1970’lerde dünyanın dört bir yanına Güney Sudan’ı konu alan bir poster dağıtıldı. Poster, Güney Sudan’daki silahlı hareket Anya-Nya'nın yayın organı sanılıyordu. Oysa posteri hazırlayan da dağıtan da Mossad’dı. Afrika'nın en genç ülkesi Güney Sudan'ın bağımsızlık hikâyesi, sömürge yönetimlerinin kıtada bıraktığı siyasi mirasın ne kadar uzun ömürlü olabileceğini gösteren çarpıcı örneklerden biri. Sömürge öncesi Afrika’da farklı topluluklar yan yana, bir arada yaşama tecrübesine sahipti. Sudan’da da durum farklı değildi ancak sömürge yönetimi, ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki mevcut farklılıkları zaman içinde ayrıştırıcı idari, siyasi ve eğitim politikalarıyla daha görünür ve kurumsal hale getirdi. Sudan, 1899'dan 1956'daki bağımsızlığa kadar Anglo-Mısır Kondominyumu olarak yönetildi. Hukuken İngiltere ve Mısır ortak yönetiyordu ancak uygulamada siyasi ve idari ağırlık açık biçimde İngiltere'nin elindeydi. Bu dönemde İngiliz yönetimi Sudan'ı adeta iki farklı idari alana ayırdı. Kuzeyde Arapça ve İslam merkezli eğitim ve idari yapılar geliştirilirken, güneyde eğitim büyük ölçüde Hristiyan misyonerlerin faaliyetlerine bırakıldı. 1922'den itibaren uygulanan “Kapalı Bölge Kararnameleri” ise kuzeyli Sudanlıların güneye geçişini ve ticari faaliyetlerini kısıtladı. Böylece kuzey ile güney arasındaki toplumsal ve ekonomik temas sınırlandırıldı. İslam’ın etkisinin güneye inmesi engellendi. İngiliz yönetimi güneyi siyasi merkezden görece uzak tutarak iki bölge arasında yaşanacak sorunlara zemin hazırladı. Bağımsızlık öncesinde ve sonrasında güneydeki temel kaygılardan biri, Hartum merkezli devletin yönetiminin kuzeyli kadroların elinde toplanmasıydı. Sudan 1 Ocak 1956'da bağımsızlığını kazandı. Fakat sömürge yönetiminin geride bıraktığı dengesizlikler yeni devletin siyasi yapısına taşındı. 18 Ağustos 1955'te Torit'te güneyli askerlerin başlattığı isyan, bağımsızlıktan hemen önce başlayan silahlı direnişin sembolü haline geldi. Güney kendi sesini arıyor 1960'ların başında Güney Sudanlı siyasetçiler, yaşadıkları sorunu uluslararası kamuoyuna anlatmak için örgütlenmeye başladı. William Deng, Joseph Oduho ve Peder Saturnino Lohure, 1962'de Sudan Afrikalı Kapalı Bölgeleri Milli Birliği ( SACDNU ) adlı örgütü kurdu. Örgüt 1963'te adını Sudan Afrika Milli Birliği (SANU) olarak değiştirdi. İsim tesadüf değildi. Kenya Afrika Milli Birliği (KANU) ve Tanganyika Afrika Milli Birliği ( TANU ) gibi dönemin Afrika milliyetçi hareketleriyle aynı siyasi dili kullanıyordu. Kendi mücadelelerini kıtanın sömürge karşıtı bağımsızlık hareketleriyle aynı çerçevede sunmaya çalışıyordu. Aynı yıl Güney'de silahlı bir hareket de ortaya çıktı: Anya-Nya. Ma'di dilinde “yılan zehri” anlamına gelen Anya-Nya, zaman içinde Sudan ordusuna karşı savaşan en önemli güneyli gerilla hareketine dönüştü. Eylül 1963'te başlayan operasyonları kısa süre içinde Sudan'ın 3 güney eyaletine yayıldı. Güney Sudanlı siyasetçiler ve silahlı gruplar arasında ciddi rekabetler ve bölünmeler bulunduğunu belirtmek gerek. Bu dönemde Güney Sudanlı liderler seslerini dünyaya duyurmaya çalıştı. William Deng ve Joseph Oduho 1963'te Güney Sudan Sorunu adlı kitabı yayımladı. Aynı yıl Güney Sudan’ın Sesi: Negritude ve İlerleme adlı üç aylık yayın çıkarılmaya başlandı. Bu yayınlarda Hartum yönetimi, Güney Sudanlıların gözünde yeni bir sömürgeci güç olarak tasvir ediliyordu. Güney'in mücadelesi ise Afrika'nın dekolonizasyon ve bağımsızlık hareketlerinin bir parçası olarak sunuluyordu. Afrika devletleri bağımsızlıklarını kazanırken kıtanın temel ilkelerinden biri sömürge döneminden miras kalan sınırların korunması ve yeni devletlerin toprak bütünlüğünün savunulmasıydı. Bu nedenle Güney Sudan'ın ayrılma talebi, diğer Afrika ülkelerinden destek bulmadı. Fakat Güney Sudan’ın hikâyesine başka bir aktör girdi: İsrail. Mossad'ın kapısı hemen açılmadı Güney Sudanlı siyasetçiler, bilhassa William Deng daha 1961'den itibaren İsrail'den destek arıyordu. Deng, Başbakan Ben-Gurion'a yazdığı mektupta Güney'in ihtiyacının "yoğun ama sessiz bir propaganda" ve Afrika ülkeleriyle temas olduğunu söylüyordu. Hem Mossad’la hem de dönemin Tarım Bakanı Moşe Dayan’la temas kuran, ardından çok sayıda İsrailli diplomatla görüşen Deng’in tüm çabalarına rağmen Tel Aviv, Anya-Nya’ya destek vermekten titizlikle kaçındı. Çünkü İsrail Hartum'la ilişkisini riske atmak istemedi. Fakat 1960’ların ortasında İsrail yönetimi Hartum’dan uzaklaşıp güneyle ilgilenmeye başladı. Bu ilgi, Ben-Gurion döneminden beri izlenen "çevre doktrini" nin, yani Arap dünyasını çevreleyen Arap olmayan aktörlerle ittifak kurma stratejisinin bir uzantısıydı. İsrail’in Güney Sudan’a yaklaşmasını hızlandıran asıl hadise Altı Gün Savaşı oldu. Savaş sadece Ortadoğu'daki dengeleri değiştirmekle kalmadı, İsrail'in Afrika'daki hamlelerini de doğrudan etkiledi. Sudan, Arap devletleriyle birlikte İsrail karşıtı cephede yer aldı. Savaş sonrasında gerek Arap dünyasında gerek Afrika’da Filistin davası etrafındaki siyasi faaliyetler güçlendi. İsrail’in
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Saral, fon skandalı soruşturmasında Maliye Bakanlığının açık ve net bilgiler vermesi çağrısında bulundu. Saral, "'Dış güçler' söylemine bağlayarak MİT'i zan altında bırakmaya çalışıyorlar" dedi.
Dubai-Tel Aviv seferi sırasında kasten düşürülmek istendiği iddia edilen Flydubai uçağındaki Ummanlı yardımcı pilotun yer aldığı mürettebat listesinin, uçuştan 2 gün önce İsrail makamlarına iletildiği ortaya çıktı. İsrail Vergi Dairesi, Flydubai uçağının yolcu ve mürettebat listesinin kendilerine ulaştığını kabul ederken, Ulaştırma Bakanlığı ise söz konusu listelerin ellerine geçip geçmediği sorularına cevap vermedi.
Fon skandalı tartışmaları sürerken AKP'li Şamil Tayyar’dan dikkat çeken bir çıkış geldi. Tayyar, "MOSSAD" ve "ABD" iddialarına tepki göstererek "Bunları geçin, milletin aklıyla dalga geçmeyin" dedi.
İran'da İsrail dış istihbarat servisi Mossad ile bağlantılı olduğu öne sürülen bir kişi hakkında verilen idam cezası infaz edildi.
İran'da İsrail dış istihbarat servisi Mossad ile bağlantılı olduğu öne sürülen bir kişi hakkında verilen idam cezası infaz edildi.
İran’da Mossad bağlantılı olduğu öne sürülen Hüseyin Pedram hakkında verilen idam cezası infaz edildi. İran Yargı Erki, Pedram’ın İsfahan’daki hassas noktalarla ilgili bilgi aktardığını ve casusluk suçundan hüküm giydiğini açıkladı.
Fransız Challenges dergisi, İsrail istihbarat servisi Mossad'ın Fransa Cumhurbaşkanlığının diplomatik ofisindeki Kuzey Afrika ve Orta Doğu danışmanı Dora Cattuti'nin telefonunu hacklediğini ileri sürdü
Eski İsrail istihbarat mensuplarının kurduğu Black Cube şirketi, sahte kimlikler ve gizli operasyonlarla dünyanın en tartışmalı özel istihbarat şirketlerinden birine dönüştü. Eski Mossad direktörlerini danışmanları arasına alan şirketin adı Harvey Weinstein’dan Romanya’ya uzanan operasyonlarla duyuldu. Küresel istihbarat sitesi Intelligence Online şirketin sicilini çıkardı.
Uluslararası basında yer alan haber ve analizler, Mossad’ın İran’daki rejimi devirmeye yönelik çok aşamalı bir plan üzerinde çalıştığını ortaya koyuyor. Kaynaklara göre, planda İranlı Kürt silahlı grupların sınırı geçerek ayaklanma başlatması ve İsrail hava saldırılarıyla ilerleyişlerinin desteklenmesi öngörülüyordu.
İsrail basını, Mossad’ın İran rejimini devirmek amacıyla binlerce Kürt militanı eğittiği “Çizmeli Kedi” operasyonunun ayrıntılarını ortaya çıkardı. Operasyonun ABD’den gelen son dakika talimatıyla durdurulduğu da öne sürüldü.
ABD ve İsrail’in müdahalelerine rağmen İran’da rejimin değişmemesi İsrail istihbarat teşkilatı Mossad’da tasfiyeye yol açtı.
Reuters’ın haberine göre Mossad Başkanı Roman Gofman ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, 14 Ağustos’ta yaptıkları telefon görüşmesinde Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı ve Şam yönetimine yönelik silah desteğini ele aldı
İsrail istihbarat teşkilatı Mossad'ın başkanı ve Suriye dışişleri bakanı, İsrail'in Suriye'deki Ebu el-Zuhur hava üssünü bombalamasından birkaç gün önce telefon görüşmesi gerçekleştirerek Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını görüştü. Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgilere göre Mossad başkanı Roman Gofman, 14 Ağustos'ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile görüştü. Görüşme, İsrail ile Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti arasında bugüne kadar yapılan en üst düzey temaslardan biri olarak değerlendiriliyor. İsrail'in salı günü Ebu el-Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suriye'nin buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve bunun İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönünde defalarca yapılan uyarıları görmezden geldiğini ifade etmişti. Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye'nin Suriye'ye askeri destek sağlama konusunun gündemin ana başlığı olduğunu belirtirken, kaynaklardan biri görüşmenin "İsrail'in, (Türkiye'nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konulardaki soruları" üzerine odaklandığını söyledi. Üst düzey bir yetkili olan ikinci kaynak ise Gofman'ın bu görüşmeyi, Türkiye'nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını ifade etti. Konuya yakın üçüncü kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğruladı ve Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi. Ne olmuştu? Türkiye, Suriye'de 2024'te Beşar Esad yönetiminin sona ermesinden bu yana Şara yönetimini destekleyen ülkeler arasında öne çıkarken, Ankara'nın Suriye'deki etkisi İsrail'de de güvenlik endişelerine neden oldu. ABD ile yakın ilişkiler geliştiren Şara, temmuz ayında Suriye'nin İsrail'le bir güvenlik anlaşması yapmak istediğini ve İsrail'in Suriye'ye yönelik politikasının daha dengeli olması için farklı ülkelerin desteğini aradığını açıklamıştı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail'i tehdit edebilecek bir Türk askeri varlığının Suriye'de oluşmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Netanyahu, hava üssüne yönelik saldırıya ilişkin, Türkiye'yi daha önce bu konuda uyardıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını savundu. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ise İsrail'in açıklamalarını "mesnetsiz iddialar" olarak nitelendirerek, saldırıların Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirtti. Türkiye ise belirli bir asker konuşlandırma planına ilişkin açıklama yapmadan, Suriye hükümetiyle iş birliğini sürdüreceğini ve ülkenin istikrarsızlaştırılmasına karşı olduğunu bildirdi. ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında olası çatışmaları önlemeye yönelik bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını ve taraflar arasındaki bilgi paylaşımı ile diyaloğu kolaylaştırdığını açıkladı. Independent Türkçe, Reuters Suriye Mossad Mossad Başkanı Roman Gofman ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani'nin, İsrail'in Ebu el-Zuhur saldırısından dört gün önce Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını görüştüğü öne sürüldü Perşembe, Ağustos 20, 2026 - 14:00 Main image: İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters Dünya Type: news SEO Title: Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü copyright Independentturkish:
İngiliz medyası, Suriye'nin İdlib kentinde bulunan Ebu Zuhur üssü ile ilgili çarpıcı bir iddia ortaya attı. Buna göre İsrail'in üsse saldırmasından 4 gün önce Suriyeli Dışişleri Bakanı, Mossad Direktörü ile telefonda görüştü.
İsrail ordusu ve MOSSAD, İran'ın 2026'daki savaşın ardından askeri kapasitesini öngörülenden çok daha hızlı yeniden inşa ettiğini tespit etti. Tel Aviv yönetimi, özellikle balistik füze üretimindeki hızlı toparlanmanın yeniden ciddi bir tehdit oluşturduğu değerlendirmesinde bulundu.
Stories on this topic, gathered from every source.