Avrupa'da yükselen aşırı sağ, Neopaganizm ve Nativizm (yerlicilik) dalgası doğurmuştur. Türkiye'deki yeni Tengricilik arayışı da özü itibarıyla Batı'daki Neopaganizm ve Nativizm'in İslam karşıtlığı üzerinde yükselen yerel ve coğrafi bir tezahürüdür. Giriş: Tarihsel kırılmalar ve çağdaş kimlik depremleri Milletler; sosyopolitik kırılmalar, jeopolitik istikrarsızlıklar ve varoluşsal kriz dönemlerinde kolektif hafızalarını tazeleme, köklerine dönme ve kimliksel sınırlarını yeniden tahkim etme refleksine yönelirler. Bugün Türkiye; küreselleşmenin yerel kimlikleri silikleştiren homojenize edici süreçleri ile Ortadoğu ve Orta Asya kaynaklı kitlesel göç dalgalarının yarattığı ağır demografik, kültürel ve psikolojik dönüşümlerin tam kesişim kümesinde yer almaktadır. Bu çok boyutlu sarsıntılar, özellikle geleceğini güvence altına almaya çalışan genç kuşaklarda derin bir aidiyet sorgulamasını ve alternatif bir kök arayışını tetiklemiştir. Bu arayışın kamusal alandaki en görünür tezahürlerinden biri, İslam öncesi Türk tarihinin merkezinde yer alan Tengricilik (Gök Tanrı inancı) olgusunun seküler bir kimlik inşası ve siyasi direnç mekanizması olarak yeniden sahneye çıkışıdır [ Türkiye Araştırmaları Vakfı, 2024 ]. Dün Türk topluluklarının kozmolojik evrenini ve devlet teşkilatlanmasını şekillendiren bu inanç sistemi, bugün kurumsal din yapılarının meşruiyet kaybına, tarikat ve cemaat merkezli skandallara ve göç krizinin yarattığı demografik tehdit algısına karşı geliştirilen tepkisel bir kimlik kalkanı işlevi görmektedir. Ancak bu yöneliş, tarihsel gerçeklik ile güncel sosyopolitik reaksiyonların iç içe geçtiği, kendine has dinamikleri olan hibrit bir zihinsel zemin üzerinde yükselmektedir [M. Çoban, 2026]. Tarihî kaynakların sınırlılığı, modern yeniden inşanın doğası ve Türk kimliğinin katmanlı sürekliliği göz önüne alındığında, bu zemin hem meşru kaygıları hem de anakronik tuzakları barındırır. I. Tengriciliğin dünü: Tarihsel kökler, mitolojik miras ve dönüşüm süreci Tengricilik; Türklerin evrensel din dairesine girmeden önceki dönemlerine ait, evrenin ve toplumsal nizamın işleyişini mutlak bir yaratıcı güç olan Kök Tengri merkezli açıklayan ekolojik, felsefi ve inançsal bir sistemdir [Türkiye Araştırmaları Vakfı, 2024]. Ancak bu sistemin yazılı izleri sınırlıdır ve modern dönemde "Tengricilik" olarak adlandırılan çerçeve büyük ölçüde 20. yüzyıl akademik ve ideolojik yeniden inşalarının ürünüdür. Yazılı kaynaklar ve kozmoloji Tengriciliğin bir inanç sistemi olarak yapısal kodları; Orhun Abideleri, Yenisey yazıtları ve dönemin Çin yıllıkları üzerinden takip edilebilmektedir [ Sultangaliyeva, 2019 ]. Orhun Abideleri'nde geçen "Üze kök tengri asra yağız yer kılındukda ekin ara kişi oğlı kılınmış" ifadesi, bu kozmolojinin antropolojik ve teolojik temelini özetler [ Roux, 1984 ]. Yazıtlarda Tengri; kağana "kut" veren, milleti ve devleti yükselten veya çökerten en üst otorite olarak belirir. "Tengri" kelimesinin hem fiziksel gök hem de kutsal güç anlamını taşıması, bu inancın hem kozmik hem siyasi meşruiyet boyutunu gösterir [ Gül, 2021 ]. Bununla birlikte akademik tartışmalar, sistemin salt monoteistik bir deizm olmadığını ortaya koyar. Din tarihçisi Jean-Paul Roux'nun monoteizm vurgusu akademik dünyada oldukça etkili olsa da birçok araştırmacı Orhun metinlerinde şamanik, animistik ve çok katmanlı unsurların varlığını açıkça vurgular [ Charleux, 2018 ]. Kaynakların sınırlı olması nedeniyle "saf monoteizm" ile "şamanik dünya görüşü" arasındaki çizgi net değildir; tarihsel pratik, imparatorluk düzeyinde kut merkezli bir meşruiyet ile halk düzeyinde daha eklektik ritüellerin bir arada yaşadığı bir yapıya işaret eder. İslamiyet'e geçiş ve kültürel devamlılık 10. yüzyıldan itibaren Türk topluluklarının kitleler hâlinde İslamiyet'i benimsemesi, Tengriciliğin kurumsal ve müstakil bir inanç sistemi olarak tarih sahnesinden çekilmesine yol açmıştır. Ancak bu geçiş, keskin bir kültürel kopuştan ziyade bir senkretizm süreci doğurmuştur. Eski inancın estetik unsurları, doğaya yönelik kutsiyet atıfları, adalet felsefesi ve hakanlık gelenekleri; Türk tasavvuf ekollerine (özellikle Ahmed Yesevi ocağına) ve İmam Maturidi'nin akılcı kelam çizgisine içselleştirilerek taşınmıştır [ Özkan, 2007 ]. Türkler İslam dairesine girdikten sonra edilgen bir şekilde asimile olmamış; Hanefi fıkıh, Maturidi kelam ve Yesevi tasavvuf geleneği üzerinden kendi devlet akıllarını, ordu düzenlerini ve kültürel kalıplarını bu dine entegre etmişlerdir [Özkan, 2007]. Yüzyıllar boyunca Tengricilik, bağımsız bir din olmaktan ziyade Türk-İslam medeniyetinin mitolojik ve kültürel alt katmanı olarak işlev görmüştür. Bu süreklilik, bin yıllık Türk devlet aklının İslam'dan tamamen yalıtılarak okunamayacağını gösterir. II. Küresel ve bölgesel bağlam: Neopaganizm, Nativizm ve Orta Asya'daki gelişmeler Türkiye'de gözlemlenen Tengricilik eğilimini yalnızca yerel dinamiklerle açıklamak metodolojik bir eksikliktir. Bu fenomen, küreselleşmenin yarattığı modernite krizleri ve bö
Stories on this topic, gathered from every source.