Mısır'da 1.600 yıllık parşömen parçalarından bir Roma hukuk metnini yapboz gibi birleştirdi. Metin bilinen hiçbir yasa koduyla örtüşmüyor. Devamı burada: 1.600 Yıllık Roma Vergi Yasası Parçalardan Birleştirildi Arkeofili.
T.C. ZARA SULH HUKUK MAHKEMESİNDEN ESAS NO : 2023/263 Esas Mahkememizde derdest olan Ortaklığın Giderilmesi davası kapsamında Mahkememizce yapılan tüm araştırmalara rağmen dahili davalı
T.C. ÇAYCUMA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN İLAN Aşağıda malikleriyle cinsi ve niteliği yazılı taşınmazın kamulaştırma
T.C. SELENDİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA) Sayı: 2026/46 Esas 05.08.2026 İLAN METNİ Davalı : HARUN ERASLAN - (65032278148,YOZGAT ili, MERKEZ ilçesi, SARIHACILI
T.C. GEREDE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN Sayı : 2025/535 Esas Konu : Gaiplik İlanı hk. Mahkememizde görülmekte olan Tapu İptali Ve Tescil (Gaiplik Nedeniyle Hazine Adına
T.C. ANTALYA 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Sayı: 2026/309 Esas Konu: Gaiplik İlanı İ L A N Davacı Maliye Hazinesi tarafından açılan dava konusu Antalya ili, Aksu ilçesi, Karaöz Mahallesinde
Bir hukuk düzeni yalnızca hangi hakları tanıdığıyla değil, hangi korkular üzerine inşa edildiğiyle de şekillenir. Bu nedenle hukuk sistemlerini anlamanın yollarından biri, onların hangi durumları istisna olarak gördüğünü incelemektir. Çünkü bir hukuk düzeninin gerçek karakteri çoğu zaman normal zamanlarda değil, kriz anlarında ortaya çıkar. Devletin kendisini tehdit altında hissettiği dönemlerde hukukun nasıl davrandığı, o hukuk kültürünün temel reflekslerini açığa çıkarır. Beka paradigmasının hukuk üzerindeki en önemli etkilerinden biri de burada görülmektedir. Bu paradigma hukuku büyük ölçüde güvenlik eksenli düşünmeye yöneltir. Böylece hukuk yalnızca hakları koruyan bir mekanizma olmaktan çıkıp, aynı zamanda devletin devamlılığını güvence altına alan bir araç hâline gelir. Elbette her devlet kendi varlığını korumaya çalışır. Burada eleştirilen husus devletin korunması değil, devletin korunmasının hukukun temel amacı hâline gelmesidir. Modern hukuk teorisinde bu mesele uzun yıllardır tartışılmaktadır. Özellikle Carl Schmitt ile Hans Kelsen arasındaki tartışma bu konuda sembolik bir önem taşımaktadır. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Schmitt'e göre egemen olan, istisna hâlinde karar verebilendir. Başka bir ifadeyle devletin gerçek gücü normal zamanlarda değil, kriz anlarında ortaya çıkar. Hukukun sınırlarının ötesine geçerek olağanüstü tedbirler alabilme kapasitesi egemenliğin özüdür. Bu yaklaşım devletin korunmasını hukukun önüne yerleştiren güçlü bir güvenlik mantığı üretmektedir. Buna karşılık Kelsen farklı bir yol izlemiştir. Ona göre hukuk devletinin özü, iktidarın da hukukla bağlı olmasıdır. Kriz dönemlerinde bile hukuk tamamen askıya alınamaz. Çünkü hukukun dışında kalan bir iktidar sonunda kendi meşruiyet temelini de zayıflatmaya başlar. Bu iki yaklaşım arasındaki gerilim aslında modern devletlerin tamamında bulunmaktadır. Ancak bazı ülkelerde Schmittçi refleksler daha güçlüdür; bazı ülkelerde ise Kelsenci hukuk devleti anlayışı daha baskındır. Türkiye'nin hukuk kültürü incelendiğinde, özellikle güvenlik meselelerinde Schmittçi reflekslerin tarihsel olarak güçlü olduğu söylenebilir. Bunun çeşitli tarihsel nedenleri vardır. Osmanlı'nın son dönemlerinde yaşanan parçalanma süreci, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki güvenlik kaygıları, darbeler, terör olayları ve bölgesel istikrarsızlıklar devletin krizlere karşı son derece duyarlı bir yapı geliştirmesine yol açmıştır. Böylece olağanüstü durumlar zamanla yalnızca geçici istisnalar olmaktan çıkmış, hukuk kültürünün önemli bir parçası hâline gelmiştir. Burada ortaya çıkan ilk sonuç, olağanüstü hâl mantığının gündelik hukuka sızmasıdır. Normalde istisnai durumlar için geliştirilen güvenlikçi refleksler zamanla olağan yönetim anlayışının parçası hâline gelebilmektedir. Böylece hukuk, vatandaşın haklarını korumaktan çok riskleri yönetmeye odaklanmaya başlayabilmektedir. Bu durumun en belirgin sonuçlarından biri güçlü idare anlayışıdır. Türkiye'nin hukuk sisteminde tarihsel olarak idareye önemli bir ağırlık verilmiştir. Bunun arkasında yalnızca bürokratik gelenek değil, aynı zamanda devletin toplumu yönlendirme ve düzenleme misyonu bulunmaktadır. İdare yalnızca hizmet üreten bir yapı olarak değil, toplumsal düzeni koruyan bir aktör olarak görülmüştür. Bu yaklaşımın bazı avantajları vardır. Merkezi koordinasyon kolaylaşır. Kriz anlarında hızlı karar alınabilir. Kamu politikaları daha bütüncül biçimde uygulanabilir. Ancak aynı yaklaşımın önemli riskleri de bulunmaktadır. İdare güçlendikçe bireysel haklar ve toplumsal talepler ikinci plana düşebilmektedir. Hukukun temel işlevi vatandaş ile devlet arasındaki dengeyi korumaktır. Eğer bu denge sürekli devlet lehine bozulursa, hukuk devleti ilkesi zayıflamaya başlayabilir. Beka paradigmasının ikinci önemli sonucu hakların ertelenmesi eğilimidir. Bu durum özellikle kolektif haklar alanında daha belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır. Çünkü bireysel hakların önemli bir bölümü artık modern hukuk sistemlerinde geniş kabul görmektedir. Buna karşılık kolektif haklar söz konusu olduğunda güvenlik kaygıları daha hızlı devreye girebilmektedir. Bir dil hakkı talebi, bir yerel yönetim reformu, bir kültürel görünürlük talebi veya farklı bir toplumsal grubun temsil isteği gündeme geldiğinde, tartışma çoğu zaman hakkın kendisinden uzaklaşmaktadır. Asıl tartışma, bu hakkın ileride hangi sonuçlara yol açabileceği üzerine yoğunlaşmaktadır. Böylece hakların tanınması sürekli gelecekteki daha uygun bir zamana ertelenmektedir. Bu noktada hukuk açısından önemli bir sorun ortaya çıkmaktadır. Çünkü ertelenen her hak aynı zamanda ertelenen bir meşruiyet alanı yaratmaktadır. İnsanlar yalnızca haklarının reddedilmesine değil, sürekli ertelenmesine de tepki göstermektedir. Bir talebin tamamen reddedilmesi ile sürekli geleceğe bırakılması arasında psikolojik açıdan önemli bir fark vardır. Sürekli ertelenen talepler zamanla güvensizlik üretmeye başlayabilmektedir. Beka paradigmasının üçüncü son
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, "Meclis ne zaman yeni anayasayı yaparsa yapsın, yeni anayasa kanunu 400 veya daha fazla oyla kabul edilse dahi bu kanun mutlak surette referanduma sunulmalı ve halk yüzde elliden fazla bir oyla onayladığında yeni anayasa yürürlüğe girmelidir" dedi
Anayasa Mahkemesi ve AİHM’i tanımayan Saray rejimini, AİHM’in Gezi tutuklusu Kavala hakkında verdiği hak ihlali kararı rahatsız etti. Saray, kararı “siyasi proje” olarak tanımlarken eski AİHM Yargıcı Türmen, “Karar bağlayıcıdır” dedi.
AİHM Büyük Dairesi, önceki gün Osman Kavala hakkında bir kez daha konuştu.
T.C. GAZİANTEP 14. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/405 Esas DAVALI : DÖNE ERKETİR - 10388288402 Davacı Ayfer Delen tarafından aleyhinize açılan Muhdesat Aidiyetinin Tespiti
T.C. KIRIKKALE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Sayı : 2025/596 Esas Dahili Davalı: Samiye ULUDOĞAN Mahkememizin 2025/596 esas sayılı dava dosyasında, dava konusu Kırıkkale ili, Balışeyh
T.C. BANAZ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN ESAS NO : 2026/182 Esas DAVALI : UĞUR DUGUK, Ali ve Fatma oğlu, 1978 doğumlu. Davacı BAŞBAKANLIK HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI tarafından davalılar
TFF Hukuk Müşavirliği, Süper Lig'in 2. haftasının ardından 10 kulüp ile üç kulüp başkanını PFDK'ye sevk etti.
Stories on this topic, gathered from every source.