Edebiyat dünyasının parlayan yıldızıyken yedi yıldır yazma tıkanıklığıyla boğuşan Mallory Maddox için düşüş kaçınılmaz bir hâl almıştır. Sönen şöhretini yeniden canlandırmak ve kariyerini diriltmek adına her şeyi göze almaya hazır olan Mallory ardı arkası kesilmeyen bir ilham krizinin pençesindedir. Tam bu umutsuzluk döngüsünün ortasında yolu Leo ile kesişir. Köprü altlarında hayatta kalma mücadelesi veren, bağımlılıkla […]
Edebiyat dünyasının parlayan yıldızıyken yedi yıldır yazma tıkanıklığıyla boğuşan Mallory Maddox için düşüş kaçınılmaz bir hâl almıştır. Sönen şöhretini yeniden canlandırmak ve kariyerini diriltmek adına her şeyi göze almaya hazır olan Mallory ardı arkası kesilmeyen bir ilham krizinin pençesindedir.
This is an excerpt. Copyright belongs to the source; the full story is published on their site.
Read the full story at the source
This story was published by Rotka.
See other sources covering this event →
Varlık’ın kasım sayısı yayımlandı. Bültenden: Dosya: “Yas” – Betül Dünder, Zeynep Sayın, Murat Küçük, V. Metin Bayrak, Burcu Şahin, Gökhan Arslan Sanat Gündemi: “10. Çanakkale Bienali: Deniz Erbaş ile Söyleşi” –Fatma Berber Yazı: Her Çağın Montaigne’i (Ahmet Bozkurt) – 1.5x: Sesli Mesajda Ödünç Alınan Zaman (Tuba Pırlant Yılmaz) – Tiyatro Sanatı: “Bu Hikâye Senden Uzun ... Read more The post Varlık dergisinin Kasım 2026 sayısı çıktı first appeared on Edebiyat Haber .
Karton’un yaklaşan EP’sinden ikinci single “Al Beni”, 30 Ekim’de dinleyiciyle buluştu. Rock, Indie Rock ve Pop Rock ekseninde üretimlerini sürdüren Karton, 18 Eylül’de yayımladığı “Acı ve Gözyaşı”nın ardından bu kez yeni single “Al Beni” ile müzikseverleri selamlıyor. Kaybedilmiş bir ilişkinin ardından geçmişe duyulan özlemi ve geri dönme isteğini merkezine alan şarkı, pişmanlık ve yeniden başlayabilme […]
Bu çalışma, İbn Sînâ mantığının modern mantıksal araçlarla formelleştirilmesi meselesini Catarina Dutilh Novaes'in (2007, 2012) kuramsal çerçevesi ışığında ele almaktadır. Wilfrid Hodges'ın çok sıralı birinci derece mantık ve Kripke anlambilimi temelli iki boyutlu model-teorik yaklaşımı, Saloua Chatti ve Riccardo Strobino'nun zamansal nicelemeyi içeren yüklemler mantığı temelli çözümlemeleri ile Shahid Rahman'ın yapıcı tip kuramı çerçevesinde sunduğu diyalojik yaklaşımı karşılaştırmalı olarak incelenmektedir. Çalışma, Dutilh Novaes'in formelleştirmeyi aksiyomlaştırma, sembolleştirme ve kavramsal çeviri olarak üç ayrı fakat birbirine bağlı göreve ayıran çözümlemesinden hareket etmekte ve bu çözümlemeye dayanan üç değerlendirme ölçütünü, yani kavramsal uyumu, ifade gücünü ve kuramsal verimi, ana karşılaştırma ekseni olarak benimsemektedir. Çalışmanın temel iddiası, İbn Sînâ mantığının formelleştirilmesinin tek bir meşru biçime indirgenemeyeceği ve söz konusu yaklaşımların bu üç ölçüt açısından birbirini tamamlayan ama birbiriyle de yarışan modeller sunduğu yönündedir. Buna göre formelleştirme tercihi, bu üç ölçüt arasındaki kaçınılmaz değiş tokuşlara bağlı bir gerekçelendirme sorunu olarak belirir.
Soğutma teknolojileri gıda üretiminden saklanmasına ve nakledilmesine ortam iklimlendirmesinden tıpta aşıların, organların ve kanın korunmasına kadar pek çok alanda günlük yaşantımızın önemli hatta vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Gametlerin, embriyoların, dokuların, hücrelerin, tohumların ve genetik örneklerin düşük sıcaklıklarda saklanması anlamına gelen kriyoprezervasyon da sessiz sedasız hayatımızda büyük bir yer edinen bir başka soğutma teknolojisi uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte soğutma teknolojileri başlangıcından itibaren bilim, teknoloji ve siyasetin kesişim alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle kriyoprezervasyon pratikleri bu kesişimin çok daha bariz şekilde görünür olduğu bir alandır. Kriyoprezervasyon yalnızca biyomedikal bir saklama tekniği değil, yaşamın, ölümün, zamanın ve geleceğin yönetimine ilişkin özgül bir iktidar teknolojisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu uygulamalar biyolojik materyalin yalnızca korunmasını değil, aynı zamanda gelecekteki kullanım için askıya alınmasını, rezerv olarak saklanmasını da mümkün kılmaktadır. Bu bağlamda çalışma, Foucault’nun biyopolitika kavramından hareketle oluşturulan kriyopolitika kavramının geçerliliğini tartışacaktır. Bu amaçla makalede öncelikle soğutma teknolojilerinin kullanımının ve bu alandaki bilimsel çalışmaların tarihsel gelişimi ortaya konacaktır. Ardından kriyoprezervasyon uygulamalarındaki gelişmelerin Foucaultcu anlamdaki biyopolitika kavramını yeniden değerlendirmemiz gerektirdiğini öne süren Emma Kowal, Joanna Radin ve Thomas Lemke’nin görüşleri ele alınacaktır. Sonuç bölümünde kriyoprezervasyon uygulamalarının iktidar pratiklerinde önemli bir farklılık yaratıp yaratmadığı ve bu bağlamda kriyopolitika kavramına ihtiyaç duyulup duyulmadığı tartışılacaktır.Bu bağlamda çalışma, Foucault’nun biyopolitika kavramından hareketle oluşturulan kriyopolitika kavramının geçerliliğini tartışacaktır. Bu amaçla makalede öncelikle soğutma teknolojilerinin kullanımının ve bu alandaki bilimsel çalışmaların tarihsel gelişimini ortaya konacaktır. Ardından kriyoprezervasyon uygulamalarındaki gelişmelerin Foucaultcu anlamdaki biyopolitika kavramını yeniden değerlendirmemiz gerektirdiğini öne süren Emma Kowal, Joanna Radin ve Thomas Lemke’nin görüşleri ele alınacaktır. Sonuç bölümünde kriyoprezervasyon uygulamalarının iktidar pratiklerinde önemli bir farklılık yaratıp yaratmadığı ve bu bağlamda kriyopolitika kavramına ihtiyaç duyulup duyulmadığı tartışılacaktır.
Comments