Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında tesis edilen Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı İstanbul'da yapılacak.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında tesis edilen Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı İstanbul'da yapılacak.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında tesis edilen Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesinin ilk toplantısı yarın İstanbul'da yapılacak.
Mekke İttifakı'nın ilk toplantısı Türkiye'nin ev sahipliğinde İstanbul'da yapılacak
Mekke İşbirliği Anlaşması kapsamında kurulan komitenin ilk toplantısı yarın İstanbul'da yapılacak. Görüşmelerde ortak savunma ve terörle mücadele konuları masada olacak
Mekke İş Birliği Anlaşması kapsamında kurulan komite, ilk toplantısını bugün İstanbul'da yapacak. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşma kapsamında görüşmelerin ana gündemini
Mekke Anlaşması’nın ilk toplantısı yarın İstanbul’da yapılacak
Donald Trump, Şii Teokrasisine son ve kesin darbeyi ne zaman vuracağına, bu "kirli işi" İsrail’in tamamlamasına izin verip vermeyeceğine ya da bunu bir sonraki ABD başkanına bırakıp bırakmayacağına karar vermeye çalışırken, üç İslamcı müttefikinin bu yeni bölgesel güvenlik mimarisini sınamasına da alan açıyor. Böylece bu ülkeler kendi güvenliklerini kendileri sağlayacak, bunun maliyetini kendileri üstlenecek ve Batı’nın öncülük ettiği dünya kapitalist sistemini ayakta tutabilmek için kendi vatandaşlarını feda edecekler.
Mekke Anlaşması, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ı ortak savunma ve güvenlik anlayışında buluştururken, bölgesel dengeler açısından dikkat çeken bir gelişme olarak değerlendirildi. Eurasia Review'da yayımlanan analizde, Türkiye'nin askeri kapasitesi ve stratejik konumuyla yeni güvenlik yapısının şekillenmesinde önemli bir rol üstlendiği aktarıldı.
Bangladeş'in, Türkiye, S.Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşmasına katılması gündemde. Bangladeş Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Kabir, ülkesinin "Mekke Paktı" anlaşmasına katılmaya davet edildiğini açıkladı.
"Mekke ittifakı" , İslam ülkelerini bir imparatorluğa götürecek yol ya da bir bölge ittifakı değildir elbette, yalnızca zulmün ve zalimin karşısında mazlumların ittifak etmeye zorlanması sonucu oluşan bir ittifaktır. Şunu kabul etmek gerekir ki ABD, her ne kadar kendine Cumhuriyet dedirtse de gerçekte zorbacı bir imparatorluktur. 50 eyalet ve 340 milyonluk nüfusa sahiptir. Fakat bu imparatorluk Soğuk Savaş sonrası kanun ve kural tanımaz bir güce dönüşüverdi. İmparatorluklar gerilerken, genellikle büyük kopuşlar yaşarlar. Nitekim Roma, Pers ve Osmanlı İmparatorlukları da o durumlardan nasiplerini aldılar. Soru şu ki, acaba son dönemlerde gerilemek üzere olan ABD imparatorluğu, kendi eyaletlerini koruyabilecek mi? Çünkü her imparatorlukta olduğu gibi onda da mutlaka birtakım "merkezkaç kuvvetleri" çıkacaktır. Kısaca söylemek gerekirse, imparatorluklar çökerlerken, merkezkaç kuvvetleri çoğalır ve orada birçok ayrılıkçılar ortaya çıkar. Nitekim İngiltere I. Dünya Savaşı'ndan (1919-1921) galip çıktığı hâlde ekonomisi çok zor duruma girmişti. O esnada İrlanda İç Savaşı başladı ve muazzam bir şekilde İngiltere'yi tüketti. İrlanda savaşı 1994 yılına kadar neredeyse tüm terör sorunlarını çıkardı. Türkiye'de de aynen bu şekilde Osmanlı'dan miras kalan ayrılıkçı hareketler sürekli baş göstermektedir. Bu ayrılıkçı hareketleri çıkaranlar o günde bugün de kendi çıkarları için hizmet etmekteler. Bunlar (tabiri caiz ise) eli sopalı mafyanın bize verdiği bir gözdağıdır. Şu andaki bu mafya (ABD ve çizgisindekiler) o türden insanları elde ediyor, satın alıyor ve bizlerin üzerimize salıyorlar. Dolayısıyla bu masallar ne bitmiş ne de biteceğe benziyor. Bilindiği üzere Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde, "Osmanlıcılık", "Türkçülük" ve "İslamcılık" diye 3 tarzlı bir siyaset kavramı vardı. Bunlar birbirlerinden ayrı kimliklerdi. Ecdadımız "T.C. kuruluş felsefesi etnik kökene göre değil, ortak kader ve vatandaşlık bilincine göredir" dediler. Yani ister Rum ol ister Yahudi, Ermeni, Arnavut, Boşnak, Azeri, Kürt, Türk, Yörük vs., (bunların tümü de o imparatorluğun birer parçalarıydı) sen Türk'sün. Yani senin üst kimliğin Türk'tür. Aynen bugün "Amerikalı", "Fransız", "Alman" ve "Belçikalı" olmak gibisin. O ülkelerde de farklı ırklara mensup insanlar vardır. Çin'de bile 56 kökten insanlar vardır. 300'den fazla dille de konuşuluyor. Türkiye'de 20'nin üzerinde ve komşumuz İran'da 16 civarında farklı köklerden insanlar vardır. Kısacası bu işin sonu yoktur. Neticede her toplumda bir üst kimlik ve ulus devleti "ki adı üstündedir ve bizim ulus devletimiz de "Türk Ulusu'dur" olmalıdır. Buraya kadar söylediklerimizi şöyle hulasa etmek mümkündür: "Türk milleti" kurucu bir milletken ve bu üst kimliğe sahipken, alt kimlikleri yok etmedi. Şu anda dahi isteyen o alt kimliği ile gurur duyabilir ve yine ister baba tarafından ister anne tarafından istediği kimliğini de kullanabilir. Yani Türkiye'de Tanrı Dağları'ndan at sırtında gelip de olduğu gibi kimliğini koruyan birileri yok gibidir. Örneğin Proto Türkleri (Türklerin erken ataları) artık yoktur. 1071'deki Malazgirt Savaşı'nda bile Uzlar ve Peçenekler gibi bazı Türk kökenli insanlardan Selçuklu Türklerin tarafına geçenler ve aynı şekilde Bizanslıların kendilerinden dahi Türklerin safına katılanlar olmuştur. Kısaca söylemek gerekirse şu üst kimlik, aynen çimento gibidir. Bu çimentoyu değiştirmemek lazım. Sorun işte budur ve Türkiye'deki hassasiyet de bundan kaynaklanıyor. Birinci kurucu unsur "üst kimlik" olduğu gibi ikinci kurucu unsur da "yol yürüyüşü" dür. Emperyalizm her zaman bir ülkedeki azınlıkların ayrışmaya gidip bağımsız bir devlet kurmalarını ister ve onu bu yol (bağımsız devlet kurma yolu) üzerinden dillendirirler. (Hatta BM Yasaları dahi bununla muvafıktır.) Onlar bazı yerlerde de birleşmeyi isterler. Yani emperyalist ülkeler ve onların güdümündeki Birleşmiş Milletler Teşkilatı, bazı ülkelerde bölünmeyi ve bazı ülkelerde de birleşmeyi isterler. İşte "self-determinasyon" (bir milletin kendi siyasi geleceğini tayin etme) konusu, hakkın üstünde tutulunca, iş böyle olur. Örneğin söz konusu o devletler Kıbrıs'ı bir bütün hâlinde görmek isterler. Ve Türklerin, bu kadar katliama maruz kalmasına rağmen, onu görmezlikten gelir ve onlara Rumlarla birleşin çağrısında bulunurlar. Çünkü işlerine öyle geliyor. Buna rağmen birçok İslam ülkesinin bölünmesini isterler ve "yol" meselesini öne atarlar. Örneğin İran, Irak, Suriye ve hatta küçücük devletler olan Filistin, Lübnan ve yine Türkiye gibi ülkeleri de bölmek isterler. Bu şeytani düşüncelerini gerçekleştirmek için, azınlığı oluşturanlardan da o ülkenin kurucu unsurlarının içerisine koymaya gayret ederler. Şayet devlet tarafından bu kabul edilir ise, bu sefer de başkalarını ortaya çıkaracaklardır. Onlar da kurucu ortak olduklarını iddia edeceklerdir. Bundan dolayı diyorum ki bölünmenin sonu yoktur. Ülkemizde gençler için yazılan "Nutuk" ta şöyle bir söz vardır: Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur. Bu sözde geçen asil ka
"Trump’ın Mekke Anlaşması’na desteği birilerini kızdırdı" haberi için lütfen tıklayın
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İletişim Başkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre liderler görüşmede, Türkiye- ABD ikili ilişkileri ile bölgesel
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması'nın farklı bir değişim olduğuna işaret ederek, “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında Mekke'de
Stories on this topic, gathered from every source.