1. Horasan-Azerbaycan medeniyet havzası Bir milletin tarihsel varlığını anlamak için yalnızca modern ulus-devlet sonrası nüfusuna veya mevcut siyasi kurumlarına bakmak yeterli değildir. Milletlerin tarih boyunca oluşturdukları devletler, geliştirdikleri yönetim sistemleri, meydana getirdikleri kültürel birikim ve sonraki kuşaklara aktardıkları siyasi tecrübeler de dikkate alınmalıdır. Bu açıdan Azerbaycan, İran, Horasan, Kafkasya ve Anadolu'nu kapsayan geniş coğrafya, Türk tarihinin ve devlet geleneğinin en önemli merkezidir. Türklerin asli kurucu unsur olduğu Horasan-Azerbaycan Uygarlık Üreten Medeniyet Havzası kavramıyla teorize ettiğimiz tarihsel yaklaşımın temelinde bu gerçek bulunmaktadır. Söz konusu havza, farklı dönemlerde ortaya çıkan siyasi teşekküllerin, kültürel etkileşimlerin, ticaret yollarının, bilim merkezlerinin ve idari geleneklerin birbirini beslediği geniş bir tarihsel alandır. Bu alanın merkezinde yer alan esasen Azerbaycan ve özellikle Tebriz, yalnızca bölgesel bir şehir veya siyasi merkez değil, aynı zamanda tarihen Avrasya'yı kapsayan Türk-İslam medeniyetinin devlet, bilim, sanat ve kültür hayatına yön veren en önemli başlıca merkezlerden biri olmuştur. Hazarlar'dan başlayarak Samanîler, Gazneliler, Selçuklular, Harzemşahlar, İlhanlılar, Timurlular, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevîler, Afşarlar ve Gacarlar dönemine uzanan tarihsel çizgi, farklı siyasi yapıların ve yönetim geleneklerinin ortaya çıktığı uzun bir süreci temsil eder. Dolayısıyla mesele, geçmişte kurulmuş devletleri yalnızca isimleri üzerinden birbirine bağlamak değildir. Asıl mesele, bu devletlerin ortaya çıktığı coğrafyada hangi toplumsal unsurların siyasi güç ürettiği, yönetim geleneğinin nasıl şekillendirdiği ve medeniyet birikiminin sonraki dönemlere nasıl aktarıldığıdır. Bu perspektiften bakıldığında somut ve faktolojik tarih anlayışına göre İslam sonrası Azerbaycan, Anadolu, İran ve Horasan tarihinin Türk devlet geleneğiyle şekillendiği açık tarihî bir gerçekliktir. Ancak bu tarihsel katkının doğru anlaşılması, farklı yerel unsurların/toplulukların ve kültürlerin ortak medeniyetin oluşumundaki rolleri de dikkate alınmalıdır. Tahran, Şah Bağı, Gacar dönemi, Şah Şehid Nasereddin Şah'ın Büstü, Pehlevi dönemi ortadan kaldırılmıştır 2. 1908-1925: İran'ın siyasi ve kimlik yapısında etno-jeopolitik kırılma İran'ın modern siyasi tarihi incelendiğinde 1908-1925 etno-jeopolitik inhilal/çöküş ve özellikle 1917-1921 arası soykırım dönemi, bir dönüm noktası olarak karşımıza çıkar. Kendisini Cengiz Han'ın ve Emir Timur'un hukuki varisi olarak tanımlayan Gacar devletinin sona ermesi ve Rıza Han üzerinden Pehlevi Hanedanı'nın kurulmasıyla birlikte devletin siyasi örgütlenmesinde, ulusal kimlik anlayışında ve kültür politikalarında köklü devrimsel nitelikte değişiklikler tahmil edilmiştir. Bu devrimsel nitelikteki değişimler; 1908-1925, özellikle 1917-1921 arası yapılan ve tahmil edilen katliamlar, soykırımlar neticesinde oluşan etno-jeopolitik ve sosyo-kültürel inhilal ve çöküşle mümkün olmuştur. Babî, Bahaî, Taşnak, Hinçak, Asuri ve Güney Pers Ordusu (South Persia Rifles / SPR) saha aktörü olarak, beşeriyet tarihinin en korkunç soykırımlarından biri olarak karakterize edilebilecek bu vahşet saçan cinayetlerde hayati rol almıştır. Başka bir ifadeyle milyonlarca insanın ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanan olaylarda -1908-1925, özellikle 1917-1921 arası yıllardaki etno-jeopolitik inhilal sürecinde- doğrudan beşeriyet aleyhine cinayet suçu işlenmiştir. Bu olaylarda İran nüfusunun ortalama yarısı (bizim tespitimize göre 7-8 ve diğer bir yaklaşıma göre 10 milyon insan) yok olmuştur. (Konuyla ilgili bizim İran ve Türk Dünyasında Soykırım üzerine yayınlanan eserlerimize müracaat edilebilir.) Yahudi kökenli (Pharisees Sect akınına bağlı) olduğu bilinen Mirza Ali Muhammed Bab (1819-1850), Türklerin Ehl-i Beyt sevgisine dayalı Caferi mezhebine karşı "Farsların kendi dinleri ve kendi peygamberi olmalıdır" iddiasıyla Türklere ve Caferi-Şii mezhebine karşı isyan bayrağı kaldırarak Babî tarikatının esasını koymuştur. Tabiri caizse "Öldür Türkü, deden de olsa" diyebilecek kadar halk düşmanlığına soyunmuştur. Netice itibarıyla 1850'de Şiraz'da tutuklanarak Tebriz'e getirtilmiş ve Seyet Hamze'de dikili olan ve tarihî kayıtlarda kutsal ceza direği sayılan "Demir Gapuk" altında cezalandırılmıştır Babî, Bahaî, Taşnak, Hinçak, Asuri ve Güney Pers Ordusu'nun (South Persia Rifles / SPR) işlemiş olduğu beşeriyet aleyhine cinayetin birer sonucu olan Pehlevi yönetimi, merkezi devletin güçlendirilmesini ve ülke genelinde Türk karşıtı standartlaştırılmış bir ulusal kimliğin oluşturulmasını temel ve başlıca hedef olarak belirlemiştir. Bu süreçte Fars dili ve Türk karşıtı Fars tarih anlatısı, devletin resmî kimliğinin merkezine yerleştirilmiştir. 1925'e kadar Türk ve Fars dillerinin ortak devlet dili olma statüsü ortadan kaldırılmış, Türk ve Türklük yok edilmesi gereken amil olarak belirlenmiştir. Bunun yanı sıra ülkede yöresel ve yerel düzeyde konuşulan diğ
Stories on this topic, gathered from every source.