15 yaş kuralı 1 Kasım'da başlıyor. Yasak tek başına yeter mi, aileler ne yapmalı ve asıl mesele neden kapı değil tasarım?
Avustralya 16 yaş altına yasağı on ay önce getirdi. Düzenleyicinin verisine göre gençlerin yüzde 80'inden fazlası hâlâ kullanıyor. Peki bu ne anlama geliyor?
Sosyal medyada yaş doğrulaması e-Devlet belirteciyle yapılacak. Sistem nasıl işliyor, mahremiyet açısından ne anlama geliyor ve kapıda hangi delikler var?
10 Ekim'de Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelik 1 Kasım'da yürürlüğe giriyor. 15 yaş sınırı, ayrıştırılmış hizmet, ebeveyn kontrolü ve takvim madde madde.
Bir zamanlar diziler saatinde izlenirdi. Ertesi gün okulda, işte, otobüste aynı bölüm konuşulurdu. Şimdi herkes farklı platformlarda, farklı hızlarda, farklı öneri ekranlarının peşinden gidiyor. Ortak dizi hafızası kaybolmadı; ama artık onu televizyon yayın akışı değil, algoritmalar, sosyal medya ve büyük platformların görünmez tercihleri kuruyor. Bir diziyi ilk kez ne zaman duydunuz? Bu soru yıllar önce […]
Bir listenin gücü, içine aldıkları kadar dışarıda bıraktıklarıyla da ölçülür. New York Times’ın 100 dizilik seçkisi, her dilde ve her türde yapıma açık olduğunu söylüyor. Ama listenin haritasına bakınca merkez hâlâ çok tanıdık: ABD, Birleşik Krallık, büyük platformlar ve küresel görünürlüğe çoktan ulaşmış diziler.
New York Times’ın listesine yukarıdan bakınca ilk görünen şey dizilerden çok bir duygu: Karanlık. Suç, iktidar, aile içi savaş, sınıf atlama arzusu, ahlaki çürüme ve yavaş yavaş dağılan hayatlar… “En iyi dizi” fikri, uzun süredir ağır meseleler taşıyan hikâyelerle yan yana anılıyor. Peki televizyonu önemli yapan gerçekten yalnızca ciddiyet mi?
New York Times, 21. yüzyılın “en iyi” 100 dizisini açıkladı. Zirvede Breaking Bad var; onu The Wire ve Mad Men izliyor. Peki bir listenin “en iyi” dediği şey tam olarak nedir: Kusursuz yazılmış bir dizi mi, yıllar sonra bile konuşulan bir yapım mı, yoksa seçimi yapanların ortak zevki mi?
Bir ilacın laboratuvarda umut vermesi, klinik araştırmada başarılı olması hatta başka bir ülkede onay alması; o ilacın ertesi gün her hastanın ulaşabileceği bir tedavi olduğu anlamına gelmiyor. Bilimsel sonuç ile hasta odası arasında testler, ruhsatlar, geri ödeme kararları, hastane altyapısı ve zaman var.
Bir laboratuvarda işe yarayan molekül, ertesi gün hastanede kullanılan ilaç olmaz. Hücre kültürlerinden insan çalışmalarına, erken güvenlik testlerinden binlerce hastayı kapsayan karşılaştırmalı araştırmalara uzanan uzun bir yol vardır. Kanser haberlerini doğru okumak, biraz da bu yolun nerede başladığını ve ne zaman bittiğini bilmektir.
Yeni ilaçlar, umut veren klinik sonuçlar, mRNA aşıları, yapay zekâyla tasarlanan moleküller… Son dönemde kanserle ilgili “müjde” haberleri hızlandı. Ama bu başlıkların hiçbiri tek başına kanserin ilacının bulunduğu anlamına gelmiyor. Asıl değişen şey, kanser tedavisinin tek bir hastalığa değil; daha küçük, daha tanımlı hasta gruplarına bakmaya başlaması.
Bir şirket frene basar. Rakibi gaza basar. Bir ülke kural koyar. Diğeri koymaz. Yapay zekâyı yavaşlatma fikrinin önündeki en büyük engel teknik değil; yarışın kendisi.
“Yapay zekâyı yavaşlatalım” cümlesi ilk duyulduğunda iki farklı tepki yaratıyor. Bir kesim bunu teknolojiyi durdurma çağrısı olarak görüyor; diğer kesim ise hiçbir şey yapmadan yarışa devam etmenin daha büyük risk olduğunu söylüyor. Oysa tartışılan şey ne bütün modelleri kapatmak ne de geleceği askıya almak. Asıl mesele, yapay zekâ güçlenirken güvenlik kontrollerinin de yetişip yetişemediği.
Yapay zekâ yarışı yıllardır tek bir kelimeyle anlatıldı: hız. Daha güçlü model, daha büyük veri merkezi, daha çok kullanıcı, daha erken lansman. Şimdi ise bu yarışın merkezindeki şirketlerin yöneticileri aynı soruyu soruyor: Biraz yavaşlamamız gerekmiyor mu?
Yapay zekâ sohbet botlarının daha sıcak, daha anlayışlı ve daha kişisel hale gelmesi ilk bakışta iyi bir gelişme gibi görünüyor. Kim soğuk, mekanik ve küçümseyici bir cevap almak ister? Ancak kullanıcıyı rahatlatmakla onu her koşulda onaylamak arasında kritik bir fark var. İyi bir yapay zekâ, konuşmayı uzatmak için değil, doğru anda doğru sınırı koyabilmek için […]
Bir arkadaşınızla kavga ettiniz. Yapay zekâya anlattınız. O sizi dinledi, anladı ve hak verdi. İlk anda iyi hissettirdi. Peki sonra? Bazen en rahatlatıcı cevap, en yararlı cevap olmayabilir.
Bir arkadaşınızla kavga ettiğinizde, anlatacak çok şeyiniz olur. Ama dinleyen kişi bazen hoşunuza gitmeyen bir soru sorar: “Peki onun tarafından nasıl görünmüş olabilir?” Yapay zekâ sohbet botuysa çoğu zaman bunu yapmaz. Sizi kesmez, yorulmaz, küsmekle tehdit etmez. Üstelik hemen yanıt verir. Peki bu rahatlık, neden gerçek bir tartışmanın yerine geçmemeli? İtiraz eden insan neden zor? […]
Yapay zekâ sohbet botları artık yalnızca sorularımıza cevap vermiyor. İş yerindeki tartışmayı dinliyor, ilişki sorununda yanımıza geçiyor, verdiğimiz kararları destekliyor. Peki ya bazen ihtiyacımız olan şey destek değil de itirazsa? Bir makinenin bize sürekli “haklısın” demesi neden iyi bir kullanıcı deneyimi değil, gerçek bir risk olabilir?
Yapay zekâ arkadaşlar çoğu zaman arkadaşlık uygulaması gibi görünse de arka planda şirketler, güvenlik politikaları ve kullanıcı verileri bulunuyor. Kullanıcı bir karakterle konuştuğunu düşünürken sistem yaşını, tercihlerini, korkularını ve duygusal zayıflıklarını öğrenebilir. Peki bu ilişkinin sınırlarını kim koyacak? Düzenlemeler yetişiyor mu? California, 2026’da AI arkadaş uygulamalarına ilişkin özel güvenlik yükümlülükleri getiren ilk ABD eyaleti oldu. […]
Stories on this topic, gathered from every source.