Uluslararası sisteme ilişkin son 20 yılın yaygın anlatılarından biri, "Batı battı, Doğu yükseldi" veya "Rusya dünyaya meydan okudu ve kazandı" biçiminde formüle edilen keskin ikiliklerdir. Bu okumalar, çok kutupluluk söylemi, neoliberalizm eleştirisi, dedolarizasyon ve Küresel Güney açılımları üzerinden ideolojik bir çerçeveye oturtulabilmektedir. Ancak liderlerin söylemleri, anlaşma metinleri ve fiilî durumlar birlikte değerlendirildiğinde bu tür iddialar analitik olarak zayıf kalır. Sosyal bilimlerin "zamanın eleştirisi" kolaylığı, çok boyutlu ve etkileşimli süreçleri tek taraflı yüklemelere indirgemeye yol açabilir. Gerçeklik, kendi içinde ve karşılıklı etkileşimler doğrultusunda evrimsel bir ilerleme olarak tarif edilmelidir; bu ilerleme hem pozitif hem negatif sonuçlar üretebilir. Batı kendini revize edebilir, yükselen güçler kendi iç düzenlemelerini yapabilir, Küresel Güney daha aktif oyuncu hâline gelebilir. Her şeyi bir tarafa yükleyip diğerini yok saymak veya bir tarafı parlatıp diğerleriyle ilgilenmemek, analitik yetersizlik doğurur (Tokmakoğlu 2026). fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Bu çerçevede "Batı" ve "Doğu" kavramları tarihî-coğrafî sınırlar değil, gücü oluşturan parametrelerin bileşkesi olan kültür ve değerler bütünü olarak anlaşılmalıdır. Batı sistemi bir coğrafi tarif demek değildir. Özgür, aktif ve rekabetçi toplum, hukukun üstünlüğü, piyasa ekonomisi, teknolojik inovasyon ve stratejik ittifak kapasitesi etrafında şekillenen bu bileşke, örneğin Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ülkeleri de Batı çekirdeğinin parçası kılar. G7 ise bu değerler bileşkesinin en net ifadesidir. Coğrafî indirgemecilik, güç dağılımındaki göreli kaymaları mutlak "batış" veya "yükseliş" olarak okumayı kolaylaştırır; oysa yapısal süreklilikler ve adaptasyon potansiyeli, bu ikiliği geçersiz kılar (Tokmakoğlu 2026). Güç dağılımı klasik tek kutupluluk, iki kutupluluk veya çok kutupluluk şablonlarına tam oturmaz. Brooks ve Wohlforth (2023) , "çok kutupluluk miti" tezinde ABD'nin göreli olarak daha az baskın hâle geldiğini kabul etmekle birlikte, doğru metriklerle (teknolojik kapasite, askerî projeksiyon, yapısal avantajlar) sistemin kısmi tek kutupluluk (partial unipolarity) durumunda kaldığını savunur. Linsi ve de Graaff (2026) , uluslararası politik ekonomi perspektifinden ticaret payındaki Çin'e yönelen kaymayı teyit ederken üretim ağları ve finans alanındaki yapısal gücün Batı'nın elinde etkileyici (formidabl) düzeyde sürdüğünü gösterir. Acharya'nın (2017, 2025) "multiplex" dünya kavramı, tek hegemonun yokluğunda "çok katmanlı" , çok aktörlü bir düzenin mümkün olduğunu ortaya koyar. Mearsheimer ise yaklaşık 2017'den itibaren çok kutuplu bir sistemde ABD'nin hâlâ en güçlü, Çin'in eşdeğer rakip (peer competitor), Rusya'nın ise en zayıf büyük güç olduğunu belirtir. Bu görüşlerin ortak noktası, mutlak yok oluş anlatısının ampirik zayıflığıdır. Glenn Diesen (2024, 2025) bu tabloya daha keskin bir hegemonya sonu tezi ekler. 500 yıllık Batı hegemonyasının sona erdiğini, dünyanın tek kutupluluktan çok kutupluluğa geçişin ara döneminde (interregnum) bulunduğunu savunur. Ukrayna Savaşı hem bu geçişin semptomu hem de hızlandırıcısıdır; liberal hegemonya hem güç hem meşruiyet açısından iflas etmiştir. Batı'nın rakiplerini zayıflatarak 1990'ların düzenini restore etme ısrarı, Avrupa'yı daha bağımlı ve ilgisiz hâle getirirken Rusya'yı Büyük Avrasya (Greater Eurasia) yönelimine ve jeoekonomik "bağımlılık dengesi" (balance of dependence) arayışına itmiştir. Diesen'e göre Batı'nın siyasi hayal gücü eksikliği, çok kutuplu (multipolar) bir düzende kendine rol biçememesidir. Bu görüş, Brooks-Wohlforth ve Linsi-de Graaff'ın yapısal süreklilik vurgusundan daha kesin bir "hegemonya bitti" çizgisi çizer; ancak kapasite ölçümleri ve adaptasyon potansiyeli hesaba katıldığında mutlak batış iddiası yine sınırlanır. Bu tartışmaların ortasında benim hibrit kutuplaşma (hybrid polarization) açıklamam, sistemin ABD-Çin ekseninde yoğunlaşan çekirdek rekabeti ile orta güçlerin manevra alanı, ağsal bağlantılar ve bölgesel düzenlerin örtüşmesini bir arada tutar. Ne saf bipolarite ne de klasik multipolarite; ne de Diesen'in tam hegemonyanın sonu anlatısıdır. Hibrit yapı, geçmiş 20 yılın göreli kaymasını ve yapısal güç sürekliliğini aynı çerçevede açıklar (Tokmakoğlu 2026). Zaman boyutu yalnızca geçmiş 20 yılın fotoğrafıyla sınırlandırılamaz. Bugüne bakarken gelecek 20 yılın nasıl şekillenebileceği sorusu da sorulmalıdır. Kapasite ölçümleri ve projeksiyonlar, ideolojik bakışı geçersiz kılarken realist bakışı zorunlu kılar. Aralık 2025'te imzalanan "Ensuring American Space Superiority" kararnamesi (Executive Order 14369) ve takip eden finansman adımları, ABD'nin 2028'e kadar Ay'a dönüş, 2030'a kadar kalıcı Ay üssü unsurları ve Ay yüzeyinde nükleer reaktör hedeflerini ortaya koyar. Bu tür bir kapasite artışı gerçekleşirse teknolojik ve askerî güç parametrelerinin bileşkesi yeniden Batı lehine kayab
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments