7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, üç ülke arasında kolektif caydırıcılığı hükme bağlayan bir eşikti. 31 Ağustos’ta İstanbul’da toplanan Siyasi ve Savunma Stratejik Komitesi ise o eşiğin ilk icra adımıdır. Toplantının ardından yayımlanan ortak açıklama, sürecin niteliğini doğru yerde tarif eder: İmzadan uygulamaya geçiş. Yapılan açıklamada kayıt altına alınan sekretarya, savunma sanayii iş birliği ve kolektif savunmayı güçlendirme taahhüdüdür. 8 Ağustos’taki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması: Bölgesel dengede yeni bir eşik” başlıklı yazımda belli konuları açıkladım, bazılarını da açık bıraktım. Üç ülkenin birbirini tamamlayan kapasitelerine değindim. Nedir bunlar? Suudi Arabistan mali imkân ve bölgesel derinlik; Türkiye NATO standardındaki savunma sanayii ve insansız sistem yeteneği; Pakistan muharebe tecrübesi ve nükleer caydırıcılık. Bu yapı klasik bir anlaşmanın ötesinde, bölgede durum değişikliği üretebilecek bir stratejik ortaklıktır. O yazının sonundaki cümle bilinçli olarak açık bırakılmıştı: Proje detayları, üretim planları ve tatbikat takvimleri önümüzdeki dönemde açıklığa kavuşacaktır. İstanbul ortak açıklaması tam olarak o “önümüzdeki dönem” in ilk resmî belgesidir. İmzanın sembolik ağırlığından icranın kurumsal ağırlığına geçiş burada kayıt altına alınmıştır. Üç ülke, Mekke İttifakı kapsamında iş birliğini kurumsallaştırmak için daha ileri adımlar atma konusunda anlaşmıştır. Açıklama, toplantıyı “imzadan uygulamaya geçirme yolunda önemli bir adım” olarak tanımlar. Bu dil doğrudur: İttifak, tekrarlanan toplantı, adres, süre ve iş bölümü ile doğar. Belgenin siyasi çerçevesi dört ayak üzerindedir. Birincisi savunma niteliğinin teyididir. İkincisi devlet egemenliğine karşılıklı saygıdır. Üçüncüsü gerilimi azaltma ve itidal çabalarının sürdürülmesidir. Dördüncüsü hem bölgede hem ötesinde barışı teşvik etme iradesidir. Bu dört ayak, yapıyı bir karşı-eksen olarak değil, belirsizliği yönetme aracı olarak konumlandırır. Askerî-sanayi çerçevesi daha somuttur. Üç ülke savunma kabiliyetlerini artırma, caydırıcılığı ve kolektif savunmayı güçlendirme konusunda anlaşmıştır. İş birliği, savunma sanayii üretimini ve üretim kabiliyetleri ile teknolojilerin geliştirilmesini kapsayacaktır. 8 Ağustos yazısındaki tamamlayıcı sütun tezi burada ilk kez ortak metne girmiştir. Finans, sanayi ve caydırıcılık aynı hat üzerinde konuşulmaya başlanmıştır. İttifak kapsamında çalışmaları desteklemek üzere Suudi Arabistan merkezli ve bir genel sekreterin başkanlığında genel sekreterlik kurulacaktır. Pakistan, genel sekreterliğin ilk üç yıllık döneminde liderlik edecektir. Bu cümle toplantının en önemli kurumsal hükmüdür. Merkez Riyad’dadır. İlk dönem üç yıldır ve Pakistan’dadır. Türkiye ev sahipliği ve NATO tecrübesini masaya koyan taraftır; Suudi Arabistan idari merkezi üstlenir; Pakistan ilk icraî yöneticiliği alır. İttifak böylece tek başkent projesi görünümünden çıkar. Üçlü sahiplenme, adres ve süre ile bağlanır. Ortak açıklama niyeti mekanizmaya çevirmenin ilk tuğlasını koyar. Ad, merkez, süre ve sanayi başlığı artık üç ülkenin ortak metnindedir. “İmza atılıp dağılma” modeli resmen kapanmıştır. İttifaklarda ilk kırılma noktası genellikle sekretarya, personel ve gündem belirleme hakkıdır. Üç yıllık Pakistan dönemi, bu hakkı zamana yayarak dengeler. Açıklama henüz işletme el kitabı değildir. Kolektif savunma maddesinin ne zaman ve nasıl işletileceği yazılmamıştır. Ulusal onay süreçleri olacaktır. Henüz erken ancak ileride olacaklar bellidir: Tüzük, toplantı periyodu, oy usulü, ilk tatbikat takvimi yoktur, ortak üretimin hangi kalemlerde başlayacağı, istihbarat paylaşımı protokolü ve terörle mücadele çalışma grubunun yetki sınırları. Hazır kuvvet, müşterek komuta yeri ve otomatik işletme mekanizması henüz yoktur. O hâlde bu ilk toplantı ve bugünkü siyasi-kurumsal taahhüt belgesidir. Savunma paktının nasıl çalışacağını gösteren teknik metin sonraki turda yazılacaktır. Açıklamadaki “gerilimi azaltma ve itidal” ifadesi, metnin en az konuşulacak ama en çok işe yarayacak cümlesi olabilir. Kolektif savunma hükmü kritiktir. İtidal kaydı dikkate değerdir. Üç ülke birbirinin güvenliğiyle ilgilenme taahhüdünü verir; gerilimi büyütmez, aksine itidalle hareket eder. Türkiye’nin bu tarz bir bölgesel savunmaya olan isteği yeni değildir. İlk bakışta bazı noktalar hemen söylenebilir, ancak daha derinlikli, sürekli ve istikrar temin eden bir beklenti hâkimdir. Kabaca Türkiye bu masada üç gelişme bekler. Birincisi savunma sanayiinin ölçeklenmesidir. Ortak açıklamanın üretim ve teknoloji cümlesi, İHA, mühimmat, komuta-kontrol ve elektronik harp hattının Körfez finansmanı ve Pakistan üretim tecrübesiyle birleşmesine resmî zemin açar. İkincisi jeopolitik derinliktir. Karadeniz-Akdeniz hattından Arap Denizi’ne uzanan koridorda Ankara, yalnız konuşan değil, ortak yükümlülük üstlenen aktör konumuna geçer. Üçüncüsü bölgesel sahiplenme iddiasıdır. Dışarıdan dayatılan güvenlik şemsiyelerine karşı, bölge ülkelerinin kendi istikrar
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments