Tütün kanunu tartışması: 'Yenisine değil, mevcutun uygulanmasına ihtiyacımız var' 30.09.2026 Diken Meclise getirilecek tütünle ilgili kanun teklifi hazırlığına ilgili sivil toplum kuruluşları (STK) temkinli yaklaşıyor. Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, mevcut tütün kanunlarının yeterli olduğunu, yenisinden ziyade bunların uygulanmasına ihtiyaç bulunduğunu söyledi.
Harvard Tıp Fakültesi araştırmacılarının çalışmasına göre nakledilen kalp, hücresel düzeyde donörün değil alıcının biyolojik yaşına uyum sağlıyor.
Asıl mesele silahı okula sokmak değil, bir çocuğun eline silah alıp böyle bir saldırı gerçekleştirecek noktaya gelmesi.
Akıllı telefonlar çocukların yalnızca zamanını değil, dikkatini de tüketiyor. Bildirimler, kısa videolar ve ekran kaydırma alışkanlığı dikkat, sabır ve derin düşünme becerilerini tehdit ediyor. Telefon
Fon skandalı, yalnızca bir yatırım hikâyesinin çöküşü değil; bir saadet zincirinin nasıl güvenilir gösterildiği meselesidir. Sistemi kuranları bulmak kadar, ona kimlerin itibar kazandırdığını ve
30 yaşından sonra faydası değil zararı öne çıkıyor: Beslenme uzmanı uzak durulması gerekenleri sıraladı.
Eski bakanların ve muktedirlerin milyonluk fon vurgunları ve şaibeli servet transferleri kanıtlıyor ki, muhafazakârlık maskesi, dindarlık örtüsü kuşanan bu profiller için inanç, ilahi bir sorumluluk değil; kılıfına uydurulmuş bir servet hırsının kullanışlı bir ambalajı imiş... Belki de çağımızın en büyük paradoksu budur: Dinin bu kadar görünür olduğu bir zamanda, inancın bu kadar görünmez hâle gelmesi. İnançtan değil, inancın göstergelerinden söz ediyorum; samimi dindar insanlardan değil, dindarmış gibi yapanlardan. Dinî söylemin, sembollerin ve ritüellerin gündelik hayatı kuşattığı; fakat iş para kazanmaya ve sermaye birikimine geldiğinde aynı hassasiyetin buharlaştığı o tuhaf alandan… Çünkü yakıcı bir sahtekârlık biçimiyle yine karşı karşıyayız: İnançsız dindarlık. İnançsız dindar -ki dindar olduğundan değil, kendisi öyle iddia ettiğinden biz de o adı vermekteyiz; zira özce dinle de dindarlıkla da alakaları yoktur bu şahısların-, Tanrı'ya inanmadığını söyleyen kişi değildir. Tam tersine, Tanrı'dan en çok söz edenlerden biri olabilir. Gözümüze soka soka ibadetlerini yapıp, ona göre giyinip kuşanıp dinî referansları dilinden düşürmez, başkalarının hayatını "helal-haram" terazisinde tartar. Fakat kendi çıkarı söz konusu olduğunda terazinin kefeleri değişir. Bir koyup beş almak, paradan para kazanmak, bugün yatırıp yarın fon zengini olmak ister. Üstelik sistemin ürettiği ve kurumsallaştırdığı kavramlarla vicdanını rahatlatır. Kazancın adı değiştirilir; faiz "kâr payı" olur, sermaye piyasası araçları dinî kılıflarla paketlenir, "helal sertifikasyon" sektörüyle tüketim arzusu vaftiz edilir. Böylece devasa bir ahlaki sorun, teknik ve hukuki bir terminolojinin arkasına usturupluca saklanıverir. Helal şampanya gördü bu gözler, daha ne olsun! Asıl mesele de burada başlar. Çünkü din yalnızca ritüeller toplamıysa sorun yoktur. İbadet başka bir odada, fonlarla dönen dolaplar başka bir odada yaşayabilir. Fakat din aynı zamanda bir ahlâk iddiasıysa, insanın parayla ve güçle kurduğu ilişki inancının en ciddi sınavlarından biridir. Çalışmadan çoğaltma arzusu, ölçüsüz kazanç tutkusu, başkasının kaybını fırsata dönüştürmek ve kısa yoldan servet edinmeyi başarı saymak, yalnızca ekonomik değil, ahlaki meselelerdir de esasen. Kapitalizmin belki de en büyük başarısı insanları zenginleştirmek değil, zengin olma arzusunu erdem gibi gösterebilmek olmuştur. İnancımızı, hayatımıza yön veren bir kılavuz olmaktan çıkartıp sermaye hırsımızı aklayan kullanışlı bir vicdan rahatlatma aracına çevirmiştir. Mesele bu hâliyle gayet biyopolitik ve son derece de psikopolitiktir. Biyopolitika; hayatın kendisinin ve biyolojik varlığımızın ekonomik düzen tarafından biçimlendirilmesidir. Ne zaman çalışacağımız, ne kadar üreteceğimiz, nasıl besleneceğimiz ve ne kadar süreyle verimli kalacağımız artık yalnızca kişisel tercihlerimiz değildir. Bedenimiz ve zamanımız tamamen sistemin ihtiyaçlarına göre düzenlenir. Örneğin, sabah kaçta uyanacağımızdan kaç adım atacağımıza, mesai saatlerimize uygun uyku düzenimizden gün içinde daha performanslı kalmak için tükettiğimiz gıda ve takviyelere kadar tüm biyolojik ritmimiz piyasa koşullarına göre biçimlenir. Bedenimiz; esnek çalışma saatleriyle, sürekli ulaşılabilir olma zorunluluğuyla ve "kesintisiz üretken kalma" baskısıyla sistemin bir çarkına dönüşür. Ve üstelik bu kutsanır. Psikopolitika ise bu yönetimi zihnin tam merkezine taşır. Ne arzulayacağımızı, neyi başarı sayacağımızı ve kendimizi ve başkalarını neye göre, hangi kriterlerle değerlendireceğimizi doğrudan bu zihinsel kuşatma belirler. Daha büyük bir ev, daha pahalı bir araba, muhafazakâr lüks sitelerde steril bir yaşam, daha yüksek bir statü ve daha görünür bir hayat arzusu yalnızca bireysel tercihlerimizden doğmaz; reklamlar, sosyal medya ve başarı kültürü tarafından sürekli beslenir. Tüm bunlar için ise dindar insanı inancından vazgeçirmek gerekmez. Daha incelikli bir şey yeterlidir: İnancını yerinde dursun ama arzularını değiştir. Böylece ekonomik düzen önce hayatı kuşatır, sonra zihnin içine yerleşir. İnsan, kendisine dayatılan arzuları kendi isteği sanmaya başlar. Daha çok çalışmayı yalnızca geçinmek için değil, daha çok tüketmek, lüksü "helal dairesinde" meşrulaştırmak ve daha değerli görünmek için istediğine inanır. Ortaya tuhaf bir insan tipi çıkar: Gösterişi eleştirir ama serveti ve sözde muhafazakâr lüksü teşhir eder. Dünyevileşmeden şikâyet eder ama hayatının merkezine parayı koyar. Faizi lanetler ama fonların arka bahçelerinde tüyo yarıştırır. Kanaatten söz eder ama "daha fazla"nın büyüsünden kurtulamaz. Başkalarının yaşam tarzını denetlerken kendi ahlâkını zerrece sorgulamaz. Bu nedenle bugünün asıl sorusu "Kim sahtekâr, kim dürüst; kim dinsizleşti, kim dindar?" değildir. Asıl mesele "bunu A kişisi yaptı, B yol verdi, C ifşa etti…" de değildir. Belki de çağımızın en büyük sorusu şudur: Ruhumuzu satmadan, arzularımızı piyasaya teslim etmeden gerçekten inanmak, samimiyetle inançlı bir yaşam sürmek hâlâ mümkün müdür? Evet, bakanlar eskir, f
İstanbul'un trafik sorunu yeni değil. Geçen yıl da İstanbullular, trafikte en çok vakit kaybedenler olarak dünya birincisi olmuştu. Ama bu aralar boyut atladık. Sabah, öğle, akşam, hatta gece yarısı
Alerjiler sadece çocukluk dönemine özgü değil; uzmanlar Covid-19, antibiyotik kullanımı ve kene ısırığı gibi faktörlerin yetişkinlikte beklenmedik alerjik reaksiyonları tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.
İstanbul'un trafik sorunu yeni değil. Geçen yıl da İstanbullular, trafikte en çok vakit kaybedenler olarak dünya birincisi olmuştu. Ama bu aralar boyut atladık. Sabah, öğle, akşam, hatta gece yarısı bile
Kalp kırıklığı yalnızca duyguları değil, uyku düzeninden iştaha, stres seviyesinden kalp ritmine kadar bedeni de etkileyebilir. İşte duygusal acının vücutta yarattığı 7 etki...
Cem Özdemir “yetmez ama evet”çi değil miydi?
Yapay zekâ modelleri son dönemde yalnızca daha yetenekli değil; aynı zamanda daha ucuz, daha küçük ve daha bağımsız hale geliyor. Bu gelişmeler, yapay zekânın ayrı bir teknoloji olarak kullanılmasından ziyade otomobillerden ev cihazlarına, iş süreçlerinden robotlara kadar birçok sistemin içine yerleşebileceği yeni bir döneme işaret ediyor.
Emekli Meclisleri Sendikası: İntiharlar kader değil, tercih edilen sosyo-ekonomik politikaların sonucudur. Emeklileri açlık sınırının, asgari yaşam standartlarının altında yaşamaya zorlayanlar bu acı tablonun birincil sorumlusudur.
Başkan Sadıkoğlu, Sessizliğini Bozdu: “iddialarla Değil, Resmi Kararlarla Konuşuyoruz”
Zygmunt Bauman'ın "Akışkan Modernite" olarak tanımladığı çağ, insan ilişkilerini de akışkan hâle getirmiştir. Emek isteyen bağların yerini kolay vazgeçilen ilişkilere bırakması, Byung-Chul Han'ın dikkat çektiği görünürlük kültürüyle birleşince insan, karakteriyle değil görüntüsüyle; üretimiyle değil görünürlüğüyle değer kazanmaya başlamıştır. Mahremiyet geri çekilmiş, teşhir sıradanlaşmıştır.
Stories on this topic, gathered from every source.