Şair Emre Gürkan Kanmaz’ın yeni kitabı Kinetik Alerji, Eksik Harf Yayınları etiketiyle okurla buluştu.
Pus’ta kayıp çocuklar, adalet ve güç ilişkilerinin izini süren Selin Bak, polisiye edebiyatta kadın yazarların karşılaştığı önyargılara dikkat çekiyor. Bak, “Sürekli görünmez barajı aşmak, fazladan sınav vermek zorundaymışım gibi hissettim” diyor.
Özge Doğar, Şehirde Bir Keçi Var ile farklılıklarımızın ve çeşitliliğimizin dünyamızı nasıl zenginleştirebileceğine dair küçük ama anlamlı bir hikâye sunuyor. Okuru; merakın, dostluğun, dayanışmanın ve doğayla kurduğumuz ilişkinin üzerine düşünmeye davet ediyor.
İkbal Kaynar’ın Öpüyorum Çocuk Kalbinizden kitabında, depremden kadına yönelik şiddete, iş cinayetlerinden öğretmenlere, doğaya ve İstanbul’un kültür hafızasına uzanan şiirleri var.
Birkaç sıfat bulduğumuzda karşımızdaki kişiyi çözdüğümüzü düşünürüz. Ya da böyle düşünmek isteriz… Oysa insanı tanımlamak ile onu anlamak arasında ilk bakışta görünmeyen gizli bir mesafe vardır. Daha önemlisi, insanın bugün verdiği tepkinin yarın aynı kalacağının hiçbir garantisi de yoktur.
Tarih bize hangi yolların yapıldığını, hangi devletlerin yıkıldığını anlatabilir. Edebiyat başka bir sorunun peşine düşer: Bütün bunlar olurken insanların başına ne geldi? Faruk Aksoy’un Batia’sı, tam da rayların ulaşamadığı o yere bakıyor.
Kırmız Ayna ile okurlarıyla yeniden buluşan Burhan Sönmez “Roman ve en genel anlamda sanat, bir demokrasi pratiğidir. Her okurun o kitaptan edindiği duygu başkadır, yazarın kendisi orada bir egemenliğe sahip değildir. İşte bu, hayatın ve sanatın çoğulluğudur ve bu çoğulluk içindeki kolektifliğidir” diyor.
Doğrularının peşini bırakmayan genç gazeteci Derin’in tehlikeli bir yolsuzluk dosyasını açığa çıkarmasıyla başlayan süreç, sıradan bir polisiyenin sınırlarını aşarak insan vicdanının karanlık dehlizlerine uzanan psikolojik bir yüzleşmeye dönüşüyor.
Cevat Çapan’ın Öğrenme Uğraşı, geçmişin birikimini edebiyatın, şiirin, tiyatronun ve müziğin kesişen yollarında buluşturuyor. Kültür dünyamıza aklın ve sağduyunun ışığını taşıyan eser, öğrenmenin hiç dinmeyen merakını yaşama sevincine dönüştürüyor.
. Salt bir kurgu olmanın ötesine geçerek kadının çağlar boyu süregelen varoluş mücadelesini, bedensel ve ruhsal tahakkümlere karşı geliştirdiği “yaratım” direnişini estetik bir dille harmanlıyor. Roman, ilkel çağların karanlığından Hıristiyanlığın doğuşuna, oradan da 1980’lerin bunalımlı İstanbul’una uzanan geniş bir zaman sarmalında geziniyor.
Günümüzde gücü elinde bulunduranların, artık dışarıdan baskı üretmek yerine, bireyin kendi kendini yönetme arzusunu üretimin parçasına dönüştürdüğünü söyleyebiliriz. Bu durumun edebiyatın da konu dünyasını değiştirdiğini söylemek mümkün.
Can Gürses, sürpriz yaparak ilk kitabı Siber Beşli & Mimarın Anahtarı’yla okurun karşısına çıktı. Yapay zekâ konusundaki gelişmeler o kadar hızlı yaşanıyor ki, Can Gürses de buna işaret ederek “Bu fikir etrafında düşünmeye başladığım ilk zamanlar rahatlıkla bilim kurgu kategorisine girebilecek bir hikâyeyken, okurla buluştuğu bugünlerde artık gerçekçi macera romanı kategorisine alınabilir” diyor.
Çocuk ve gençlik edebiyatının sevilen ismi Görkem Yeltan'ın yeni romanı 'Dalgalarla Yolculuk', Elia Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Yokohama’dan kalkan dev bir yük gemisinin güvertesinden Malakka Boğazı’nın sula...
Erman Gören, metni fazla açıklayıcı ve düzyazıya yaklaştırma eğiliminden kaçınarak, coğrafi ve alegorik belirsizliği koruyor; okuru gerçek dünya ile muhayyel olanın sınırında tutmayı başarıyor. Gören, akıcılıktan çok o “kayboluş” hissini önceliyor. Çevirmen “...olup bitenin nerede cereyan ettiğinden emin olmadan bir tür ‘misal âleminde’ kaybolmanın tadıyla metni çevirdim” diyor
12 Eylül’ün çocuk kitaplarıyla ilişkisini yalnızca bir sansür hikâyesi olarak okumak eksik kalır. Bu aynı zamanda çocukluk anlayışımızın da bir hikâyesidir.
Gülsel Ceren Güneş, Tanrıların Tahtında romanında Everest’e beş yıl önce ölen eşinin bedenini almaya giden Tomris’in hikâyesini anlatıyor. Ancak bu yolculuk ilerledikçe bir tırmanış öyküsünün sınırlarını aşıyor; yas, kadın dayanışması, doğayla kurduğumuz ilişki ve geride kalanların hayatla ne yaptığı üzerine bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Güneş, “Ben yasın tamamlanabileceğini düşünmüyorum” diyor.
Nancy Fraser bugünün kapitalizminin sadece işçiyi değil, aynı zamanda kendi devamlılığını mümkün kılan toplumsal ve doğal temelleri de tükettiğine dikkat çekiyor. Fraser ayrıca sistemle olan işbirliklerini görünür kılıyor ve farklı mücadeleleri ortak bir politik zeminde buluşturmayı öneriyor.
Devletin yani ideolojik aygıtları elinde tutan egemen sınıfın giriştiği tarihe yönelik bilinçli tahribat seferberliğinin nedeni geçmişi şimdiki anın ihtiyaçlarına göre şekillendirmek, bütün bir toplumu tek bir “şanlı” ve “mazbut” hikâyenin içine hapsetmektir.
Marias dönemin kemikleşmiş zihniyetine yöneltilmiş sessiz ama sıkı bir başkaldırı olan Ufuk Yolculuğu ile edebiyat dünyasına adım attı ve eserleriyle çağdaş edebiyatınen güçlü seslerinden oldu.
Çeşitliliğin zenginliğini, mizahın her şeyi kolaylaştırdığını, anlayışın ilişkileri nasıl yoluna soktuğunu ve dayanışmanın gücünü bizlere tekrar hatırlatan “Biz Dünya Sınıfıyız!”da anlatılan Kirpi Sınıfı’nı sevmemek ve geleceğin dünyası için umutlanmamak mümkün değil. Dünya ancak daha fazla çeşitlilik, mizah, anlayış ve dayanışma ile daha yaşanılır olabilir.
Stories on this topic, gathered from every source.