak'ta yaşananlar "beklediğimden daha kötüydü" Ona göre, Irak savaşı, bu şüphelerin neo-muhafazakârlarla siyasi ve entelektüel bir kopuşa dönüştüğü an oldu. George W. Bush yönetiminin ilk görevinde -Saddam Hüseyin'i devirmekte- başarılı olacağından, ancak eski rejimin kalıntılarından istikrarlı bir devlet kurma gibi daha zor olan görevde başarısız olacağından korkuyordu. Olanlar için "beklediğimden daha kötüydü" diyen Fukuyama, Amerikan yönetiminin "işgal sırasında bu uzun vadeli çabaya daha az hazırlıklı olduğunu" da ekliyor. O pozisyonunu, artık Saddam'ın iktidarda kalmaya devam etmesini savunmaya başladığı için değil, Irak ona otoriter bir rejimi devirmenin bir şey, yerine istikrarlı bir rejim kurmanın ise bambaşka bir şey olduğunu gösterdiği için değiştirdi. Bu yeniden değerlendirme, günümüzde de devam eden, Amerikan gücünü rejimleri ve toplumları yeniden şekillendirmenin bir aracı olarak gören neo-muhafazakarların temel fikirlerinden birine değiniyor. Bölgedeki ülkelerin aynı nedenlerle öfkesini uyandıran İran ile mevcut savaş da buna dahil. İşgalden sonraki yıllarda Fukuyama, New York Times ’a verdiği uzun röportaj ile diğer yayın organlarına verdiği röportajlarda belirttiği gibi, Saddam'ın devrilmesinin ve sonrasına dair yeterli bir planın yokluğunun, başta İran olmak üzere diğer güçlerin istismar edeceği bir boşluk yaratacağı konusunda uyarıda bulundu. Ve zamanla Tahran Irak'ta önemli bir nüfuz kazandı, ona bağlı silahlı fraksiyonlar yükselerek, güç ve güvenlik denkleminin bir parçası haline geldi. Bu, Saddam'dan sonra istikrarlı, demokratik bir Irak'a dair Amerikan vizyonundan tamamen farklı bir senaryoydu. Bu milis gruplar, Washington'un farkında olmadan kendisi ve bölgedeki ana müttefikleri için yarattığı bir düşman haline geldi. 2003 işgalinden sonra Bağdat'taki Firdevs Meydanı'nda Saddam Hüseyin heykelinin yıkıldığı an / Fotoğraf: Wikipedia Radikal İslam, yaygın olarak inanıldığından daha az tehlikelidir Fukuyama'nın eleştirisi Irak deneyimiyle sınırlı kalmıyor. Ona göre, daha geniş dönüm noktası, bazı çatışmaların yalnızca ekonomi ve maddi çıkarlarla açıklanamayacağını ortaya koyan 11 Eylül 2001 saldırılarıydı. Söylediğine göre saldırılar, tanınma, aşağılanma ve fedakarlıkla bağlantılı dini ve siyasi güdülerle hareket eden bireyler tarafından gerçekleştirildi. Bunu şöyle açıklıyor: Eğer intihar bombacısı olmaya razıysanız, açıkça tamamen maddi olmayan bir amaca hizmet ettiğinizi hissediyorsunuzdur. Bununla birlikte, Fukuyama radikal İslam'ı Marksizm ve Leninizm gibi liberalizmin küresel bir ideolojik rakibi olarak görmüyor ve şöyle diyor: Radikal İslam'ın asla dünyayı fethedecek bir ideoloji olduğunu düşünmüyorum. Çünkü, onun değerlendirmesine göre, sınırları ve kültürleri aşan evrensel bir çekiciliğe sahip entelektüel bir proje olmaktan ziyade, nispeten yoksul ve düzensiz Müslüman toplumlarda kök salması daha olası bir ideoloji olmayı sürdürüyor. Ancak Fukuyama, 11 Eylül’ün etkisinin önemli bir yönünü başka bir yere yerleştiriyor; Batı'nın şoka verdiği tepkiye. Fukuyama, saldırıların tehdidin doğasının kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesini sağlamak yerine, özellikle Afganistan ve ardından Irak'taki Amerikan ve Batı tepkisinin, terörizmle mücadeleden öteye geçerek, Amerikan gücünün yurtdışındaki kullanımının geniş bir yeniden tanımlanmasına neden olduğunu savunuyor. Dış politikanın militarizasyonu, 11 Eylül'den daha acımasızdır Bunu "Batı'nın hem Afganistan'a hem de Irak'a verdiği tepki, daha doğrusu aşırı tepkisi" olarak özetleyen Fukuyama, bunun sonucunun "terörizm korkusu nedeniyle dış politikanın militarizasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri'nde gözetleme devletinin başlangıcı" olduğunu düşünüyor. Savaşlar uzadıkça ve sonuçları başarısız oldukça, ABD'nin sınırları dışındaki siyasi geçişleri yönetme kabiliyetine olan güven azaldı ve müdahalelerinin etkinliği konusunda şü
ABD'nin 250. Bağımsızlık Günü bugün ABD'nin Ankara Büyükelçiliği konutunda düzenlenen resepsiyonla kutlandı.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, "Dünyada hüküm süren kaosun içinden, ki çevremizde olup bitenler nedeniyle hepinizin çok hassas bir durumda olduğunuzu biliyorum, size söz veriyorum ki, o kaostan bir berraklık doğacak. Türkiye, Amerika ve komşularımız arasındaki birleşim, bizi yeni bir başlangıca taşıyacak sihirli iksir olabilir" dedi.
İran Meclis Başkanı Kalibaf, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani ile yaptığı görüşmede, "ABD'nin İran'ın batı sınırlarında hazırladığı komplo, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin işbirliğiyle yenilgiye uğratıldı" dedi.

Comments