19 Mart neslimize çok şey gösterdi ve öğretti. Öncelikle neler yapabiliriz mesela İstanbul üniversitesinde barikatı aşıp sokaklara taşıp bir hareket başlatabiliriz. İnisiyatif alıp sokağa inebiliriz. Memleketin gidişatına karşılık tepkimizi sokakta gösterebiliriz. Görüş vs. ayırmadan birleşik bir mücadelede yan yana gelebiliriz. Gençler olarak gündemi değiştirebiliriz. Bunların hepsini gördük, öğrendik. Fakat kitlesel bir hareket nasıl dağılır onu da öğrendik aynı zamanda.
“Oku da kurtul” denilen kişi, sonunda kendisine kurtulması gerektiği öğretilen yerde buluyor kendisini. Sınıfsal konum ücret ve çalışma koşullarının ötesine geçip insanın kendisi hakkında verdiği hükümde de yaşamaya başlıyor. Toplumsal eşitsizlik böylece “sınıfın gizli yaraları”nda da kendini gösteriyor.
Özellikle üniversite eğitimini tamamlamış, bütün eğitim sürecini başarıyla geçmiş olmasına rağmen iş bulamayan gençlerin sayısı giderek artıyor. Bu gençler yalnızca bugün işsiz değiller; yakın gelecekte de kendilerini istihdam edecek bir alan göremiyorlar. Daha da önemlisi, toplumun kendilerine ihtiyaç duyduğunu ya da geleceğin bir parçası olarak gördüğünü de hissetmiyorlar. Bu da doğal olarak ciddi bir geleceksizlik duygusu yaratıyor.
Çok yakın ya da biraz daha uzak geçmişe baktığımızda, hiçbir itiraz, hiçbir değişim ve hiçbir cesaret gençler olmadan mümkün olamadı. Geleceksizlikle bugün en çok sınanan da bugünü değiştirme gücünü ve cesaretini taşıyan da yine onlar. Öyleyse, gençlik gelecek değildir; gençlik bugündür.
Yusuf Tuna Koç Bugün tüm dünyada gençler yeniden sokak isyanların asli unsuru haline geldi. Fransa’dan Hindistan’a, Sırbistan’a kadar her ülkede neoliberalizmin yarattığı yoksulluk, yolsuz iktidarlar, toplumsal adaletsiz...
Gençlerde öne çıkan duygu tartışmasız olarak öfke tabi ki. Sadece geleceklerinin değil bugünlerinin de kendilerinden çalındığını düşünüyorlar. Bu durumun gençlere yönelik büyük bir haksızlık yarattığına dair güçlü bir hissiyatları var. Bu öfke mevcut iktidara ve daha genel olarak siyaset sınıfına yönelirken, gençler bir çeşit kuşak kinine de sahipler.
Gençlerde öne çıkan duygu tartışmasız olarak öfke tabi ki. Sadece geleceklerinin değil bugünlerinin de kendilerinden çalındığını düşünüyorlar. Bu durumun gençlere yönelik büyük bir haksızlık yarattığına dair güçlü bir hissiyatları var. Bu öfke mevcut iktidara ve daha genel olarak siyaset sınıfına yönelirken, gençler bir çeşit kuşak kinine de sahipler.
Bugün de lise ve üniversite öğrencilerinin talepleri “68 Kuşağı”nın dile getirdiği taleplerden hiç farklı değil. Liseli Öğrenciler Sendikası (USL) ve Öğrenci Birliği (UE) gibi örgütler, 6 Ekim’de Fransa genelinde büyük bir gösteri yapacak. Eğer, hükümet öğrencilerin bu taleplerini karşılamayıp polis şiddetine başvurmayı sürdürürse, öğrenci eylemlerinin giderek büyümeye devam etmesi ve nihayetinde işçileri, emekçileri ve tüm çalışanları da kapsar hale gelmesi muhtemel görünüyor.
Gençler arasında yaygınlaşan depresyon gibi psikolojik sorunların yaygınlaşması onlara vadedilen geleceksizlikle ilgili. Bireysel ya da münferit sorunlar gibi gözüken meselelerin tamamı sosyo-politik etmenlerin bir sonucu. Dünyanın ve ülkemizin gitgide tekinsiz ve güvenilmez bir yer haline getirildiği bu düzende gençlere umut yok.
Geçim sıkıntısı, gençlerin kültür sanat etkinliklerine katılımını ve üretim olanaklarını daraltıyor. Öğrenciler bütçe ve zaman yetersizliği nedeniyle etkinliklerden vazgeçerken, genç sanatçılar ise üretim masraflarını karşılamakta zorlanıyor.
İstanbul’da artan kiralar ve işletme giderleri, kitabevlerinden tiyatrolara kadar pek çok kültür mekânını kapanmaya zorluyor. Bu mekânlarla birlikte semtlerin kimliği, kentlilerin ortak anıları ve şehrin kültürel hafızası da siliniyor. Yaşananlar tek tek işletmelerin kapanmasının ötesinde, kültür alanını piyasa koşullarına terk eden politikasızlığa işaret ediyor.
Bu bozuk düzen dediğimizin tarihi, Aydınlı bir toprak sahibinin sahneye çıkması ile başlamıyor elbette değil mi? Ya da mecliste Çiftçiyi Topraklandırma Kanunun o meşhur tartışmalarında kendisinin de itiraz ettiği ilgili maddeye olan itirazında bu başlangıcımızdan hiç feyz almış olamaz mı?
Kurullar modellerinin gelişimi, veri kullanımı ve hangi alanlarda insan gözetiminin zorunlu olacağını belirleyebilir. Bunların hepsi önemlidir. Ama tek başlarına şu sorunun cevabını veremezler: Bu teknolojiyi hangi insan ve dünya tasavvuru içinde, hangi toplumsal ve varoluşsal amaçlar uğruna geliştiriyoruz?
Etki Can Bolatcan Türkiye’de finansal piyasaların düzenli olarak yaşadığı krizler, emeğiyle geçinen geniş halk kesimlerinin yoksullaştırılması üzerine kurulu sermaye birikim rejiminin doğrudan sonucu olarak karşımıza çık...
Okuyarak, çalışarak hayatını değiştirme yolları çok dar artık. Dolayısıyla bu tür riskli yatırımlara yönelebiliyor insanlar. Bir de teknolojinin ayağa getirdiği kapıyı düşünürsek... Eskiden bir hisse senedi işlemi için bankaya veya aracı kuruma gitmeniz gerekiyordu, şimdi elinizde telefondan tek tık ile işlem yapabiliyorsunuz. İşte bunun adı Umut Ekonomisi…
Etki Can Bolatcan Türkiye’de finansal piyasaların düzenli olarak yaşadığı krizler, emeğiyle geçinen geniş halk kesimlerinin yoksullaştırılması üzerine kurulu sermaye birikim rejiminin doğrudan sonucu olarak karşımıza çık...
Berlin’de seçimleri sol kazandı. Şimdi sıra, bu zaferin ne anlama geldiğini göstermekte. Konut krizinden kamusal mülkiyete uzanan toplumsal talepler, Die Linke’yi yalnızca hükümet kurma değil, iktidarın sınırlarını zorlama sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.
Stories on this topic, gathered from every source.