Your cookie preferences
We use necessary cookies for your session and preferences. You can optionally allow usage measurement and advertising cookies too. Privacy policy
Bazen bir dergi sayfasında rastladığınız kısacık bir metin, sahibini bulmak için yıllarca sürecek, beklenmedik ve büyüleyici bir edebi karşılaşmanın ilk adımı olur. Pelin Özer’in 2019’un Mart ayında kitap-lık dergisinde yayımladığı ve isimsiz bir yeraltı yazarına “Orada Kimse Yok mu?” diye seslendiği ilk mektubu, tam da böyle bir serüvenin başlangıcıydı. Bu içten çağrı boşlukta asılı kalmadı. Kendi deyimiyle ... Read more The post Yeraltından Yeryüzüne Bir Yankı: “Yeraltındaki Yazara Mektuplar” first appeared on Edebiyat Haber .
Read the full story at the source
This story was published by Edebiyat Haber.
See other sources covering this event →
Bir ressam, kendisine miras kalan eski bir portreyi inceliyordu. Yüz kusursuzdu! Çizgileri belirgin, bakışları sabitti… Fakat ressamın aklına bir soru takıldı: İnsan, kendisinden önce çizilmiş bir dünyanın içinde kendi yüzünü nasıl bulurdu? Fırçasını tuvale yaklaştırdı. Karşısındaki portreye uzun uzun baktı… Sonra anladı ki insanın kendi yüzünü bulması, bazen başkalarının ona çizdiği sınırları sorgulamakla başlıyordu. Bir toplumun dönüşümü, yalnızca kurumların ve yaşam biçimlerinin değişmesiyle değil, insanın kendisine ve dünyaya bakışının dönüşmesiyle de gerçekleşir aslında. Ressam Vahap Aydoğan'ın "Sükût" sergisinde yer alan bu mitolojik ve katmanlı formlar, geleneksel olanın modern sanatın diliyle yeniden yorumlanışını simgeliyor Sanat, her çağda bu dönüşümün izlerini taşır. Fakat aynada görüneni olduğu gibi yansıtmakla yetinmez; bazen yüzleşmekten kaçınılan gerçekleri açığa çıkarır, bazen de henüz biçim kazanmamış bir geleceğin izlerini taşır… Bu nedenle sanatın tarihi, yalnızca estetik anlayışların değil, bazen de insanın değişimle kurduğu ilişkinin tarihidir. Her değişim bir sancıyı beraberinde getirir. Eski olanın güvenli sınırları çözülürken yeninin ne getireceği henüz bilinmez. İnsan, alıştığı dünyayla henüz tanımadığı bir gelecek arasında kalır… Sanat bu eşikte, geçmişin izlerini geleceğin sorularıyla buluşturur. Bir şiirin dili, müziğin ritmi, tiyatronun çatışmaları ya da resmin değişen biçimleri, insanın kendi çağında yaşadığı gerilimi görünür kılar. Çünkü insan değişirken yalnızca dünyası değil, kendisini ifade etme biçimi de değişir. "Sükût" sergisinden bir enstalasyon; aynadaki yansıma, bireyin kendi iç dünyasıyla ve toplumsal sınırlarla yüzleşme anını temsil ediyor Osmanlı’dan cumhuriyete uzanan süreç, bu dönüşümün önemli örneklerinden biridir. Minyatür, hat, tezhip, çini, mimari, şiir ve müzik, kendi estetik dünyalarını kurmuş; Batı’yla artan ilişkiler ise yeni sanat anlayışlarını ve ifade biçimlerini gündeme getirmişti. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte bu birikim, yeni bir toplum ve insan tasavvuruyla yeniden yorumlanmaya başladı. Cumhuriyet, sanat alanında yalnızca yeni bir anlayışı değil, yeni imkânları da beraberinde getirdi. Sanat eğitimi desteklendi; 1924’ten itibaren genç sanatçılar eğitim için Avrupa’ya gönderildi. 1928’de Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği, 1933’te D Grubu kuruldu. Sergiler düzenlendi, sanat eserleri devlet tarafından satın alındı; 1937’de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi açıldı. Halkevleri ve yurt gezileri aracılığıyla sanatın daha geniş kesimlerle buluşması hedeflendi. Böylece sanat, yalnızca belirli çevrelerde üretilen bir uğraş olmaktan çıkarak kamusal yaşamda daha görünür hâle geldi. Bu gelişmeler, sanatçının yetişme koşullarını ve eserlerin toplumla buluşma yollarını değiştirdi. Ancak dönüşümün asıl meselesi, yeni kurumların kurulmasından daha derindi… Değişen dünyanın içinde insan kendisini nasıl görecek, geçmişiyle nasıl ilişki kuracak ve geleceğini hangi anlamlarla kuracaktı? Kökler ve gelecek: Sanatçının eserlerinde simgeleşen zeytin ağacı motifi, değişimin ve sürekliliğin estetik ifadesi olarak karşımıza çıkıyor Cumhuriyetin sanata açtığı alan, yeni bir kültürel kimliğin oluşumuna katkıda bulundu. Sanat, bir yandan çağın değişimini anlatırken diğer yandan bu değişimin insan üzerindeki etkilerini araştırdı. Gelenek ile yenilik, aidiyet ile bireysellik, ortak değerler ile kişisel özgürlük arasındaki gerilim, edebiyattan müziğe, tiyatrodan resme uzanan geniş bir alanda kendini gösterdi. Ancak sanatın anlamı, yalnızca yeni bir toplumun kendisini temsil etmesinde aranamaz. Sanat, temsil ettiği dünyayı sorguladığında da değer kazanır. İnsan, kendisi için belirlenen kimliklerden ibaret değildir; çelişkileri, korkuları, umutları ve değişme ihtimaliyle her tanımın ötesine taşar. Sanatın özgürlük arayışı, insanın bu tamamlanmamış hâline yer açmasında saklıdır. Bu nedenle sanattaki dönüşüm, yalnızca biçimlerin değişmesi değildir. Bir romanda insanın iç dünyasının derinleşmesi, tiyatroda toplumsal çelişkilerin sahneye taşınması, müzikte alışılmış kalıpların aşılması ya da resimde gerçeğin farklı biçimlerde yorumlanması, insanın kendisini yeniden anlatma çabasının farklı ifadeleridir. Sanat, insana hazır cevaplar sunmaz; yaşadığı çağın sorularıyla yüzleşebileceği bir alan açar. Vahap Aydoğan’ın bu çarpıcı tuvali, geçmişin kapalı sandığından süzülüp gelen insan hikayelerinin ve özgürlük arayışının görsel bir dışavurumu Başlangıçtaki ressamın karşısındaki portre, geçmişin birikimini temsil ediyordu. Ressamın tereddüdü ise değişimin sancısını… Bildiği bir dünyadan uzaklaşmanın huzursuzluğunu ve yeni bir dünyaya yaklaşmanın cesaretini. Kendi çizgisini bulmak için geçmişi silmesi gerekmiyordu; fakat onu sorgulamadan tekrarlaması da mümkün değildi. Cumhuriyet’in aynasında insanı ve sanatı birlikte düşünmek, tam da bu gerilimi anlamaktır. Sanatın özgürlüğü, değişimin sancısını ortadan kaldırmakta değil, ona ifade ve anlam kazandırabilmektedir. Çünkü sanat, geçmişle
Liquid AI’ın LFM3 ailesi metin, görüntü, ses ve karar modellerini yaklaşık 2 milyar parametreyle cihaz üzerinde çalıştırmayı hedefliyor. Liquid AI, telefon ve bilgisayarda çalışan altı LFM3 modelini açtı haberi ilk önce Teknoblog üzerinde yayımlandı.
“Teledyne FLIR Ürün Yöneticisi Oscar Angel ile bir araya gelerek şirketin yeni nesil kızılötesi görüntüleme çözümlerini, Boson SX8’in öne çıkan özelliklerini ve insansız sistemlere yönelik artan ihtiyaçları konuştuk.” Mustafa Uğuz Defence Turk: Merhabalar, Eurosatory 2026 Fuarı hakkında ne düşünüyorsunuz? Oscar Angel: Fuar harika. Çok kalabalık. Sadece Teledyne standına değil, ki bu stant tüm ürün yelpazemizdeki […]
İnsanlarla yakınlaşmak, anlaşılmak ve yaşadıklarımızı paylaşmak isteriz. Bazen yeni tanıştığımız birine özel hayatımızdan uzun uzun bahseder, bazen de bir sohbet sırasında normalde anlatmayı düşünmediğimiz ayrıntıları ağzımızdan kaçırırız. Sohbet bittikten sonra ise keşke bunları anlatmasaydım diye düşünebiliriz. Psikolojide oversharing olarak adlandırılan bu davranış, kişinin özel hayatına ilişkin bilgileri bulunduğu ortam veya ilişki için gerekenden fazla paylaşması […]
Comments