Otomotiv endüstrisinde bazı şanzımanlar sıradan mekanizmaların çok ötesine geçerek mühendislik sınırlarını zorlayan inanılmaz bir karmaşıklık sunuyor. İşte kuralları baştan yazan, sıra dışı 5 şanzıman tipi…
Sosyal medyada yapılan sıradan bir paylaşım, içeriğinde alkollü içeceğin reklam veya özendirme niteliğinde sunulması halinde hukuki sorun doğurabiliyor.
Dışarıdan bakıldığında sıradan bir fırın sütlaç veya muhallebi gibi görünse de, kaşığı daldırdığınız an altından akan o ılık ve ipeksi dokusuyla ezber bozan Süt Helvası, Bursa mutfağından sofralarımıza uzanan en hafif tatlı krizlerinin kurtarıcısı...
Belçika Kraliyet Ailesi, yıllardır gizli kalan bir babalık gerçeğiyle yeniden gündemde. Kral Philippe’in kardeşi Prens Laurent, 26 yaşındaki Clément Vandenkerckhove’un biyolojik oğlu olduğunu resmen kabul etti. Yaklaşık altı ay önce gerçekleştirilen tanıma işleminin ardından Vandenkerckhove, prens unvanını aldı.
Rollme, ilk bakışta sıradan bir gözlük gibi görünse de sahip olduğu özellikler sayesinde son derece gelişmiş hâle gelen akıllı gözlüğünü tanıttı.
Bir kullanıcının sıradan paylaşımı, yer altında saklanan ve varlığı bilinmeyen canlı türünü ortaya çıkardı. Hindistan sınırında kuyulardan çekilen suları günlerce süzerek iz süren araştırmacılar, evrimsel özellikleriyle görenleri şaşırtan o gizemli balığı resmen belgeledi.
Alain de Botton’un Öp ve Anlat adlı kitabı Everest Yayınları tarafından Yağmur Korat çevirisiyle yayımlandı. Tanıtım bülteninden: Everest Yayınları, dünya çapında günümüzün en sevilen yazarlarından olan İsviçreli yazar Alain de Botton‘un 1994’te kaleme aldığı romanı Öp ve Anlat‘ı okurlarla buluşturmaktan büyük bir gurur duyar. Yağmur Korat‘ın İngilizce aslından titizlikle çevirdiği bu eser, yazarın bütün kitaplarını Türkçeye kazandıran Everest ... Read more The post Sıradan insanlara derinden bakış: Alain de Botton’dan Öp ve Anlat first appeared on Edebiyat Haber .
Sıradan yürüyüşten farklı olarak kolları da aktif şekilde çalıştıran Nordic Walking, son dönemde hareketli bir egzersiz arayanların dikkatini çekiyor.
Bir Kadın (Pretty Woman), Subay ve Centilmen (An Officer and a Gentleman) ve Kaçak Gelin (Runaway Bride) gibi romantik filmlerle tanınan Richard Gere , Hollywood'un en cazibeli aktörlerinden biri. Ancak Gere, Adrian Lyne'in 2002 yapımı Sadakatsiz'inde (Unfaithful) bu kez sıradan, orta yaşlı bir kocayı canlandırmıştı. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Lyne'ın Öldüren Cazibe (Fatal Attraction) ve Ahlaksız Teklif (Indecent Proposal) gibi erotik gerilimleriyle benzer bir çizgide ilerleyen film, evli bir kadının (Diane Lane) çekici bir yabancıyla (Olivier Martinez) yaşadığı yasak ilişkiyi ve bunun görünüşte kusursuz evliliğinde yarattığı yıkımı anlatıyordu. People dergisinin 1999'da Yaşayan En Seksi Erkek seçtiği Gere, Sadakatsiz'de aldatılan bir kocayı canlandırmak için gösterişli yıldız imajından uzaklaşmak zorundaydı. Los Angeles 'taki Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Müzesi'nde düzenlenen özel gösterime katılan Adrian Lyne, Gere'ı daha sıradan göstermek için denediği yöntemi esprili bir dille anlattı: Richard'ın o fit ve atletik görünümünden uzaklaşmasını çok istiyordum. Biraz kilo almasını sağlamaya çalıştım ama başaramadım. Ceplerine sürekli kurabiye ve atıştırmalık koyuyordum ama hiçbirini yemiyordu. Bir gün bir tanesini yedi, ardından ne yapmaya çalıştığımı anlayıp oyunu bozdu. "O banyo sahnesi yürek burkucuydu" Gere, yönetmenin kendisine kilo aldırma planını fark etse de performansıyla alışıldık romantik başrol imajından uzaklaşmayı başardı. Lyne, filmin kırılma noktalarından biri olan banyo sahnesinde aktörün performansını özellikle övdü: Banyoya girdiği ve eşinin artık kendisini arzulamadığını hissettiği o sahne gerçekten yürek burkucuydu. Richard orada harikaydı. Müzikteki o zarif değişimle birlikte aralarındaki duygusal kopuş da kusursuz biçimde yansıtıldı. Bence ortaya gerçekten etkileyici bir sahne çıktı. Richard Gere ise 2002'de verdiği bir röportajda filmin sadakatsizlik ve kader temalarını şöyle değerlendirmişti: Kötü bir karar yoksa drama da yoktur. Bu, kadının işlevsiz bir evlilik yaşadığı ve bu nedenle yeni bir şey aradığı bir durum değildi. Her şey kendiliğinden gelişti; rüzgar esti, adam oradaydı ve olaylar gelişti. Independent Türkçe, Entertainment Weekly , AOL Derleyen: Nazlı Erdol çeviri Richard Gere Sinema Magazin "Ne yapmaya çalıştığımı anlayıp oyunu bozdu" Salı, Ağustos 18, 2026 - 13:45 Main image: Sadakatsiz'de Richard Gere, mutlu bir evliliği olan, sakin ve başarılı iş insanı Edward Sumner'ı canlandırmıştı (20th Century Studios) KÜLTÜR related nodes: Richard Gere, Oscar'dan 20 yıl menedilmesi hakkında konuştu Label: ÇEVİRİ Type: news SEO Title: Kült filmin yönetmeninden 24 yıl sonra gelen itiraf copyright Independentturkish:
İki kişilik yeni oyun WheelMates, oyuncuları uzaktan kumandalı arabalarla gizemli bir bilim insanının evine götürüyor. Üstelik tek kopya iki kişiye yetiyor.
Siyonist İsrail’in saldırıları ve ablukası nedeniyle Gazze’de en sıradan ihtiyaçlar bile büyük bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Binlerce Gazzeli anne çocuklarının önüne bir tabak yemek bile koyamıyor
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye'nin hava ulaşımında son yıllarda büyük bir sıçrama yaşadığını belirtti. Türkiye'nin dünya yolcu trafiğinde 18'inci sıradan 7'nci sıraya, Avrupa'da ise 7'nci sıradan 3'üncü sıraya yükseldiğini açıkladı.
Dünya çapında 15 milyondan fazla satan Beğenilmeme Cesareti serisinin yazarı Ichiro Kishimi, yeni kitabı Sıradan Olma Cesareti ile başarı, rekabet ve “herkesten farklı olma” baskısını sorguluyor. Kitap, sürekli kendini kanıtlama zorunluluğunun insanı mutsuzlaştırdığını savunurken, gerçek özgüvenin sıradan olmayı kabul etmekten geçtiğini öne sürüyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan Sıradan Olma Cesareti, Adler psikolojisinin dünyadaki en önemli temsilcilerinden Ichiro Kishimi‘nin, günümüz insanının en ... Read more The post Milyonların Peşinden Gittiği “Özel Olma” Baskısına Japonlardan Cesur Bir İtiraz first appeared on Edebiyat Haber .
Bahçenizi temizlerken kaç kez düşünmeden, sıradan bir yabani ot olduğunu sandığınız bir bitkiyi kökünden söktünüz? Birçoğu çöpe gidiyor, oysa büyükannelerimiz ve büyükbabalarımız onları toplayıp kurutur, günlük hayatta şifa niyetine kullanırlardı.
Sıradan ve çok da tanınmamış bir oyuncuyken tıpkı peri masallarındaki gibi “beyaz atlı prensiyle” tanışan ve kraliyet ailesinin gelini olan Meghan Markle deyim yerindeyse ne yaparsa yapsın kimselere yaranamıyor…
Peri masalı kahramanlarının sadece prenslerle evlenen sıradan genç kızlar olduğunu sanıyorsanız işte bu büyük bir yanılgı.
Hem ünlüler dünyasında hem de sıradan hayatlarda bazı aşklar ve evlilikler olaylı başlar. Aynı şekilde de "dillere destan" ya da bazen "ağızlara sakız" olarak biter.
"Canım sıkılıyor." Modern insanın en sıradan cümlelerinden biri. Bir kafede sipariş beklerken, otobüs durağında birkaç dakika oyalanırken, trafik ışığında ya da gece uyumadan önce telefonumuza uzanmadan hemen önce söylediğimiz ya da hissettiğimiz bir cümle. Çoğu zaman üzerinde durmuyoruz bile. Çünkü can sıkıntısını geçici bir ruh hali, oyalanarak atlatılabilecek küçük bir rahatsızlık olarak görüyoruz. cansikintisi.jpg Oysa Alman gazeteci ve yazar Barbara Streidl, Ayrıntı Yayınları tarafından “Can Sıkıntısı” adıyla yayımlanan kitabında bu gündelik hissin sandığımızdan çok daha uzun ve karmaşık bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor. Yazarın büyük ilgi gören 100 Seiten dizisi için kaleme aldığı bu çalışma, yalnızca can sıkıntısını tanımlamaya çalışmıyor; onun kültür tarihini yazıyor. Bizi, dijital çağın ekranlarından alıp Orta Çağ manastırlarına, Rönesans ressamlarının atölyelerine, Blaise Pascal'ın çalışma odasına ve modern metropollerin kalabalık caddelerine uzanan uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Kitabın ilk sürprizi de burada başlıyor. Bugün sıradan bir duygu gibi gördüğümüz can sıkıntısı, tarih boyunca hiç de sıradan kabul edilmemiş. Can sıkıntısı doğuştan gelen bir duygu değil Streidl'in en önemli katkılarından biri, can sıkıntısını değişmez bir insan duygusu olarak değil, tarih içinde anlam değiştiren kültürel bir deneyim olarak ele alması. Bugün kullandığımız "can sıkıntısı" kavramının geçmişte birebir karşılığı yoktu. İnsanlar elbette sıkılıyorlardı; ancak bunu adlandırma biçimleri bugünkünden tamamen farklıydı. Orta Yüksek Almancada bugünkü anlamıyla "can sıkıntısı"na karşılık gelen bir sözcük bulunmaz. Bunun yerine "ıssızlık", "boşluk", "bıkkınlık", "zahmet" ya da "ihtiyaç" gibi farklı kelimeler kullanılır. Başka bir deyişle, duygu vardır ama onu tanımlayan modern kavram henüz ortaya çıkmamıştır. Bu tespit, kitabın temel tezlerinden birine dönüşür: Can sıkıntısı yalnızca psikolojik değil, tarihsel bir olgudur. İnsanların nasıl sıkıldığı, neye sıkıldığı ve sıkıntıya nasıl anlam yüklediği, yaşadıkları çağla birlikte değişmiştir. Acedia: Ruhun öğle vakti Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri, can sıkıntısının Hıristiyanlık tarihindeki kökenlerine ayrılmış. Bugün "can sıkıntısı" dediğimiz şey, ilk Hıristiyan keşişleri için sıradan bir duygu değildi; ruhu ele geçiren tehlikeli bir baştan çıkarıcıydı. Bu halin adı Acedia idi. Çöl keşişleri, özellikle öğle saatlerinde çöken isteksizlik, anlamsızlık ve her şeyi bırakıp gitme arzusunu "öğle şeytanı" olarak adlandırıyordu. Dua etmek istememek, çalışamamak, bulunduğu yeri terk etme isteği duymak yalnızca ruhsal bir bunalım değil, aynı zamanda inanç zafiyeti olarak görülüyordu. Bu yüzden Acedia, zamanla Hıristiyanlığın ölümcül günahları arasında yer aldı. ChatGPT Image 7 Ağu 2026 23_24_03.png Streidl, can sıkıntısının tarihini tam da bu noktadan başlatıyor. Çünkü bu duygu başlangıçta psikolojik değil, ahlaki bir meseleydi. İnsan sıkıldığı için değil; Tanrı'dan uzaklaştığı için sıkıldığı düşünülüyordu. Ancak tarih burada durmuyor. Günahın melankoliye dönüştüğü çağ Rönesans’la can sıkıntısının anlamı değişmeye başlar. Artık Acedia yalnızca ruhsal tembellik değildir. Sanatçılar, şairler ve düşünürler için yaratıcı melankolinin eşlikçisi haline gelir. Barbara Streidl, bu dönüşümün izini sürerken Nietzsche'ye kadar uzanan düşünsel bir hattı da görünür kılıyor. Bir zamanlar ölümcül günah sayılan ruh hali, yavaş yavaş sanatın ve düşüncenin vazgeçilmez eşlikçisi olarak görülmeye başlanır. Bu dönüşüm yalnızca bir kavram değişikliği değildir; insanın kendisini anlama biçiminin değişmesidir. Orta Çağ insanı sıkıntıyı Tanrı ile ilişkisi üzerinden açıklarken, modern insan onu kendi benliği üzerinden okumaya başlayacaktır. Orta Çağ insanının canı sıkılıyor muydu? Streidl'in en ilginç sorularından biri de budur. Ejderhaların, şövalyelerin ve büyük aşkların anlatıldığı Orta Çağ destanlarında neden can sıkıntısından söz edilmez? Yazar burada tarihsel bir yanılsamaya dikkat çeker. Bugünün kavramlarını geçmişe taşıma eğilimimiz, bizi yanıltabilir. Eski ozanların dizelerinde yorgunluk, özlem ya da bekleyiş vardır; fakat bunları bugünkü anlamıyla "can sıkıntısı" olarak okumak doğru değildir. Modern okur, kendi deneyimini geçmiş metinlere yansıtmaya eğilimlidir. Oysa can sıkıntısı, bugünkü anlamını modern çağda kazanacaktır. Bu yaklaşım, kitabın en güçlü yanlarından birini oluşturuyor. Streidl, kavramların da insanlar gibi bir tarihi olduğunu hatırlatıyor. Duygular değişmese bile, onları anlamlandırma biçimimiz değişiyor. Can sıkıntısının modernleşmesi İşte tam bu noktada sahneye Blaise Pascal giriyor. Barbara Streidl, modern can sıkıntısının ilk büyük düşünürlerinden biri olarak Pascal'a özel bir yer ayırıyor. Çünkü Pascal, insanın hareketsiz kalmaya neden tahammül edemediğini sorgulayan ilk filozoflardan biridir. Ona göre insan, hiçbir işle meşgul olmadığında yalnızca sessizlikle değil, kendi hiçliğiyle de karşılaşır. İşte bu yüzden sürekli oyalanacak şeyler arar. Streidl'in kitabı b
Stories on this topic, gathered from every source.