“Daha Kurak Bir Dünyaya Doğru Su Politikaları” raporunda, kuraklığın artık daha hızlı gelişen, öngörülmesi zor ve geniş etkiler oluşturan yıkıcı bir afete dönüştüğü vurgulandı
Daha Kurak Bir Dünyaya Doğru Su Politikaları” raporunda, kuraklığın artık geçici bir doğa olayı olmaktan çıkarak iklim değişikliği ve insan kaynaklı etkilerle birlikte kalıcı bir tehdide dönüştüğü vurgulandı. Esra Toptaş yazdı
Balıkesir Bandırma ve çevresinde etkili olan sağanak, kurak geçen günlerin ardından tarım arazilerine nefes aldırdı. Metrekareye yaklaşık 25 kilogram yağış düşerken, toprağın yaklaşık 5 santimetrelik
Dünya Meteoroloji Örgütü WMO, 2025'te dünya genelindeki nehirlerde son 35 yılın en kurak dönemlerinden birinin yaşandığını ve 1991'den beri son 7 yılın "normal" debiye sahip nehirlerin en az görüldüğü dönem olduğunu bildirdi.
Uluslararası bir araştırmaya göre küresel ısınma nedeniyle yüzyılın sonuna kadar yeryüzündeki kurak alanların toplam karasal yüzeyin yüzde 40'ından fazlasını kaplayabileceği ve genişlemenin en çok aşırı kurak bölgelerde hissedileceği bildirildi.
SPD’nin yeni raporu, kuraklığın giderek daha sık, uzun ve yoğun yaşandığına dikkat çekti. Raporda, su kaynaklarındaki gerilemenin iklim değişikliğinin yanı sıra aşırı su çekimi, orman kayıpları, yanlış arazi kullanımı ve kentleşme gibi insan kaynaklı politikalarla derinleştiği belirtildi. Özellikle İç Anadolu, Trakya ve Güneydoğu’da tarımsal üretimin ciddi risk altında olduğu vurgulandı
Uluslararası bir araştırmaya göre küresel ısınma nedeniyle yüzyılın sonuna kadar yeryüzündeki kurak alanların toplam karasal yüzeyin yüzde 40'ından fazlasını kaplayabileceği ve genişlemenin en çok aşırı kurak bölgelerde hissedileceği bildirildi.
Dünya genelinde sıcaklıklar artarken, gezegenin en kurak bölgelerinin daha da kuraklaşması bekleniyor. Çevre bilim dergisi Environmental Research Letters'ta yayımlanan yeni bir araştırma, 21. yüzyılın sonuna kadar yerkürenin kara alanlarının yüzde 40'ından fazlasının kurak alan haline gelebileceğini ortaya koydu.
SPD’nin yayımladığı “Daha Kurak Bir Dünyaya Doğru: Su Politikaları” raporu, küresel su krizinin artık geleceğe ilişkin bir senaryo olmadığını ortaya koydu. Rapora göre son 120 yılda kuraklığa maruz kalan alan iki katına çıktı, dünya yüzeyinin yüzde 37’sinde toprak nemi kritik seviyede azalırken izlenen akiferlerin yüzde 62’sinde su seviyeleri geriledi. Türkiye için en büyük risk alanları ise tarım, gıda güvenliği, kentlerin su ihtiyacı ve yeraltı su rezervleri olarak öne çıkıyor.
Değerli okuyucular, bu yazımda, zengin kültürü ve büyüleyici renkleri ile birçok tasarımcıya ilham kaynağı olan Fas ve Fas'ın bahçe kültüründen bahsedeceğim. Fas, geleneksel mimari dokusu, zengin renk paleti, geometrik desenleri ve el yapımı mozaikleri ile dünya genelinde tasarımlara ilham kaynağı oluyor. Fas bahçeleri, zengin bitki çeşitliliği ve canlı renklerle oluşturulmuş büyüleyici vahalar. Fas'ın bahçe kültürü Fas bahçeleri, İslam mimarisi ve Endülüs etkisiyle tasarlanmış su kanalları, canlı renkleri ve egzotik bitkileriyle, kurak iklime rağmen oluşturulmuş büyüleyici vahalardır. Fas'ın bahçe kültürü, yalnızca süs bitkileri ve estetikten ibaret değil. Bu bahçeler, ülkenin kurak ve yarı kurak iklimine adapte olan yüzlerce yıllık su yönetimi tekniklerinin, İslam ve Endülüs bahçe geleneğinin, yerel botanik bilgisinin ve yakın dönemde Avrupa'dan gelen tasarım etkilerinin bütünleştiği kültürel alanlardır. Faslı peyzaj mimarları ve bahçıvanlar, sınırlı su kaynaklarından yararlanarak, kurak toprakların içinde yeşil vahalar yaratmışlardır. Fas bahçelerinde su elemanı iki şekilde kullanılır. Birincisi, su, sıcaklığın azaltılması ve bahçelerin sulanması için kullanılır. İkincisi ise su, kültürel ve sembolik amaçla kullanılır. Özellikle geleneksel İslam bahçelerinde, çeşmeler, havuzlar ve ince su kanalları, arınma ve cennet tasavvuru ile ilişkili olarak kullanılır. Marakeş'te kullanılan tarihi “khettara” sistemi, yer altında bulunan galeriler aracılığı ile Atlas Dağları çevresindeki yer altı sularını kente taşıyarak açık kanal sistemine göre buharlaşmayı azaltıyordu. Bu sistem sayesinde camilere, hamamlara, çeşmelere, bazı büyük konut ve bahçelere su sağlanıyordu. Görsel: ChatGPT/Independent Türkçe Bahçeler şehri Marakeş Jardin Majorelle Sanat, botanik ve renk Fas bahçelerinin dünyadaki en tanınmış örneklerinden biri, şüphesiz, Fas'ın Marakeş kentinde bulunan Jardin Majorelle'dir. Jardin Majorelle, özellikle kaktüs ve sukulent bitkilere meraklı insanlar için büyüleyici bir durak. Bahçenin temelini, Fransız ressam Jacques Majorelle oluşturdu. Bahçe, 1931 yılında, Fransız mimar Paul Sinoir tarafından tasarlanan Art Deco atölyesinin çevresinde şekillendi. Majorelle, seyahatleri boyunca, dünyanın farklı bölgelerinden, palmiyeler, bambular, kaktüsler ve su bitkileri gibi yüzlerce bitki türü topladı. Bahçenin en dikkat çekici unsurlarından biri, Majorelle'in geliştirdiği yoğun ultramarin ton olan “Majorelle mavisi”dir. Mavi mimari yüzeyleri kaplayan yeşil bitkiler, bahçede kullanılan terrakota tonları, bahçeyi diğer botanik bahçelerden ayırarak adeta bahçeyi üç boyutlu bir sanat eserine dönüştürüyor. 1980 yılında, moda tasarımcıları Yves Saint Laurent ve Pierre Bergé tarafından satın alınan mülk, restore edilerek korundu. Günümüzde villa kompleksi ve bahçe, 2017 yılında açılan Yves Saint Laurent Müzesi'ne ev sahipliği yapıyor. Günümüzde Majorelle, Fas'ın yerel bitki kültürü ile dünyanın farklı bölgelerinden getirilen egzotik bitki türlerini bütünleştiren bir alan olmasının yanında, moda, sanat ve modern tasarımla da özdeşleşiyor. Gardeners' World, bahçenin erken saatlerde ziyaret edilmesini öneriyor. Böylece renkli mimari öğelerin, kaktüs ve sukulent bitkilerin ve havuzun oluşturduğu kompozisyonu daha iyi görmek mümkün oluyor. Villa Mabrouka ve bahçeleri Ünlü Fransız moda tasarımcısı Yves Saint Laurent ile hayat ve iş ortağı Pierre Bergé, Marakeş'e 1966 yılında yaptıkları seyahat sırasında Fas'a güçlü bir bağ kurdular. Yves Saint Laurent, tasarımlarında Fas'ın büyüleyici renkleri ve ışığından ilham aldığını söylemiştir. Çift, Fas'ın Tanca kentinde, Cebelitarık Boğazı'na bakan bir tepenin üzerinde, 1997 yılında bir villa satın alıp bu villaya Arapça “uğurlu-bereketli ev” anlamına gelen Villa Mabrouka adını verdi. 1940'lı yıllardan kalan yapının iç mekânları, Jacques Garange tarafından tasarlandı. Yves Saint Laurent, her odanın ayrı bir renge sahip olmasını ve tasarımın Fas mimari unsurlarını barındırmasını istedi. Villayı 2019 yılında satın alan İngiliz tasarımcı Jasper Conran, dört yıl süren detaylı restorasyondan sonra yapıyı 12 süit odalı bir butik otele dönüştürdü. Restorasyon sırasında yapının 1940'lı yıllara ait mimari özellikleri, Yves Saint Laurent döneminden kalan Murano avizeleri, ahşap kirişler ve mimari zeminler mümkün olduğunca korundu. Otelin dekorasyonunda Fas zellige ve bejmat karoları, eski Roma mozaikleri ve 16. yüzyıl Endülüs çinileri gibi yerel öğeler kullanıldı. Süitlerde gül pembesi, zümrüt yeşili ve sıcak toprak tonları gibi farklı renkler hâkim. Villa Mabrouka'nın en önemli özelliklerinden biri de zengin bitki çeşitliliğine sahip olan bahçeleri. Villa'nın restorasyon sürecinde araziye yaklaşık olarak 6.500 yeni bitki (ağaç ve çalı) dikildi. Bahçelerde palmiyeler, muz ağaçları, narenciye ağaçları, bambular, güller, begonviller, eğrelti otları gibi zengin bitki türleri yer alıyor. Bahçeler, denize ve Cebelitarık Boğazı'na açılan teraslarla bütünleşiyor. Günümüzde Villa Mabrouka, yalnızca Yves Sain
Stories on this topic, gathered from every source.