YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İsmet İnönü'nün 1950 seçim yenilgisini "şeref" olarak nitelendirdiğini belirterek, "Kimin demokrat olup olmadığına seçimi kaybettiği akşam bakacaksınız. Kendini milletin üstünde görenlere, kendi çıkarlarını milletin çıkarlarının üstünde tutanlara, partilerini devletin partisi, devleti partisinin devleti görenlere inat, biz köklerimizden aldığımız cesaretle Türkiye’yi büyütmek ve yüceltmek için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Bu millet başını cephede eğmedi, masada eğmedi, sandıktan çıkan iradesini kimseye teslim etmedi, bundan sonra da etmeyecek" ifadesini kullandı.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Zorlu, "Bizler, 'Devlet-i ebed müddet' diyen siyasi anlayışın bugünkü temsilcileriyiz. Biz, çürük dallarımızı keseriz ama bizim bu kökümüz, gövdemiz geleceğe uzanmaya devam edecektir." dedi.
Anadolu Selçuklu Devleti döneminde Sultan Kılıç Arslan tarafından 11'inci yüzyılda inşa ettirildiği tahmin edilen Çorum Kalesi'nin sur duvarlarını kapsayan ikinci etap restorasyon projesi tamamlandı
'Acntürk Sigorta' operasyonu: Devleti kandırmışlar 22.09.2026 Diken İstanbul dahil 15 ildeki AcnTürk Sigorta odaklı operasyonda 23 kişi gözaltına alındı.
AKP'li Mehmet Metiner, vali ve milletvekili arasındaki tartışmalara değinirken partisini zehir zemberek sözlerle uyardı. Metiner, "AK Parti’mizin devleti yöneten parti olması, devletimizin parti devleti olduğu anlamına gelmez." dedi.
Osmanlı Devleti'nin Kurucusu Osman Gazi'nin Babası Ertuğrul Gazi, Bilecik'in Söğüt Ilçesindeki Türbesi Yakınında 745'incisi Düzenlenen Ve 3 Gün Sürecek Olan Ertuğrul Gazi'yi Anma Ve Yörük şenlikleri Dün Başladı.
Yıldırım Belediyesi, ‘beylikten Cihan Devleti’ne’ Temasıyla Başlattığı 2025-2026 Kültür Sanat Sezonu’nda, Bursa’nın Fethini; Tarihi, Kültürel Ve Felsefi Açıdan Ele Almaya Devam Ediyor. Yıldırım Belediyesi Kültür Ve Sosyal Işler Müdürlüğü, Bursa’nın Fethinin 700’üncü Yıl Dönümü Nedeniyle ‘kalemin Izinde Fetih Yolunda’ Projesini Hayata Geçirdi.
Elazığ’da 2020 yılında meydana gelen depremin ardından bölgeye giden Bakan Murat Kurum’un gördüğünde tepki gösterdiği 26 katlı binanın müteahhidi; AKP, MHP ve CHP’li isimlerle birlikte Bakan Mehmet Nuri Ersoy’la aynı karede yer aldı.
Modern Türkiye'nin siyasal ve hukuksal tartışmalarında en sık başvurulan kavramlardan biri "beka" kavramıdır. Gündelik siyasetten anayasa tartışmalarına, güvenlik politikalarından eğitim sistemine kadar uzanan geniş bir alanda bu kavramın izlerine rastlamak mümkündür. Bir reform önerisi gündeme geldiğinde, bir hak talebi dile getirildiğinde veya yeni bir siyasal açılım tartışıldığında çoğu zaman ilk sorulan soru aynı olmaktadır: Bu durum devletin bekasını etkiler mi? İlk bakışta bu soru son derece doğal görünmektedir. Her siyasal toplum kendi varlığını sürdürmek ister. Devletlerin devamlılığı, kamu düzeninin korunması ve ortak yaşamın sürdürülebilmesi hukuk düzeninin temel amaçları arasında yer almaktadır. Hiçbir ciddi hukuk teorisi veya siyaset düşüncesi devletin tamamen önemsiz olduğunu iddia etmez. Çünkü devlet olmadan hukukun uygulanması, güvenliğin sağlanması ve kamusal hizmetlerin yürütülmesi son derece güçleşir. Bu nedenle beka fikrinin tamamen anlamsız veya gereksiz olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak mesele burada başlamaktadır. Devletin korunması amacı ile devletin korunmasını her türlü siyasal ve hukuksal tartışmanın merkezine yerleştirmek aynı şey değildir. Beka fikri belirli sınırlar içerisinde meşru bir kaygı iken, zamanla bütün toplumsal sorunları açıklayan ve bütün reform taleplerini erteleyen bir paradigma haline dönüşebilmektedir. İşte eleştirilmesi gereken nokta da budur. Çünkü tarihe bakıldığında devletlerin yalnızca dış saldırılar nedeniyle değil, iç katılıkları nedeniyle de zayıfladıkları görülmektedir. Bir devletin karşı karşıya olduğu riskler yalnızca sınırlarının ötesinden gelmez. Bazen çözülmeyen toplumsal sorunlar, ertelenen reformlar, büyüyen adaletsizlikler ve giderek zayıflayan toplumsal güven de devletlerin dayanıklılığını azaltabilmektedir. Bu nedenle gerçek soru devletin korunup korunmaması değil, devletin nasıl korunacağıdır. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Beka paradigmasının temel varsayımı şudur: Toplumsal değişim risklidir, bu nedenle dikkatle sınırlandırılmalıdır. Hak talepleri dikkatle kontrol edilmelidir. Yerel farklılıklar merkezi otorite tarafından yönetilmelidir. Toplumsal hareketlilik istikrarı tehdit edebilir. Bu nedenle öncelik düzenin korunmasıdır. Bu yaklaşım belirli tarihsel koşullar içerisinde anlaşılabilir görünmektedir. Özellikle savaşlar, işgaller, ayrılıkçı hareketler veya büyük güvenlik krizleri yaşayan toplumlarda bu refleks daha güçlü hale gelebilmektedir. Ancak aynı yaklaşım zamanla kendi içinde yeni sorunlar üretmeye başlamaktadır. Çünkü toplumsal talepler tamamen ortadan kalkmaz. İnsanlar daha fazla özgürlük, daha fazla katılım, daha fazla adalet ve daha fazla temsil talep etmeye devam ederler. Eğer bu talepler sürekli olarak gelecekte ortaya çıkabilecek riskler gerekçe gösterilerek ertelenirse, çözülmesi gereken sorunlar birikmeye başlar. Böylece beka adına yapılan ertelemeler paradoksal biçimde yeni istikrarsızlık alanları üretebilir. Modern siyaset teorisinin önemli bir kısmı tam da bu paradoksu incelemektedir. Devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yalnızca güvenlik üzerinden kurulmasının uzun vadede sürdürülebilir olup olmadığı sorusu birçok düşünürün dikkatini çekmiştir. Özellikle Alexis de Tocqueville, John Stuart Mill ve daha yakın dönemde Jürgen Habermas gibi isimler, meşruiyetin yalnızca güçten değil toplumsal rızadan da beslendiğini vurgulamışlardır. Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Güç ile meşruiyet aynı şey değildir. Bir devlet çok güçlü olabilir. Geniş bir bürokrasiye, etkili güvenlik kurumlarına ve güçlü yasal araçlara sahip olabilir. Ancak vatandaşlarının önemli bir kısmı kendisini sistemin eşit ortağı olarak görmüyorsa, o devletin meşruiyet zemini zamanla aşınmaya başlayabilir. Buna karşılık bazı devletler daha sınırlı araçlara sahip olmalarına rağmen yüksek düzeyde toplumsal güven üretebilirler. Çünkü insanlar o sistemi kendi sistemleri olarak görmektedir. Beka paradigmasının en önemli sorunlarından biri de burada ortaya çıkmaktadır. Bu paradigma çoğu zaman devleti toplumdan bağımsız bir özne gibi düşünmektedir. Devlet korunacak, toplum ise bu korumanın nesnesi olacaktır. Oysa modern demokratik hukuk devletlerinde devlet ile toplum arasındaki ilişki bundan daha karmaşıktır. Devlet toplumdan ayrı bir varlık değildir. Devlet toplumun kurumsallaşmış biçimlerinden biridir. Dolayısıyla toplumu güçlendirmeden devleti güçlendirmek uzun vadede mümkün olmayabilir. Türkiye'nin yakın tarihine bakıldığında bu gerilim açık biçimde görülebilmektedir. Birçok reform tartışması güvenlik eksenine taşınmış, birçok hak talebi devletin geleceği bağlamında değerlendirilmiş ve birçok toplumsal mesele doğrudan beka meselesi olarak tanımlanmıştır. Bu yaklaşım zaman zaman kısa vadeli siyasal faydalar sağlayabilmektedir. Ancak uzun vadede çözülmeyen sorunların maliyeti büyümektedir. Örneğin yerel yönetimlerin güçlendirilmesi tartışmaları çoğu zaman yalnızca idari verimlilik açısından değ
Stories on this topic, gathered from every source.