TÜİK verilerine göre ağustos ayında yatırımcısına en yüksek reel getiriyi külçe altın sağladı. Ancak kurumun yatırım araçları listesinde yer almayan gümüş, aynı yöntemle hesaplandığında altını açık ara geride bıraktı. Gram gümüşün aylık reel getirisi yüzde 15,8'e ulaştı.
Ağustos bitmek üzereydi. İstanbul'dan çıkarken insanın aklına mont almak gelmiyor tabii. Ağustosun son günleri; şehir hâlâ yazı yaşıyor. Ama Uludağ'ın İstanbul'un takviminden haberi yoktu. Yükseldikçe hava serinledi. Sonra sis başladı. Önce ağaçların tepelerini aldı, biraz daha yukarı çıkınca bütün dağı. Bir virajda çamları görüyordum, öteki virajda yok oluyorlardı. Dağların böyle bir huyu vardır. İnsana bildiği şeylerden çok, bilmediği taraflarını göstermeyi seviyorlar. Uludağ'ı yıllardır karla, kayakla, telesiyejlerle hatırlarız. Oysa ağustosun sonunda, sis çökmüş bir Uludağ'ın başka bir hâli varmış. Daha sessiz. Kalabalığı üzerinden atmış, biraz kendisine dönmüş gibi. Ceylan Splend'or Uludağ Otel'e girdiğimde dışarıdaki sessizlik kapıda kaldı. Lobi doluydu. Masalar tutulmuş, birbirini tanıyanlar uzaktan selamlaşmaya başlamıştı. İnsanların üzerinde, uzun zamandır bazı gecelerde görmeyi özlediğim bir özen vardı. Herkes şıktı. Caz dinlemeye gelen insanların şık olması bana hep çok doğal gelir. Derken müzik başladı. Sahnede Ferit Odman, Kağan Yıldız, Engin Recepoğulları ve Uraz Kıvaner vardı. İlk birkaç nota duyulduğunda lobideki uğultu azaldı, sonra tamamen sustu. Kimsenin kimseye dönüp "sessiz olun" demesine gerek kalmadan. Engin Recepoğulları'nın saksafonu yükselirken Ferit Odman davulda ritmi kuruyor, Kağan Yıldız kontrbasla müziğin altına o derin sesi yerleştiriyor, Uraz Kıvaner piyanoda bazen aralarına giriyor, bazen geride duruyordu. Dört kişi çalıyordu ama bir süre sonra bana dört kişi konuşuyormuş gibi gelmeye başladı. İyi caz, iyi bir sohbet gibidir Bir müzisyen konuşurken öteki susabiliyor. Biri küçük bir cümle bırakıyor, diğeri onu alıp başka bir yere götürüyor. Kimi zaman cevap hemen geliyor, kimi zaman birkaç ölçü sonra. İyi sohbetin de kuralı budur zaten. Sürekli konuşan insanla sohbet edilmez. Karşındakinin cümlesinin bitmesini beklemek, bazen susmak, bazen onun bıraktığı yerden devam etmek gerekir. Ne zaman çalacağını bilmek kadar ne zaman susacağını da bilmek icap eder. Cazın nasıl doğduğunu düşününce aklıma geliyor. New Orleans'ın Afrika kökenli Amerikalı topluluklarından yükselen seslere blues karıştı, ragtime karıştı; kiliselerden, sokaklardan, dans salonlarından gelen müzikler birbirine değdi. Sonra caz yerinde durmadı. Chicago'ya çıktı, New York'a vardı, okyanusu geçti. Paris'e gitti, İstanbul'a geldi. Her şehir ona bir şey verdi; o da gittiği her yerde biraz değişti. Kökünü kaybetmeden değişebilmek… Cazın bana hep güzel gelen taraflarından biri de bu. Bir de doğaçlama olması tabii. Müzisyen parçayı biliyor ama o gece ne olacağını bütünüyle bilmiyor. Yanındakini dinliyor, onun açtığı boşluğa giriyor, bazen geri çekiliyor, bazen beklenmedik bir yere gidiyor. Nereden başlayacaklarını biliyorlar; nereye varacaklarını ise o gece birlikte buluyorlar. Hayat gibi değil mi? Bir yay, dört tel, bambaşka bir ses… Bir ara gözüm Kağan Yıldız'a takıldı. Elinde arşe vardı. Kontrbası zaten severim. Ama ne zaman arşeyle çalınsa bende başka bir yere dokunur. Parmakla çalındığında yürüyen o derin ton, yay tellere değdiğinde uzuyor, koyulaşıyor. Bir noktadan sonra sanki bir enstrümanı değil, uzaktan gelen bir insan sesini dinliyormuşum gibi oluyor. Kağan Yıldız arşeyi çektiğinde lobinin havası da değişti. Birkaç saniye önce ritmin içinde yürüyen kontrbas, bu kez melodinin içine girmişti. Aldığı klasik kontrbas eğitiminin izleri de orada hissediliyor. Klasik müzik bir tarafta, caz öteki tarafta durmuyor; aynı müzisyenin elinde birbirine karışıyorlar. Karşılaşmaların müziği caz gibi gelir bana bir de. Bir müzik başka bir müzikle, bir şehir başka bir şehirle, bir kuşak başka bir kuşakla karşılaşır cazda. Sonra ortaya daha önce olmayan bir şey çıkar… Ferit Odman'ı da Kağan Yıldız'ı da uzun yıllardır, Kerem Görsev Trio vesilesiyle tanıyorum. Eski dostları sahnede dinlemenin güzel bir tarafı vardır: Müzik başladığında tanışıklık, sohbetler, hatıralar yavaşça geriye çekilir. Bir süre sonra karşınızda eski bir dost değil, hayranlıkla dinlediğiniz bir müzisyen kalır. Bazı melodiler başka bir kapı açıyor Ferit Odman sahneden bana küçük bir sürpriz yaptı. Thelonious Monk'un caz klasiklerinden "Straight, No Chaser"ı bana armağan etti. Yıllardır bildiğim bir parçayı o anda başka türlü dinledim. Nota aynıydı, melodi aynıydı… Ama bir parçanın o anda bana doğru geldiğini bilmek, anlamını değiştiriyordu. Sonra "Autumn in New York" başladı. Başlığında sonbahar vardı ama takvim hâlâ ağustosu gösteriyordu. İstanbul'dan birkaç saat önce yazdan çıkmıştım; Uludağ'da ise sis camlara dayanmış, hava çoktan sonbahardan bir parça ödünç almış gibiydi. Vernon Duke'un 1934'te yazdığı, zamanla bir caz standardına dönüşen melodiyi dinlerken parçanın adındaki New York ile camın ardındaki Uludağ arasında tuhaf bir yakınlık kurdum. O gece "Autumn in New York" biraz da "Autumn in Uludağ" olmuştu. Bir süre sonra başka bir melodi başladı. İlk notalarında tanıdım: "Pure Imagination." Roald Dahl'ın Charlie'nin Çikolata Fabrikası romanından uyarl
Turnuvanın Açılış Seremonisine Katılan Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın Türk Milletinin Bağımsızlık Ve özgürlük Mücadelesinin önemli Simgelerinden Biri Olduğunu Belirterek, Böylesine Anlamlı Bir Günde çocukları Sporla Buluşturmanın Mutluluğunu Yaşadıklarını Söyledi.
Zaferin 104. Yılında Niğde’de Fener Alayı Düzenlendi
Ağustosun son haftası; ilişkiler, kariyer, para ve gelecek planlarında bazı konuların netleşmesine ve yarım kalan meselelerin tamamlanmasına zemin hazırlayabilir. İşte 24-30 Ağustos 2026 haftasında 12 burcu bekleyen gelişmeler...
Manisa Büyükşehir Belediyesi, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci Yıl Dönümünde Düzenlediği Eğitim Kampında 280 Kişinin Katılımıyla Afetlere Yönelik Eğitimler Ve Uygulamalı Tatbikatlar Gerçekleştirdi.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin üzerinden 27 Yıl Geçerken, Felakette Hayatını Kaybedenler Merkez üssü Gölcük'te Düzenlenen Programla Anıldı. Kur'an-ı Kerim Tilavetiyle Başlayan Programda Deprem şehitleri Için Dualar Edilirken, Afetlere Hazırlık Ve Kentsel Dönüşüm çalışmalarının önemi Vurgulandı. Programın Sonunda Ise Afetlere Hazırlık çalışmalarında Görev Alan Sivil Toplum Kuruluşlarına Sertifikaları Takdim Edildi.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci Yılında Deprem Gerçeğini Bir Kez Daha Hatırlatan Inegöl Belediye Başkanı Alper Taban, Inegöl Belediyesi Olarak Geçmişin Acılarından Ders çıkardıklarını Ve Daha Güvenli, Daha Dirençli Bir Inegöl Hedefiyle Başta Kentsel Dönüşüm Olmak üzere çalışmalarını Sürdürdüklerini Söyledi.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nde Kocaeli'nin Gölcük Ilçesinde Sular Altında Kalan Ve Bugün Deniz Canlılarına Yapay Resif Olan Binalar Ile Eşyalar, Dalgıçlar Tarafından Görüntülendi.
Kocaeli'de, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin Ardından Kentin Afet Hazırlık Kapasitesini Artırmak Amacıyla Hayata Geçirilen Kocaeli Zemin Veri Bankasına Bugüne Kadar 41 Bin 37 Zemin Verisi Dijital Olarak Işlendi.
Stories on this topic, gathered from every source.