Sovyet binaları eskilerden bu yana yaşayanların yanı sıra gençler ve yeni nesiller de bu binalarda yaşamaya devam ediyor. Rusya’da yaşayan Eli, YouTube kanalında yayımladığı videoda Sovyet evine dair gündelik yaşamı paylaşıyor.
Kavel Alpaslan’ın “Ekim’den Sonsuzluğa” kitabı, Sovyetler konfederasyonunun gündelik yaşam düzenlemelerine odaklanıyor. Genç devrimin ajitasyon-propaganda trenlerinden inip büyük sanayi ülkesinin uzay araçlarına binebileceğimiz bir mini ansiklopedi v
"Güler yüzlü sosyalizm" sözünü, ilk kez galiba 1960'larda Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar kullandı. Türkiye sosyalistleri, bu ifadeyi beğenmediler. Sosyalizm zaten güler yüzlü değil miydi? Yoksa Aybar, sosyalizmin burjuvaziye gülen çeşidini mi tercih ediyordu? Aybar'ın haklı olduğu, Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin iflas bayrağını resmen çekmesiyle anlaşıldı. Bu rejimin işçi sınıfı iktidarıyla da proletarya diktatörlüğüyle de ilgisi yoktu. Varsa bile çok gerilerde kalmıştı. Sovyet rejimi bozulmuş, bürokratik bir diktatörlük hâline gelmişti. Bu mekanizmaya kumanda eden parti şeflerinden kısa zamanda bir burjuva sınıfı, hatta oligarklar doğdu. Sovyet rejiminin emekçi sınıfların yüzüne gülmediği, ona emekçilerin sahip çıkmadığından anlaşıldı. Oysa 1917 Devrimi ne büyük umutlarla yapılmış, burjuva dünyasının çivilerini nasıl da yerinden oynatmıştı. Ama Lenin söylemişti: Sosyalizmden kapitalizme geri dönüş mümkündü ve Sovyetler Birliği ile peşinden sürüklediği Doğu Avrupa ülkelerinde olan tam da buydu. İnsanlığın böyle sarmal gitgelleri oluyor. Türkiye'de Kemalist devrimin bozulup yerini bugünkü iktidarın alabileceğini kim düşünebilirdi? 27 Mayıs Devrimi, eski rejim bir daha geri gelmesin diye az mı tedbir almıştı? İdamlar, müebbetler, yeni anayasa, özerk kurumlar, Kemalizm'in bekçiliğini üstlenmiş ordu, gençlik, aydınlar… Aradan yıllar geçince bir de bakıyorsunuz ki sanki bir hayal görülmüştür. Her şey ne kadar değişmiştir! fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Yeniden esas konumuz "Güler yüzlü sosyalizm" konusuna gelirsek, Sovyetler Birliği ile Batı Avrupa, hayret edilecek bir kararlılıkla sosyalizmden vazgeçmiş ise de dünyada sosyalizmi uygulayan ülkeler ve onun rüyasını gören milyonlarca insan vardır. Şurası anlaşılmıştır ki sosyalizm, her ülkenin ekonomik, sosyolojik, tarihsel ve kültürel koşullarına göre farklılıklar gösterecektir. Sovyetlerle Çin komünistleri arasında ilk anlaşmazlık da Çin'de uygulanacak sosyalizmin Sovyet sosyalizmiyle farkından doğmuştur! Çin yöneticileri, Sovyetlerden empoze edilen sosyalizm yerine kendi sosyalizmlerini yaratmışlardır. Sosyalizmin yaşadığı büyük yıkım sonunda Çin, günümüzde yeni bir sosyalizm türü denemektedir. Komünist Parti'nin yönetiminde kapitalizmin kazanımlarından, daha doğrusu Çin'e kazandıracaklarından yararlanmak. Kore Devrimcileri ise her iki tarafı da taklit etmekten kaçınarak kendi usullerini yaratmışlardır. Buradan bakıldığında kuşkusuz bu rejimlerin de sorunları eksik değildir. Bazı bilgisizler, insanlık tarihinin çok uzun olduğunu hesaba katmayarak toplumların hep böyle, yani kapitalizmin egemenliğinde sürüp gideceğini sanıyorlar. Bir Roma yurttaşının Roma kölelik rejiminin hiç değişemeyeceğini sanması gibi. Oysa tarih sabırlıdır ve halkçı aydınlar bu sabrı gösteren kişilerdir. İnsanlık için büyük bir kapı açan Sovyet Devrimi, büyük insanlığa eşsiz bir deneyim bıraktı. Dünyanın her yanında emekçiler, emeğin en yüce değer olduğu bir düzen kurarken bu devrimden yararlanacaklar ancak kendi ülkelerinin koşulları üzerinde bir sosyalizm inşa edeceklerdir. Sosyalizm, ister istemez burjuvaziye surat asmakla birlikte emekçilerin yüzüne gülecektir. Çünkü üreten onlardır, yöneten de onlar olacaklar, tufeylilere o düzende yönetim ve sömürme imkânı verilmeyecektir. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. sosyalizm ZEKİ SARIHAN Zeki Sarıhan Independent Türkçe için yazdı Zeki Sarıhan Pazartesi, Ekim 5, 2026 - 08:30 Main image: Fotoğraf: Karl Karloviç Bulla TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Sosyalizm öldü mü? 68’liler sosyalisttir Type: news SEO Title: Güler yüzlü sosyalizm copyright Independentturkish:
Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle dağılan merkeziyetçi spor disiplini, günümüz tenisinde ortaya ironik bir tablo çıkarıyor. Rusya'nın finansal çıkmazlar yüzünden elinden kaçırdığı Yelena Rybakina ve Alexander Zverev gibi köklü bir ekolün uzantısı olan yıldızlar, başka bayraklar altında Grand Slam kupalarına imza atmaya devam ediyor
İki savaş arası dönemde Sovyetler Birliği’nde hem yeni bir ordu kuruluyor hem de modern savaşın nasıl yürütüleceğine ilişkin özgün fikirler geliştiriliyordu. Mihail Tuhachevski, Vladimir Triandafillov, Aleksandr Sveçin ve Georgi Isserson gibi isimler, savaşın yalnızca cephedeki birliklerin çarpışmasından ibaret olmadığını görmüştü. Onlara göre modern savaşın sonucu, cephe gerisindeki birliklerin, ikmal hatlarının, komuta merkezlerinin ve rezervlerin de hedef alınmasıyla belirlenecekti. Bugünkü operasyonel düşüncenin önemli unsurlarının temeli o dönemde Sovyetler Birliği’nde atıldı. Peki Sovyet askerî düşüncesi neden modern savaşın bazı temel meselelerine bu kadar erken yöneldi? Bunun önemli bir nedeni Birinci Dünya Savaşı deneyimiydi. Manevra Harbi anlayışıyla başlayan savaş kısa sürede mevzi savaşına dönüştü. Hızlı sonuç alınması beklenen savaş, Avrupa’nın büyük bölümünde statik bir cephe savaşına dönüştü. Cephe savaşının yarattığı yıpranma, ateş gücü ile hareket kabiliyetinin birlikte kullanılmasını zorunlu kıldı. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Sovyet teorisyenleri bu deneyimi daha ileri götürdü. 1920’lerin sonlarından itibaren tank, uçak, topçu ve piyadenin koordinasyonunu sağlayan yeni bir harekât anlayışı üzerinde çalıştılar. Buradaki temel mesele, teknolojik gelişmelerin savaşın karakterini nasıl değiştireceğiydi. 1925 tarihli düzenlemelerde birleşik silah kullanımı fikri görülmeye başladı. 1929 düzenlemeleri bu yaklaşımı daha açık hâle getirdi. 1936 tarihli geçici Saha Talimnamesi, yani PU 36 ise derin harekât anlayışını belirgin bir doktriner çerçeveye dönüştürdü. Bu düşüncenin gelişmesinde Isserson, Triandafillov ve Tuhachevski’nin önemli rolleri vardı. Derin harekâtın temel mantığı basitti fakat sonuçları kapsamlıydı. Düşmanın ilk savunma hattını yarmak yeterli değildi. Yarılmanın ardından ortaya çıkan boşluğa hızla ilerleyen kuvvetler sokulacak, düşmanın ikinci ve üçüncü kademeleri imha edilecek, rezervlerin cepheye ulaşması engellenecek ve bütün savunma sistemi çözülecekti. Bu nedenle Sovyet teorisyenleri savaşı yalnızca bir cephe hattı üzerinden düşünmüyordu. Savaşın derinliği vardı ve bu derinliğin bütün unsurları aynı harekâtın parçasıydı. İlk kademede hava unsurları, ikinci kademede birleşik silah birlikleri, üçüncü kademede yarma sonrasında ilerleyecek kuvvetler bulunuyor, dördüncü kademede ise rezervler yer alıyordu. Amaç tek bir muharebeyi kazanmak değildi. Amaç, düşmanın bütün savunma sistemini derinliği boyunca felce uğratmaktı. Bugün bu yaklaşım bize tanıdık geliyor. Çünkü modern orduların operasyonel sanat dediği alanın temelinde benzer bir düşünce bulunuyor. Bir ordunun yalnızca önündeki birliklerle değil, savaşma kapasitesini sağlayan bütün sistemle mücadele etmek gerekiyor. İşin asıl dikkat çekici tarafı burada başlıyor. Sovyetler Birliği, modern savaşın geleceğini anlamaya çalışan bu teorisyenleri kendi siyasi sisteminin kurbanı hâline getirdi. 1937’de Stalin’in Kızıl Ordu’nun yüksek komuta kademesine yönelttiği tasfiye, askerî kurumun entelektüel kapasitesine ağır bir darbe vurdu. Tuhachevski 1937’de idam edildi. Sovyetler Birliği’nin ilk beş mareşalinden üçü tasfiyeler sırasında hayatını kaybetti veya ortadan kaldırıldı. Voroshilov ve Budyonni ise daha sonra doğal nedenlerle öldü. Tasfiyenin boyutu birkaç üst düzey komutanın öldürülmesiyle sınırlı değildi. Çeşitli kaynaklarda bu dönemde yaklaşık 33 bin ila 40 bin subayın ölüm veya hapis yoluyla tasfiyeden etkilendiği aktarılıyor. Üst komutanlık kadrosunun neredeyse tamamı parçalandı. Beş mareşalin üçü, on altı ordu komutanının on dördü ve sekiz amiralin tamamı tasfiyenin kurbanı oldu. Burada Stalin’in askerî düşünceye verdiği zararın asıl boyutu ortaya çıkıyor. Deneyimli komutanların kaybedilmesiyle birlikte bir ordunun savaşma biçimini oluşturan kurumsal hafıza da ağır bir darbe aldı. Bir ordunun sahip olduğu bilgi yalnızca talimnamelerde bulunmaz. Bu bilgi, savaş görmüş komutanların tecrübelerinde, kurumların hafızasında ve farklı fikirlerin tartışılabildiği bir ortamda yaşar. Daha çarpıcı olan ise tasfiye edilen bazı komutanların stratejik değerlendirmelerinin sonradan önemini korumasıydı. Özellikle Alman tehdidinin niteliği konusunda yapılan bazı değerlendirmeler, savaşın başlamasından sonra farklı bir anlam kazandı. Tuhachevski’nin uyarıları ve savaş hazırlığına ilişkin görüşleri, siyasi tasfiyenin askerî düşünce üzerindeki maliyetini gösteren örnekler arasında yer aldı. Peki Batı bu düşünceleri ne zaman fark etti? 1960’lardan itibaren Sovyet askerî düşüncesine ilişkin çalışmalar Batı’da giderek önem kazandı. Vietnam Savaşı sonrasında Amerikan ordusunda operasyonel sanat kavramına yönelik ilgi arttı. 1930’ların Sovyet derin harekât ve derin muharebe teorileri yeniden incelenmeye başlandı. 1973 Yom Kippur Savaşı’nın tecrübeleri de bu tartışmayı etkiledi. 1970’lerin ortalarında Hava Kara Muharebesi anlayışı belirginleşmeye başladı. Ancak doktrin 1982’de yayımlanan FM 100-
Sovyetler Birliği döneminde tarım uğruna suları kesilen ve dünyanın en büyük dördüncü gölüyken devasa bir çöle dönüşen Aral Denizi, yıllar sonra gündeme geldi.
Stories on this topic, gathered from every source.