Giriş: Daracık Anadolu'ya çekilmenin zihnî kodları ve coğrafi idrak kaybı Üç kıtaya kök salmış cihanşümul bir medeniyetin vârisi olan Türk milleti, nihayetinde dar bir Anadolu havzasına nasıl çekilmiştir? Bu tarihî ricat, yalnızca cephelerde uğranılan felaketlerin ve düşman süngüsünün eseri değildir. Asıl mağlubiyet, ordunun ve aydınlar zümresinin dimağlarında bu tasfiyeye zemin hazırlayan zihnî kabullenişle başlamıştır. Mekteb-i Harbiye amfilerine bir ıslahat projesi kisvesiyle giren Colmar Freiherr von der Goltz 'un ( Goltz Paşa ) aşıladığı teslimiyetçi telkinlerin tortusu, aradan geçen bir asra rağmen maalesef bütünüyle temizlenebilmiş değildir. Kendi tabii jeopolitiğine, tarihî mesuliyet sahalarına ve kıtasal derinliğine bakan her vatan evladına "hayalperest" yahut "maceracı" yaftası vuran çekingen refleks, doğrudan doğruya o yıllarda Harbiye kürsülerinden ekilen tohumların mahsulüdür. Bir milletin asırlarca adalet dağıttığı mülküyle, can damarlarıyla ve asli vatan parçalarıyla meşgul olması kadar tabii, meşru ve zaruri bir vazife tasavvur edilemez. Tarihin kaydettiği en acı tezatlardan biri şudur: Osmanlı idaresindeyken imarsız ve iktisadi açıdan çorak görüldüğü için kurmay heyetince elde tutulması fuzuli bir masraf ve "devlete yük" sayılan topraklar, Türk idaresi çekildikten hemen sonra küresel servetin merkez üssü hâline gelmiştir. Colmar Freiherr von der Goltz (Goltz Paşa) / Fotoğraf: Wikipedia Goltz Paşa'nın on dokuzuncu asrın sonunda Harbiye kürsülerinden "Osmanlı'ya gelir getirmeyen, Türk kanını ve servetini tüketen verimsiz çöller, savunulamaz safralar" diyerek feda edilmesini vazettiği vilayetlerin, bugün dünya iktisadiyatını ve siyasetini tayin eden devasa enerji havzaları olduğu meydandadır. Goltz mektebinin "feda edilebilir çevre vilayetler" addettiği Irak veya Libya Türk nüfuz havzasında kalabilmiş olsaydı; Türkiye bugün muazzam enerji kaynaklarını tasarruf eder, iktisadi istiklalini tahkim ederek topyekûn sanayileşme hamlesini çoktan tamamlardı. Bu tarihî tecrübe, bugünün meseleleri karşısında da hayati bir mihenk taşıdır. Dün Rumeli'ye, Irak'a, Suriye'ye ve Mağrip'e yöneltilen sinsi küçülme mantığı; bugün benzer bir idrak zafiyetiyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu vilayetlerimiz için fısıldanmaktadır. Türk mülkünden koparıldığı takdirde yer altı zenginlikleri, stratejik su havzaları ve kıtalararası ticaret koridorlarıyla derhal küresel güçlerin gözdesi hâline gelecek olan bu aziz vatan parçalarını, modern bir Goltzcu yaklaşımla "geri kalmış, bütçeyi yutan külfet alanları" diyerek zihnen gözden çıkarmak, tarihin hiçbir döneminde affedilemeyecek büyük bir gaflettir. Yaşanan facia, yalnızca cephede kaybedilen toprakların kederi değil; bir milletin istikbalinin, stratejik derinliğinin ve kıtasal refah idrakinin bir nüfuz ajanı marifetiyle ordu aklından silinmesi ve bu zihnî felcin nesiller boyu devam ettirilmesi trajedisidir. 1. Modernleşme perdesi altında stratejik yönlendirme 93 Harbi'nin (1877-1878) yıkıcı neticelerinin ardından Osmanlı Devleti, ordusunu ıslah etmek amacıyla Alman askerî heyetlerini davet etmiştir. Bu heyetin fiilî reisi sıfatıyla 1883 yılında İstanbul'a gelen Goltz Paşa, 1895 yılına kadar Askerî Mektepler Müfettişliği vazifesini yürütmüştür. Goltz, 1883'te Berlin'de neşrettiği ve Mehmed Tahir tercümesiyle 1884'te Mekteb-i Fünûn-ı Harbiye-i Şâhâne Matbaası'nda basılan meşhur ders kitabı Millet-i Müselleha (Das Volk in Waffen) vasıtasıyla orduya topyekûn harp anlayışını tanıtırken, binlerce sayfalık ders müfredatıyla genç kurmay zihnini yoğurmuştur. Goltz, teknik bir askerî müşavir sınırları içinde kalmamıştır. Diplomatik vesikaların ve akademik araştırmaların ortaya koyduğu üzere Goltz; Osmanlı ordusunu içeriden en iyi tanıyan, zaaflarını tespit eden, Alman Genelkurmayı ve Hariciyesine stratejik istihbarat akıtan üst seviyeli bir nüfuz ajanı hüviyetindeydi. Osmanlı envanterini yüz binlerce Mauser tüfeği ve binlerce Krupp topuna bağlayarak Alman harp sanayisine muazzam pazarlar açmakla kalmamış; 1883'ten itibaren Erkân-ı Harbiye Umum Müfettişi sıfatıyla ataşemiliterler için tanzim ettiği talimatnameyle Osmanlı dış askerî istihbarat çarkını Alman denetimine açmıştır. 1909'da yeniden İstanbul'a çağrıldığında Şansölye von Bülow kendisine açık bir direktif vermiştir: "Askerî vazifelerinin yanı sıra Osmanlıları iktisadi ve siyasi sahalarda Almanya lehine sevk etmek için elinden gelen her gayreti sarf et." Bağdat Demiryolu imtiyazı ve Alman istikrazları için açıktan lobi faaliyeti yürüten Goltz'un asıl tahripkâr operasyonu, Harbiye sıralarında geleceğin kumandanlarının "vatan" tasavvurunu daraltması olmuştur. 2. "Küçülerek güçlenme" doktrini ve Goltz'un teori çerçevesi Goltz Paşa, 1883-1895 yılları arasında Harbiye kürsülerinde aşıladığı teorik çerçeveyi, görevinden ayrıldıktan hemen sonra Almanya'da neşrettiği "Stärke und Schwäche des Osmanischen Reiches" (Deutsche Rundschau, Cilt 93, 1897, ss. 95–119; Internet Archive Açık Erişim Kaydı ) başlıklı makalesinde kamuoyuna açıkça ilan et
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments