20 Ekim 2026’da Bingazi’de toplanan Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile 27 Kasım 2019’da imzalanan Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nı oy birliğiyle onayladı. Aynı oturumda, 2020 tarihli 2 karar da oy birliğiyle yürürlükten kaldırıldı: Mutabakatların onaylanmasının reddine ilişkin 1 sayılı karar ile Ankara ile siyasi ilişkilerin kesilmesini öngören 6 sayılı karar. Bu gelişme, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı uyuşmazlıklarında ve Libya’nın iç siyasi dengelerinde önemli bir eşik teşkil etmektedir. Mutabakat Muhtırası, Türkiye ile Libya’nın o dönemki Ulusal Mutabakat Hükûmeti arasında kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlarını, uluslararası hukukun hakkaniyet ve adil sınırlandırma ilkeleri çerçevesinde belirlemektedir. Yaklaşık 18,6 deniz mili uzunluğundaki sınır hattı, adaların otomatik olarak tam kıta sahanlığı ve MEB üretmemesi, kıyı uzunlukları ve cephelerinin dikkate alınması ile Türkiye’nin Anadolu kıyısal projeksiyonunun kesilmemesi esaslarına dayanır. Metin, BM Şartı’nın 102. maddesi uyarınca tescil edilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmıştır. Anlaşma, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 2003’ten itibaren adayı tek başına yönetiyormuş gibi attığı tek taraflı adımlara ve Yunanistan’ın Sevilla Haritası ile Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsetmeyi hedefleyen maksimalist yaklaşımlarına karşı, kıyıdaş devletler arasında hakça çözüm arayışının bir ifadesidir. Doğu Libya’nın uzun yıllar bu muhtıraya karşı çıkması, Libya’nın 2014’ten beri süren siyasi ve askerî bölünmesinin yansımasıydı. Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükûmeti ile imzalanan anlaşma, Halife Hafter’in kontrolündeki doğu yönetimi ve Temsilciler Meclisi tarafından reddedilmiş, 2020’de siyasi boykot kararı alınmıştı. 2026 Ekim başında Akila Salih’in 12 yıllık meclis başkanlığı sona erdi. Yerine, daha önce Türkiye-Libya Dostluk Komitesi başkanlığını yürüten El-Salhin Abdül Nebi seçildi. Bu değişim, Doğu Libya’da güç konsolidasyonu ve Ankara ile ilişkilerin normalleşme eğilimiyle örtüşmektedir. Temsilciler Meclisi’nin teknik komite raporları sonrası oy birliğiyle onay vermesi, Libya’nın her iki rakip yönetiminin de anlaşmayı desteklediği yeni bir tablo ortaya koymaktadır. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Türkiye açısından bu karar, 2019’dan beri sürdürülen deniz yetki alanı tezlerinin Libya içindeki meşruiyetini güçlendirmektedir. Anlaşma, yalnızca sınır çizgisi değil; Doğu Akdeniz’de enerji arama-üretim faaliyetleri, sismik çalışmalar ve bölgesel iş birliği için de zemin oluşturmaktadır. 2022’deki Hidrokarbon İşbirliği Mutabakatı ve 2025’te Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Libya Ulusal Petrol Şirketi (NOC) arasındaki Sismik Araştırma Anlaşmaları bu çerçevede değerlendirilebilir. Doğu Libya ile siyasi ve ticari ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, Türkiye’nin Kuzey Afrika ve Akdeniz politikalarında daha geniş bir manevra alanı sağlamaktadır. Doğu Akdeniz dengeleri açısından ise durum bir stratejik konum değişikliğidir. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, kararı “uluslararası deniz hukukuna aykırı, geçersiz ve hükümsüz” olarak nitelendirmiş; “coğrafya ve uluslararası hukuk tek taraflı parlamento kararlarıyla değişmez” demiştir. Atina, Türkiye ve Libya’nın karşılıklı kıyılara sahip olmadığını, Girit başta olmak üzere Yunan adalarının haklarının yok sayıldığını savunmaktadır. Mısır ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de benzer itirazlarını sürdürmektedir. Avrupa Birliği, anlaşmanın üçüncü devletlerin haklarını ihlal ettiğini ve deniz hukukuyla uyumlu olmadığını daha önce de belirtmiştir. Bu itirazlar, Doğu Akdeniz’deki enerji projeleri (EastMed boru hattı gibi), denizaltı kablo hatları ve altyapı girişimleri üzerindeki etkileriyle birlikte okunmalıdır. Uluslararası hukukta deniz yetki alanı sınırlandırması, adaların konumuna otomatik tam etki tanımak yerine, tüm ilgili koşulların (kıyı uzunluğu, coğrafi konum, hakkaniyet) değerlendirildiği bir süreçtir. Türkiye’nin tezleri, Uluslararası Adalet Divanı içtihatları ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin hakkaniyet ilkesiyle uyumludur. Libya’nın doğu parlamentosunun onayı, anlaşmanın Libya tarafındaki hukuki ve siyasi dayanağını güçlendirmekle birlikte, üçüncü devletlere karşı karşı konulabilir bir etki yaratması için çok taraflı müzakereler ve teknik diyaloglar gereklidir. Sonuç olarak, 20 Ekim 2026 kararı Türkiye için Doğu Akdeniz’de meşruiyet ve uygulama zemininin genişlemesi anlamına gelmektedir. Bu, uzun süreli ve çok boyutlu bir stratejik rekabet içinde durum değişikliği ve Libya ile Türkiye açısından olumlu bir gelişmedir. Libya’nın istikrarı, enerji kaynaklarının adil paylaşımı ve bölgede diyalog kanallarının açık tutulması, Türkiye’nin çıkarlarının sürdürülebilir şekilde korunması için kritik önem taşımaktadır. Mavi Vatan doktrini çerçevesinde atılan adımlar, uluslararası hukukun hakkaniyet ilkesiyle desteklendiği sürece, Doğu Akdeniz’de dışlayıcı projeler yer
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments