Pakistan ve Hindistan'daki havayolu şirketleri, Husiler'in Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki havalimanlarına yönelik saldırıları nedeniyle bu kente olan uçak seferlerini bir süreliğine durdurdu.
İngiltere'nin Riyad Büyükelçiliği, Yemen'deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları nedeniyle ülkedeki vatandaşlarına güvenlik uyarısında bulundu. Vatandaşlardan yerel makamların talimatlarını takip etmeleri ve çatışmalara dair görüntü paylaşmamaları istendi.
Başkanlık Konseyi güçleri, Taiz vilayetinde başlattığı “Yemen Şafağı” operasyonunun ilk gününde yaklaşık 100 Husinin öldürüldüğünü, 150 kişinin yaralandığını ve 5 İHA’nın düşürüldüğünü açıkladı. Suudi öncülüğündeki koalisyon operasyona destek verdi.
Yemen ordusu, Taiz vilayetinde Husilere yönelik başlattığı “Yemen Şafağı” operasyonunun ilk gününde yaklaşık 100 Husinin öldürüldüğünü, 150 kişinin yaralandığını ve 5 İHA’nın düşürüldüğünü açıkladı. Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu da operasyona hava desteği sağladığını bildirdi.
Suudi Arabistan destekli Yemen Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Husilerin elinde kalan toprakları geri almak ve ülke genelinde devlet otoritesini yeniden tesis etmek amacıyla askeri operasyonların başladığını duyurdu. Suudi Arabistan destekli Yemen Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, “Allah’ın Yardımcıları” anlamına gelen Ensarullah olarak da bilinen silahlı grup Husilerin elinde kalan toprakları geri almak ve ülke genelinde devlet […]
Yemen ordusu, Sada, Cevf, Taiz ve sahil cephelerinde düzenlenen 1122 saldırıda İran destekli Husilerden 1747 kişinin öldüğünü veya yaralandığını duyurdu.
Yemen ordusu, başkent Sana ve Saada vilayetinde Husilere ait kritik hedeflere yönelik operasyonlar düzenlediğini bildirdi.
Suudi Arabistan’a yönelik Husi saldırılarının tırmandığı bir dönemde Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, dün düzenlediği basın toplantısında Mekke Savunma Anlaşması Komitesi’nin önümüzdeki hafta Riyad’da acil toplanacağını duyurdu.
Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed Ishaq Dar, Suudi Arabistan'ın Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın acil toplantısına ev sahipliği yapacağını duyurdu. Dar, toplantının Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarına odaklanacağını söyledi.
ABD Enerji Bakanlığı'nda görevli bir elektrik mühendisi, Yemen'deki Husi milislerini desteklemek amacıyla ev yapımı patlayıcılar ve insansız hava araçları için malzeme satın aldığı ve Yemen'e seyahat ettiği iddiasıyla gözaltına alındı.
Yemen ordusu, perşembe günü ülkenin güneybatısındaki Taiz ve Lahic illerinde Husilerin geniş çaplı saldırısının püskürtüldüğünü, Husilerin mevzi ve araçlarına hava saldırıları düzenlendiğini duyurdu.
Pakistan, Husi saldırılarına karşı Suudi Arabistan'ı korumak adına, ellerinden geleni yapacaklarını bildirdi
Yemen'deki Husilerin saldırılarının hedefindeki Riyad'da, okullarda yüz yüze eğitime bir hafta ara verilerek uzaktan eğitim kararı alındı.
Yemen ordusu, Taiz'de hava saldırılarıyla Husilerden onlarca kişiyi öldürdüğünü duyurdu
Yemen'de hükümet güçleri ile İran destekli Husiler arasında ülkenin güneybatısındaki Taiz ve güneyindeki Lahic illerinde çatışmalar şiddetleniyor.
Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarının ardından Türkiye ve Pakistan harekete geçti. Üç ülke, Mekke Savunma Anlaşması kapsamında genelkurmay başkanlarıyla toplantıya hazırlanıyor.
Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarının ardından Türkiye ve Pakistan harekete geçti. Üç ülke, Mekke Savunma Anlaşması kapsamında genelkurmay başkanlarıyla toplantı planlanıyor.
Yemen’de Husilerin kontrolündeki bölgelere komşu vilayetler ve başkent Sana çevresi de dahil olmak üzere tüm temas hatlarında çatışmalar şiddetleniyor. Karşılaşma; mezhepsel ve bölgesel nitelikli seferberlik çabalarıyla siyaset ve medya alanlarına da taşınıyor. İran ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yönlendirdiği bu tırmanış, çoğu vilayetteki tüm sınırları ve Suudi Arabistan ile olan komşuluk sınırlarını aşarak Suudi Arabistan ile diğer Körfez ülkelerini daha geniş kapsamlı ve daha yüksek maliyetli bir bölgesel savaşa çekme amacını taşıyor. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Buna rağmen söz konusu tırmanış, Husiler adına henüz kesin bir sonuç vermedi. Grubun unsurlarının Kızıldeniz’deki Yemen adalarına ve Babu’l Mendeb Boğazı çevresine ulaşması, DMO uzmanlarının, füze ve teknik kapasitelerinin doğrudan desteğiyle gerçekleşti. Bu durum, grubun kendi öz gücünden ziyade İran müdahalesinin boyutunu ortaya koyuyor. Milislerin bu noktalarda kurduğu mevziler ise kırılganlığını koruyor. Boğaza bakan yüksek bölgelerdeki tüneller, siperler ve radarlar, hükümet güçlerinin hava üstünlüğü altında günün her saati gözetim altında tutuluyor. Şarku’l Avsat ’ın Reuters ’tan aktardığı habere göre unsurlarının Babu’l Mendeb çevresine ulaşmasının ardından Husiler, boğazın ABD veya İsrail gemilerine saldırmak için kullanılmayacağını taahhüt etti. Ancak Washington ve Tel Aviv’in bu taahhüdü inandırıcı bulmaması, ilan edilen bu ‘başarıyı’ içeriğinden yoksun bırakıyor. ABD basınında yer alan haberlere göre, Başkan Donald Trump’ın Camp David’deki tatilini keserek Washington’a dönmesi ve kendisine Husilerin Batı Sahili ile Babu’l Mendeb arasındaki mevzilerini hedef alacak hava saldırısı seçeneklerinin sunulmasının ardından, bölgede ani bir tırmanışın yaşanma ihtimali yüksek görülüyor. Lübnan ile İsrail arasında ateşkes yürürlüğe girdikten sonra Lübnan’la dayanışmalarını ifade etmek amacıyla düzenlenen bir gösteride Husi destekçileri İran bayrağının etrafında oturuyorlar… Sana, Yemen, 17 Nisan 2026 / Fotoğraf: Reuters Hiçbir faydası olmayan büyük bir masraf Gruba yakın çevreler, "gerilimi tırmandırma savaşında" ve Marib’e doğru ilerleme girişimlerinde büyük kayıplar verildiğini kabul ediyor. Söz konusu çevrelerde son 2 gündür, Marib yakınlarındaki Doğu Balk Dağı cephesi ile Taiz ve Lahic vilayetleri arasında yer alan ve Babu’l Mendeb’e bakan Kehbub Dağları cephesinde iki tugayın tamamen kuşatıldığına, ayrıca asker toplama ve seferberlik faaliyetleriyle tanınan saha komutanlarının öldürüldüğüne dair henüz doğrulanmamış bilgiler dolaşıyor. Bu çevreler, söz konusu tırmanışın sonunda grubun nereye varacağını ve henüz en önemli perdeleri açılmamış bir savaşta, İran’ı memnun etmek ve ona kendi sınırlarından uzakta bir zafer hissi yaşatmak adına ödenen ağır bedeli sorguluyor. Aynı zamanda Yemenliler, cephelerdeki çatışan tarafların karşılıklı olarak sergilediği öldürme, esir alma ve aşağılama görüntülerine büyük bir acıyla bakıyor ve tüm bunların nedenini sorguluyor. Ancak asıl önemli soru varlığını koruyor: Husileri bir aile, grup veya mezhep olarak kendi toplumsal yapılarından ve ulusal kimliklerinden uzaklaşmaya iten şey neydi? Husi örgütü, 2004’teki ilk Saada savaşlarından bu yana devlete ve topluma karşı sürdürdüğü uzun yıllara dayanan silahlı isyan boyunca, İran gündemine olan bağlılığının Yemen’in egemenliğine dair her türlü unsurun önünde geldiğini ve imzaladığı hiçbir taahhüde güvenilemeyeceğini kanıtlamış bulunuyor. Grup, sıkıştığı anlarda taahhütlerde bulunmayı ve fırsat bulduğu ilk anda bu taahhütlerden geri adım atmayı alışkanlık haline getirdi: • 2014 yılında Ulusal Diyalog Konferansı sonuçları temelinde, Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde Husiler ile siyasi aktörler arasında imzalanan Barış ve Ortaklık Anlaşması bunlardan biri. Söz konusu anlaşmanın imzası, milislerin Sana’yı işgal etmesiyle eş zamanlı gerçekleşti ve grup bu anlaşmayla bir Yemen bileşeni olarak tanındı. • Ardından eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile kurulan ittifak geliyor. Bu ittifak, Salih’in ortaklığı sonlandırdığını duyurması ve Yemen halkına Husilere karşı ayaklanma çağrısı yapmasından iki gün sonra, 4 Aralık 2017’de öldürülmesiyle son buldu. • Son olarak ise 2018 sonlarında imzalanan Stockholm Anlaşması’nın etrafından dolanılması yer alıyor. Kapsamlı bir çözüme yaklaşılacağını düşünen uluslararası toplumun müdahalesi sayesinde Hudeyde’de eli kulağında olan bir çatışmadan kurtulan grup, imzalanan metnin mürekkebi kurumadan taahhütlerini ihlal etti. Uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti güçlerine mensup askerler, 9 Eylül 2026 tarihinde Yemen’in el-Hazm kenti yakınlarında olduğu belirtilen bir bölgede, Husi milisleriyle yaşadıkları çatışmalar sırasında tank mermileri ateşliyor / Fotoğraf: Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Ofisi - Reuters Hükümet yanlısı güçler, Hudeyde Uluslararası Havalimanı sınırlarına kadar güneyden ilerlemiş ve Hudeyde ile Sana’yı birbirine bağlayan hat üzerindeki 16. Kil
Yemen’in büyük bölümünü yöneten Husilerin (Ensarullah) Lideri Abdul-Malik el-Husi, Türkiye ve Pakistan’a, Suudi Arabistan ile giderek tırmanan çatışmaya “karışmama” çağrısı yaptı.
Yemen 'de 4 yıllık görece sakinliğin ardından çatışmalar yeniden yoğunlaştı. Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışma, ilk bakışta sıradan bir iç savaşın dışarıya yansıyan yüzü gibi durabilir. Ancak resmi biraz büyüttüğümüzde, karşımıza çok daha karmaşık bir denklem çıkıyor: Yemen'in tarihsel fay hatları, Suudi Arabistan'ın güney sınırındaki güvenlik kaygıları, Tahran-Riyad hattındaki bölgesel rekabet ve tabii ki Kızıldeniz ile Babülmendep Boğazı'nın stratejik ağırlığı... Suudi Arabistan'ın 2015'te başlattığı askerî müdahale, aslında sınırında kendi ulusal çıkarlarına uygun bir düzen kurma ve kendi güvenliğini garantiye alma hamlesiydi. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Husiler süreç içinde füze ve İHA teknolojisinde ciddi bir aşama kaydederek savaşın faturasını doğrudan Suudi topraklarına ve stratejik ekonomik altyapısına kesmeye başladı. 2026'ya geldiğimizde ise çatışmaların yeniden alevlenmesi, bu köklü Suudi-Husi çekişmesini çok daha geniş kapsamlı bir bölgesel güvenlik krizine dönüştürdü. Husilerin Suudi hedeflerine yönelik tırmanan saldırıları, Kızıldeniz ve Babülmendep'te kilitlenen deniz güvenliği, tam da bu dönemde ABD'nin doğrudan askerî bir müdahaleden kaçınarak Husilerle masaya oturması... Tüm bu gelişmeler bir araya geldiğinde, Riyad'ın yıllardır yürüttüğü güvenlik stratejisini ve müttefiklik ilişkilerini sorgulamasına yol açıyor. Modern Suudi Arabistan–Yemen ilişkilerinin seyrini belirleyen ilk büyük kırılma, 1934'teki Suudi-Yemen Savaşı ve ardından gelen Taif Antlaşması ile oldu. Asir, Necran ve Cizan bölgeleri üzerindeki egemenlik mücadelesiyle başlayan bu çatışma, Taif'le kâğıt üzerinde çözülmüş görünse de sınır meselesi iki ülke arasında sinsi bir gerilim hattı olarak varlığını hep korudu. Asıl büyük deprem ise 1962'de yaşandı: Yemen'de yüzyıllık İmamlık rejiminin devrilmesi, kartların yeniden dağıtılmasına yol açtı. Mısır lideri Cemal Abdünnasır'ın çiçeği burnunda cumhuriyetçi yönetime arka çıkıp sahaya doğrudan asker sürmesi, Riyad'daki alarm zillerini çaldırdı. Suudi yönetimi için burnunun dibinde, Nasır'ın temsil ettiği Arap milliyetçiliği ve cumhuriyetçi dalganın bölgedeki monarşilerin meşruiyetini doğrudan hedef alması, Riyad'daki güvenlik algısını kökten değiştirdi. Bu tehdit karşısında Yemen, Suudi Arabistan'ın dış ve güvenlik politikasında artık es geçilemez, birinci derece kritik bir alan hâline geldi. Suudi Arabistan'a saldıran Husiler kimdir? Neyi hedefliyorlar? Husiler kendilerini resmiyette "Ensarullah" (Allah'ın Yardımcıları) olarak adlandırsalar da küresel kamuoyu ve bölgesel siyasette bu yapıyı, hareketin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi ve ailesine atıfla " Husiler " olarak tanır. Hareketin kökleri, Yemen'in kuzeyinde yüzyıllardır varlığını sürdüren Zeydi toplumuna ve bu çevrenin dinî-toplumsal birikimine dayanır. 1990'larda fikirsel ve örgütsel temelleri atılan yapı, 2004 yılından itibaren Yemen merkezî hükümetine karşı doğrudan silahlı bir mücadeleye girişti. Buradaki tarihsel kırılmayı anlamak gerekir: Zeydi imamlar, özellikle Sa'da merkezli Kuzey Yemen'de yüzyıllar boyunca siyasi iktidarı elinde tutan bu yapı, 1962'deki Cumhuriyet Devrimi ile son bulmuştu. Dolayısıyla Husilerin ideolojik bagajında "yeni bir mezhep ya da radikal bir fikir getirme" iddiasından ziyade, Yemen'in tarihsel Zeydi kimliğini ve siyasal nüfuzunu yeniden ihya etme düşüncesi yatar. 2014 yılında başkent Sana'yı ele geçirerek ülkenin omurgasını kontrol altına alan Husiler, Suudi Arabistan'ı kendi iç işlerine karışan ve askerî güç kullanan bir "müdahaleci" olarak konumlandırır. Riyad ise durumu tam tersinden okur: Burnunun dibindeki güney sınırında İran'la yakın ilişkileri olan silahlı bir yapının varlığı, üstelik bu yapının füze ve İHA'larla kendi topraklarını hedef alma kapasitesi, Suudi Arabistan için doğrudan varoluşsal bir ulusal güvenlik tehdididir. Suudi Arabistan'ın Yemen politikasındaki paradoks: Islah Partisi 2014 sonrasında Suudi Arabistan'ın Yemen politikasının merkezinde birbirini tamamlayan ancak zaman zaman çatışan iki farklı tehdit algısı ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilki, İran'la yakın ilişkileri bulunan Husilerin Suudi Arabistan'ın güney sınırında güçlü, silahlı ve devrimci bir aktör olarak ortaya çıkmasıydı. İkincisi ise Arap Baharı sonrasında Riyad'ın bölgesel rejim güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirdiği Müslüman Kardeşler hareketinin Yemen'deki önemli siyasi uzantısı olan Islah Partisi'nin siyasi ve askerî ağırlığının artmasıydı. Riyad açısından Husilerin güçlenmesi doğrudan bir jeopolitik ve sınır güvenliği sorunu oluştururken, Islah'ın güçlenmesi Yemen'de Suudi Arabistan'ın bütünüyle kontrol edemeyeceği güçlü bir siyasal ve toplumsal aktörün ortaya çıkması anlamına geliyordu. Böylece Suudi Arabistan, bir taraftan Husileri dengeleyebilmek için Islah'ın siyasi ve askerî kapasitesine ihtiyaç duyarken, diğer taraftan Müslüman Kardeşler bağlantılı bir hareketin Yemen'de aşırı güçlenmesini kendi rejim güvenliği açısından risk olarak görüyordu. Bu durum, Yemen'deki
Stories on this topic, gathered from every source.