Your cookie preferences
We use necessary cookies for your session and preferences. You can optionally allow usage measurement and advertising cookies too. Privacy policy
YENİ Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Hukukun, siyasetin, ekonominin öngörülebilir olmadığı ağır bir dönemi yaşıyoruz” dedi.
Read the full story at the source
This story was published by Dokuz8 Haber.
See other sources covering this event →
YENİ Parti Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır Şehir Hastanesi’nde çalışan işçilerin sendikal örgütlenme, ücret ve çalışma koşullarında sorun yaşadığını belirterek, "Halkın vekilleri olarak, bu haklı mücadelenizde sonuna kadar yanınızdayız" dedi.
Diyarbakır Ergani İlçe Müftülüğü tarafından Hacı Hasan Ergün Camii’nde, ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik "Cami ve Sosyal Hayat" konulu kompozisyon yarışması gerçekleştirildi.
İSİG tarafından hazırlanan raporda eylül ayında 226, 2026 yılının ilk dokuz ayında ise en az 1736 işçinin hayatını kaybettiği bildirildi. Raporda 2013 yılından bu yana ilk kez beş ay üst üste aylık can kaybının 200'ün üzerinde gerçekleştiği kaydedildi.
Kadın cinayetlerine, şiddete ve cezasızlığa karşı Diyarbakır’da 10 hafta sürecek “Kadın Adalet ve Hafıza Nöbeti” başlatıldı. Kadınlar, faillerin yanı sıra gerekli önlemleri almayan kamu görevlilerinin de hesap vermesini istedi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün sarı kodlu gök gürültülü sağanak yağış uyarısında bulunduğu Diyarbakır'da cadde ve sokaklar göle döndü.
Kamuoyuna; Bugün biz buradayız, Diyarbakır'dayız. Diyarbakır size ne kadar yakın, ne kadar uzak? Belki bir darbenin uzaklığında, belki de bir demokrasinin yakınlığında. Bize uzaktı. Buraya darbeden tam 27 yıl sonra gelebildik. Aslında biz tam olarak da Diyarbakır'a gelmedik. Biz Diyarbakır Cezaevi'ne geldik. Darbecilerin, işkencenin en karanlık odalarında insan onurunun insanlar tarafından yok edildiği cezaevine geldik. Size, onun için sorduk; Diyarbakır size ne kadar yakın, ne kadar uzak? Biz biliyoruz ki Diyarbakır; toprakları ve insanları, dünyanın tüm insanları ve yaşanacak mekânları kadar güzel. Ya Diyarbakır Cezaevi? Ne yana düşer biliyor musunuz? Ölümün, işkencenin, ırkçılığın düştüğü yana, aşkların, sevdaların, yaşamın, aslında hukuk devletinin bittiği yere düşer. Size, onun için sorduk; Diyarbakır Cezaevi ne yana düşer? Biz, 78'liler Girişimi olarak, bugün buraya, Diyarbakır Cezaevi ile ilgili başlatacağımız Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu'nu kurup çalışmaya başlamak üzere geldik. 12 Eylül sürecinde (ve aradan 27 yıl geçmesine rağmen hâlâ bugün de), sadece siyasi düşünceleri "Devlet" ile aynı olmadığı için pek çok insan, gözaltında, işkencede, yıllarca süren yargılama süreçlerinde ve sonuçta adil yargılama yapılmadan verilen cezalara dayalı olarak yıllarca cezaevlerinde kaldılar. Bu, Türkiye'nin darbe ve sonraki sürecinin (pek çok cezaevinde birbirine benzeyen) cezaevleri gerçeği! Biz Diyarbakır Cezaevi ile başlamayı seçtik. Çünkü 12 Eylül'ün en kanlı cezaeviydi. Türkler ve Kürtlerin birlikte kaldıkları, ama ağırlıklı olarak Kürtlerin bulunduğu ve Kürt oldukları ve bu kimlikten vazgeçmeleri için insanlık onuru "Diyarbakır Cezaevi'nde" tüm darbecilerin yaptığı gibi yok edildi. Ve biz bugüne kadar umut ettik ve bekledik ki; Anayasası'nda "demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti" yazan bu ülkede, tarihin karanlıklarına gömülmek istenen işkence çığlıklarını, mezarları olmayan ölülerimizin karanlığını, bize insan onuruna yaraşır bir yaşam yükümlülüğü olan bu devlet, hukuk devleti aydınlatacaktır. Ancak tüm siyasi iktidarlar, Diyarbakır Cezaevi'ndeki yangına yanaşmak istemedi, tarihin darbe uzaklığından seyrettiler. Diyarbakır Cezaevi ile başlıyoruz ve bu ülkede darbecilerin geçtiği tüm cezaevleri ile ilgili Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonlarını kuracağız. Diyarbakır Cezaevi Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu, bir yüzleşme hareketidir, hiçbir siyasi parti ile bağlantısı yoktur. Asla bir yargı organı değildir. Dünyada darbelerin yaşandığı ülkelerde, çeşitli adlar altında kurulmuştur. Amacı öç almak değildir, ama gerçeklerin ortaya çıkarılmasını sağlayarak hukukun amacının gerçekleştirilmesi, yani adaletin sağlanması talebidir ve toplumsal barışa giden yolun temel taşlarından birisi olacaktır. Bu nedenle; Siz, sesimizi duyuyor musunuz? Her nerede iseniz, kendinize, bize ve bu ülkenin tarihine tanıklık için çağrımız size; 12 Eylül öncesi ve sonrasında, Diyarbakır Cezaevi'nde yatan, işkence gören, yakınları kaybolanlar; Sizi tanıklığa davet ediyoruz! 12 Eylül öncesi ve sonrasında, hukukun üstünlüğü üzerine ant içen tüm hukukçuları; avukat, savcı, yargıç ve öğretim üyelerini, 12 Eylül öncesi ve sonrasında, hukuk devleti üzerine ant içen tüm vekillerimizi, Hukuk devleti kurumlarını işletmeye davet ediyoruz! Biz ayrıca size, işkence ve faili meçhuller için emir-komuta zincirlerinin içinde olan ve hâlâ vicdanıyla hesaplaşması bitmeyen sizleri de tanıklığa davet ediyoruz. Çünkü taşıdığınız bu utançla insan olarak varlığınızı sürdürmenizin mümkün değildir, çünkü sizler her işkencede, her faili meçhulde insanlığınızı kaybettiniz. Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu şöyle çalışacaktır: Komisyon'a tanıklık etmek isteyenler başvuracaklardır. Komisyon, başvuranları davet edecek ve dinleyecektir. Kimler işkence yaptı, kimlerle kaldılar, kimler öldürüldü. Bildikleri "GERÇEK"leri anlatacaklar, belge ve bilgilerini komisyona ulaştıracaklardır. Komisyon, tanıklıklar, belge ve bilgi toplama işleri bittikten sonra (ki hiçbirimiz bunun ne kadar zaman alacağını bilmiyoruz), bütün bilgiler değerlendirilerek rapor hâline dönüştürülecektir. Diyarbakır Cezaevi Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu Raporu kamuoyuna açıklanacaktır: Amacımız, Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananları, bu ülkenin insanlarının, kamu vicdanında, kendi aynalarında görmelerini sağlamaktır. Komisyon ayrıca kamuoyuna açıklanan dosyaları; TBMM'deki tüm vekillere, Araştırma Komisyonu kurulmak üzere gönderecektir. Savcılıklara, suç duyurusunda bulunmak üzere gönderecektir. Biz 78'liler Girişimi olarak; 12 Eylül 2007'de, "işkenceye sıfır tolerans" söyleminin; bu ülkenin yargı kararlarında bile "sıfır" ın bir değer olarak kabul edildiğini bilmeyen, yani aslında işkenceye hâlâ izin veren yaklaşımlar sürerken, 27 yıldır (bugün kendileri yok, adı kalmış olanlar dâhil) sessizliklerini sürdüren tüm siyasi partileri ve insan onuruna ve aslında kendisine saygısı olan herkesi, bu "ADALET" talebini yükseltmeye, 1890 Fransa'sında yaşanan Dreyfus

Comments