Miras paylaşımında eskisi gibi bir yavaşlık durumu söz konusu değil. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte tapuda devrim gibi yenilikler dikkat çekiyor.
Apple, watchOS 27.0.1 güncellemesini yayınladı ancak çoğu kullanıcının saatinde görünmedi; çünkü Apple Watch 12 ve Watch Ultra 4 modellerindeki önemli bir hatayı düzelten özel bir güncellemeydi.
Düğün hazırlıklarında damatlık, listenin çoğu zaman en sona kalan maddesidir. Salon, gelinlik, davetiye ve organizasyon detayları netleştikten sonra gündeme gelir. Oysa damatlık da en az gelinlik kadar planlama isteyen, provası ve tadilatı zaman alan bir seçimdir. Doğru yaklaşım, mağaza gezmeye başlamadan önce birkaç başlığı kendi içinizde netleştirmekten geçer. Aşağıdaki sıra, kararı hem kolaylaştırır hem de sonradan yaşanan pişmanlıkların önüne geçer.
Birikim, çoğu zaman sadece rakam değildir.
Çoğu kullanıcı dizüstü bilgisayarını hem evde hem de işte kullanmayı tercih ediyor. Peki ev ve gündelik kullanımı için en iyi laptop modelleri hangisi? İşte Ev ve iş için laptop önerileri:
Bir düşüncenin doğduğu anı bulmak isteseydik, muhtemelen yanlış yere bakardık. Büyük fikirleri çoğu zaman sonuçlarıyla tanıyoruz. Bir teori ortaya çıkıyor, bir keşfin adı tarihe yazılıyor, bir cümle yüzyıllar boyunca aktarılıyor. Geriye dönüp baktığımızda ise bütün o zihinsel sürecin tek bir anda gerçekleştiğini sanıyoruz. Oysa düşüncenin asıl hikâyesi çoğu zaman sonuçta değil, sonuca kadar geçen o görünmez zamanda saklı. Darwin’in çalışmaları bunun iyi bir örneği. 1837’den itibaren türlerin değişebilirliği üzerine yoğunlaşan Darwin , 1838’de Malthus’un nüfus üzerine fikirleriyle doğal seçilimin temel mekanizmasına ulaşır. Fakat düşüncesini bulduğu anda onu tamamlanmış bir hakikat olarak görmez. Gözlemlerini çoğaltır, fikrini sınar, ona karşı çıkabilecek kanıtların peşinden gider. Türlerin Kökeni ancak 1859’da yayımlanır. Burada önemli olan yalnızca ne bulduğu değil, bulduğu düşünceyle yıllarca yaşamayı göze almasıdır… Bir fikre ulaşmakla onun zihinde yerini bulması aynı şey değildir. Bunun arasında bazen yıllar vardır: aynı soruya yeniden dönmek, ilk cevabın bıraktığı boşluğu görmek, kendi düşüncesini başka ihtimallerin karşısında sınamak. Bekleyiş, bu süreçte düşüncenin dışında değil, içindedir. Bugün böyle bir sürecin gerektirdiği zaman giderek kısalıyor. Üstelik yalnızca bilgiye ulaşma süresi değil, bilgiyle karşılaşma biçimimiz de değişti. Geçmişte bir insan bir kitabın peşine düşmek, bir belgeyi bulmak, bir uzmanın fikrine ulaşmak ya da bir olayın farklı anlatılarını karşılaştırmak zorundaydı. Bilgi çoğu zaman bir mesafenin sonunda karşısına çıkıyordu. Şimdi ise dünyanın büyük bir bölümü sürekli açık. Bir sorunun cevabına saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Bir filozofun ne söylediğini, bir sanat eserinin hikâyesini, bir tarihî olayın ayrıntılarını ya da bir bilimsel araştırmanın sonucunu birkaç dakika içinde öğrenmek mümkün. Fakat bilgi yalnızca önümüze gelmiyor; çoğu zaman işlenmiş olarak geliyor. Özetleniyor, açıklanıyor, sınıflandırılıyor, yorumlanıyor. Daha biz bir şey üzerine düşünmeye başlamadan önce, onun hakkında söylenmiş olanlarla karşılaşıyoruz… Bir sanat eserine bakmadan önce ne anlattığını okuyabiliyor, bir tarihsel olay hakkında kendi sorumuzu kurmadan önce hazır açıklamalara ulaşabiliyor, bir düşünürün cümlesini anlamaya çalışmak yerine o cümlenin ne anlama geldiğini öğrenebiliyoruz. Böylece bilgiye ulaşmakla yetinmiyoruz; düşünmenin bazı aşamalarını da bilginin kendisine devrediyoruz. Belki başlıktaki asıl mesele tam burada başlıyor. Bilgi ile düşünce arasındaki farkı giderek daha az gözetiyoruz. Bir şeyi bilmekle, onun üzerinde düşünmüş olmayı birbirine yaklaştırıyoruz. Bir konu hakkında yeterince bilgi sahibi olduğumuzda, o konu üzerine düşünmüş sayılacağımızı varsayıyoruz. Çok sayıda görüşe ulaşmayı, kendi görüşümüzü oluşturmakla karıştırıyoruz. Oysa düşünce, bilginin miktarıyla ölçülen bir şey değil. Bir bilgi eski bir kanaati yerinden oynatabilir. İki ayrı bilgi birbirini tutmayabilir. Bir açıklama, cevap olmaktan çıkıp yeni bir sorunun başlangıcı hâline gelebilir. Düşünce çoğu zaman tam da bu uyuşmazlığın içinde belirir. Fakat bizim çağımızda uyuşmazlıkların uzun süre açık kalmasına pek izin verilmiyor. Bir soru ortaya çıkıyor; karşısına hemen bir cevap geliyor. Bir olay yaşanıyor; ardından açıklaması beliriyor. Bir düşünce söyleniyor; hemen onun ne anlama geldiği, neden doğru ya da yanlış olduğu anlatılıyor. Zihin daha sorusunu kurmadan cevapla karşılaşıyor. Bu yüzden bugün mesele bilgi eksikliği değil. Belki ilk kez bilgi fazlasının da bir tür zihinsel yoksulluğa dönüşebileceği bir yerde duruyoruz: Her şeyi bulabildiğimiz için bazı şeyleri kendimiz bulmaya daha az ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü düşünmek, yalnızca doğru bilgiyi yan yana getirmekten ibaret değil. Bazen bilgilerin arasındaki boşlukta kalmayı, henüz açıklanamayan şeyi aceleyle kapatmamayı gerektiriyor. Darwin’in yıllara yayılan çalışması bu yüzden yalnızca bir bilim insanının sabrını göstermiyor. Bir düşüncenin, kendisini doğrulayacak bilgiler kadar kendisini zorlayacak sorulara da ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Bazen yeni bir şey öğrenmeyiz. Sadece yıllardır bildiğimiz şeylerin artık eskisi kadar kolay açıklanamadığını fark ederiz. Asıl kırılma belki burada başlar. Çünkü düşünce her zaman yeni bir cevapla doğmaz. Bazen eski cevabın artık yetmediğini kabul etmekle başlar. Ve bunun için bilgi kadar başka bir şeye de ihtiyaç vardır: Zaman. Belki bugün kaybettiğimiz şey bilgi değil, bilginin içimizde dönüşmesine izin veren o ara zamandır. Bir sorunun hemen kapanmadığı, cevabın hemen verilmediği, zihnin bir düşünceyle bir süre daha baş başa kalabildiği o mesafe. Başta sorduğumuz soruya şimdi yeniden dönebiliriz: Bir düşüncenin doğduğu an hangisidir? Belki cevabın bulunduğu an değil. Belki insanın, önüne konmuş cevabı bir anlığına geri itip kendi sorusunu kurduğu an. Çünkü bilgi bize neyin bilindiğini söyleyebilir. Ama düşünce, bildiğimiz şeylerin arasından henüz söylenmemiş olan soruyu çıkarabildiğimiz yerde başlar… *Bu içerik
Çoğu insan alerjilerin doğuştan geldiğini ya da sadece çocukluk döneminde ortaya çıktığını düşünse de, uzmanlar bu algıyı yıkıyor. Son araştırmalar, bağışıklık sisteminin ilerleyen yaşlarda yaşadığı ani şokların (virüsler, kene ısırıkları veya büyük hormonal değişimler gibi) daha önce hiç belirti vermeyen alerjileri bir anda tetikleyebildiğini gösteriyor.
Azure Local kurulumu tamamlandıktan sonra karşılaşılan sorunlar, çoğu zaman tek bir bileşenden kaynaklanmaz. Ağ yapılandırması, Active Directory, Azure bağlantısı, Arc bileşenleri, güncelleme servisleri ve yaşam döngüsü yönetimi aynı süreç içinde birlikte çalışır. Bu nedenle portalda görülen hata mesajları çoğu zaman yalnızca sorunun sonucunu gösterir. Asıl neden ise node üzerindeki loglarda, Environment Checker raporlarında veya Azure …
Demlikte kalan çay posası çoğu evde doğrudan çöpe gidiyor. Oysa şekersiz ve sütsüz çay yaprakları, uygun miktarda kullanıldığında komposta eklenerek yeniden değerlendiriliyor.
Bir otelde konakladıysanız, yatağın ayak ucuna serilen dar bir örtü mutlaka gözünüze çarpmıştır. Kimileri için pratik bir detay, kimileri içinse hijyen tartışmasının odağında yer alır. Peki otel odalarının vazgeçilmezlerinden biri haline gelen bu yatak şeritleri, yani bed runner’lar aslında ne amaçla kullanılıyor?
Verimlilik tavsiyelerinin çoğu bir ilkeler listesiyle başlar. Oyunlarsa öncelikleri baskı altında tutar, bir seçimin sonuçlarını gösterir ve oyuncunun sonraki hamlesini değiştirmesine olanak tanır.
Rüyada inek görmek çoğu zaman bir eylemle birlikte hatırlanır. Rüyada inek sağmak, rüyada inek kesmek, ineğin kovalaması ve doğurması ayrı ayrı tabir edilen biçimlerdir. Hüküm rüya sahibinin ineğe ne yaptığına ve ineğin ona ne yaptığına göre değişir. Peki, Rüyada büyük, siyah, sarı, beyaz, ahırda, evin içinde, sürü halinde inek görmek ne demek? İşte rüyada inek görmenin anlamı ve tabiri...
Modern Türkiye'de siyasal tartışmaların merkezinde yer alan kavramlardan biri " beka " dır. Devletin varlığının korunması, ülkenin bütünlüğünün sürdürülmesi, siyasal düzenin devam ettirilmesi ve güvenliğin sağlanması çoğu zaman en üst değer olarak sunulmaktadır. Bu yaklaşım yalnızca günümüz siyasetinin değil, aynı zamanda hukuk tartışmalarının da önemli ölçüde belirleyicisi haline gelmiştir. Bir hak talebi gündeme geldiğinde, bir anayasal reform önerildiğinde, yerel yönetimlerin yetkileri tartışıldığında veya farklı toplumsal kesimlerin talepleri dile getirildiğinde mesele çoğu zaman aynı noktaya bağlanmaktadır: Bu gelişme devletin bekasını nasıl etkiler? Bu sorunun kendisi doğal ve meşru görülebilir. Çünkü her siyasal topluluk kendi varlığını sürdürmek ister. Ancak burada asıl önemli olan, devletin korunmasının hangi amaç için istendiğidir. Devlet kendi başına nihai bir amaç mıdır, yoksa daha yüksek ahlaki ve toplumsal amaçların gerçekleştirilmesi için kullanılan bir araç mıdır? İşte İslam siyaset düşüncesi nin modern beka anlayışından ayrıldığı temel nokta burada ortaya çıkmaktadır. Kur'an'a bakıldığında dikkat çekici bir durum görülür. Kur'an'ın merkezinde devlet değil, insan vardır. Devletin yapısına ilişkin ayrıntılı hükümler yoktur. Yasama organının nasıl oluşacağı, yürütmenin nasıl örgütleneceği, bürokrasinin hangi esaslara göre işleyeceği gibi konular Kur'an'ın temel ilgi alanı değildir. Buna karşılık adalet, emanet, istişare, ehliyet, zulmün engellenmesi ve hakkaniyet sürekli olarak vurgulanmaktadır. Bu durum tesadüfi değildir. Çünkü Kur'an siyasal yapının biçiminden çok, o yapının hangi ahlaki ilkeler üzerine kurulduğuyla ilgilenmektedir. Nisa suresinin 58. ayetinde Allah'ın insanlara emanetleri ehline vermelerini ve hükmettiklerinde adaletle hükmetmelerini emretmesi, siyasal düşünce açısından son derece önemlidir. Burada korunan şey devlet değildir. Korunan şey adalettir. Meşruiyetin kaynağı güç değil, adaletli davranıştır. Aynı şekilde Maide suresinde bir topluluğa duyulan öfkenin insanları adaletsizliğe sevk etmemesi gerektiği belirtilmektedir. Bu ilke, güvenlik veya çıkar gerekçesiyle adaletin askıya alınamayacağını göstermektedir. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Hz. Ebubekir'in halife seçildikten sonra yaptığı ilk konuşma bu açıdan son derece öğreticidir. "Doğru yolda olursam bana yardım edin, yanlış yaparsam beni düzeltin" sözü yalnızca kişisel bir tevazu örneği değildir. Bu ifade, siyasal iktidarın mutlak olmadığına dair güçlü bir ilkedir. Yönetici eleştirilebilir. Yönetici denetlenebilir. Yönetici hata yapabilir. Daha da önemlisi, yöneticinin meşruiyeti sürekli olarak toplum tarafından sınanabilir. Bu yaklaşım modern dönemdeki mutlak devlet anlayışından oldukça farklıdır. Çünkü burada devletin veya yöneticinin bekası değil, doğruluğun ve adaletin korunması esas alınmaktadır. Hz. Ömer döneminde bu anlayış daha da belirgin hale gelir. Siyasal otoritenin sorgulanabilmesi ve kamu önünde hesap verebilir olması İslam siyaset düşüncesinin önemli unsurlarından biridir. Hz. Ömer'in sıradan vatandaşlar tarafından sorgulanabilmesi, yöneticinin toplum karşısında hesap verme sorumluluğuna sahip olduğuna dair güçlü bir sembol olarak aktarılmıştır. Bu anlatıların tarihsel ayrıntılarından bağımsız olarak önemli olan nokta, İslam siyasal hafızasında ideal yöneticinin eleştiriden muaf biri olarak değil, hesap verebilir biri olarak tasvir edilmesidir. Hz. Ali döneminde yaşanan olaylar ise meseleyi daha da ileri taşımaktadır. Kendisine karşı çıkan, onu tekfir eden ve hatta silahlı mücadeleye yönelen Hariciler karşısında kullandığı dil dikkat çekicidir. Onları bütünüyle sistem dışına itmemiş, hakikati ararken yanıldıklarını söylemiştir. Bu yaklaşım siyasal meşruiyetin yalnızca itaate dayanmadığını göstermektedir. Toplumsal farklılıkların varlığı devlet için otomatik olarak bir tehdit olarak görülmemektedir. Klasik İslam düşünürlerinin eserlerinde de benzer bir eğilim gözlemlenmektedir. Farabi'nin erdemli şehir tasavvurunda siyasal düzenin amacı devletin büyüklüğü değil, insanın kemale ulaşmasıdır. Şâtıbî'nin makasıd teorisinde korunması gereken şey devlet değil; din, can, akıl, mal ve nesildir. Maturidî'nin düşüncesinde insan aklı ve sorumluluğu merkezi bir yere sahiptir. Bu düşünürlerin hiçbirinde devlet başlı başına kutsal bir amaç olarak görülmez. Devletin değeri, adalet üretme kapasitesinden kaynaklanmaktadır. Bu noktada İbn Haldun özel bir önem taşımaktadır. Çünkü o, devletlerin yükseliş ve çöküş sebeplerini analiz eden ilk büyük toplum teorisyenlerinden biridir. İbn Haldun'a göre devletleri ayakta tutan şey yalnızca askeri güç değildir. Asabiyet, toplumsal dayanışma, adalet duygusu ve yönetenlerle yönetilenler arasındaki güven ilişkisi devletlerin gerçek temelidir. Bir devlet dış düşmanlar nedeniyle değil, içeride adalet duygusu aşındığında çökmeye başlar. Vergi zulme dönüştüğünde, yöneticiler toplumdan koptuğunda ve kamu yararı yerini dar grup çıkarl
Telefonunuz eskisi kadar hızlı çalışmıyorsa sorun yalnızca cihazın yaşı olmayabilir. Depolama alanını doldurmak, güncellemeleri ertelemek ve gereksiz uygulamaları telefonda tutmak performansı düşüren başlıca hatalar arasında.
Baş ağrısının günün belirli saatlerinde tekrar etmesi çoğu zaman tesadüf gibi görülse de uyku düzeni, kafein tüketimi, öğün saatleri, stres ve vücudun biyolojik ritmi bu tablo üzerinde etkili olabiliyor. Özellikle ağrının hemen her gün benzer saatlerde ortaya çıkması, günlük alışkanlıkların ve eşlik eden belirtilerin daha yakından takip edilmesini önemli hâle getiriyor.
Bağımsız sanat üretimi çoğu zaman sınırlı bütçeler, mekân sorunları ve sanatçının aynı zamanda kendi yapımcısı olmak zorunda kalmasıyla ilerliyor. Ancak ortak üretimler, uluslararası ağlar ve farklı destek modelleri bu yalnız mücadeleyi daha sürdürülebilir bir yapıya dönüştürebiliyor.
Antalya'nın Alanya ilçesinde Corendon Alanyaspor ile Göztepe arasında oynanan maçta görev yapan, çoğu jandarma personeli yaklaşık 50 kişi rahatsızlanarak hastaneye başvurdu. Görevlilerin statta dağıtılan tavuklu pilavdan zehirlenmiş olabileceği belirtilirken, yemeklerden numune alınarak inceleme başlatıldı.
Babaya karşı kurulan mesafe, çoğu zaman bir kopuştan ziyade bireyin kendi sınırlarını ve bağımsızlığını koruma çabasının bir yansımasıdır. Zodyak’ın bazı kadın temsilcileri, doğaları gereği duygusal kalkanlarını yüksek tutarak bu ilişkiyi resmi ve ölçülü bir çizgide yaşamayı seçerler. Onlar için saygılı bir mesafe, zorlama bir samimiyetten çok daha güvenli ve sağlıklı bir iletişim zeminidir.
Stories on this topic, gathered from every source.