İstanbul'a Balkanlardan serin hava geliyor 14.08.2026 Diken İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) İstanbul'a Balkanlardan serin hava dalgasının geldiğini duyurdu.
Read the full story at the source
This story was published by Diken.
See other sources covering this event →
Trendyol Süper Lig'in 9. haftasında 26 Ekim Pazartesi günü İstanbul Başakşehir ile karşılaşacak Beşiktaş, maçın hazırlıklarına başladı.
Aralarında Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Basın Konseyi, Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş ile gazetecilik uzmanlık derneklerinin de olduğu basın meslek örgütleri, son günlerde basın özgürlüğüne karşı artan baskıları yurt çapında protesto etti. Basın meslek örgütlerinin ortak çağrısıyla, TELE 1 televizyonuna kayyım atanmasının yıl dönümü olan 24 Ekim'de meydanlara çıkan gazeteciler İstanbul'da Kadıköy Boğa'dan İskele'ye yürüyüş düzenledi. Yürüyüş ve açıklama boyunca çok sayıda polisin görevlendirildiği görüldü. DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, YENİ Parti milletvekilleri Özgür Karabat, Gökan Zeybek, Mahmut Tanal'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda siyasi parti temsilcisinin destek verdiği yürüyüşte, aralarında TGS Başkanı Gökhan Durmuş, TGS Genel Sekreteri Sibel Güneş ve Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç'in de bulunduğu basın meslek örgütü temsilcileri "Sansüre Hayır, Habere Özgürlük" pankartını taşıdı. "Gazeteciler tutsak, foncular özgür" Geçen yıl kayyım atanan TELE 1 ile önceki hafta kayyım atanan Halk TV çalışanlarının da katıldığı yürüyüşte tutuklu gazetecilerden; Selahattin Günday, İsmail Arı, Şaban Sevinç, Merdan Yanardağ, İrem Delice, Murat Ağırel, Fatih Ergün ve Tuğba Tekerek'in isimleri sık sık tekrar edildi. "Gazeteciler tutsak, foncular özgür", "Sansüre, kıyıma, kayyuma hayır", "Yaşasın basın dayanışması", "Baskılar bizi yıldıramaz", "Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz", "Foncular dışarda, gazeteciler içerde", "Özgür basın susturulamaz" ve "Susma, sustukça sıra sana gelecek" sloganları atıldı. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) "Artık yeter! Nefes alamıyoruz!" Meslek örgütleri tarafından hazırlanan "Artık Yeter! Nefes Alamayoruz" başlıklı ortak açıklamayı ise TGS Başkanı Gökhan Durmuş okudu. "Türkiye’de Gazetecilik, İktidarların, Siyasilerin Ya Da Sermayenin Değil Halkın Yanında Olmaktır!" diye başlayan açıklamada şu görüşlere yer verildi: Bizler, halkın haber alma hakkını savunan, gerçeğin peşinde koşan gazetecileri temsil eden basın meslek örgütleri olarak ilan ediyoruz: Artık yeter! Nefes alamıyoruz! Gazeteciliğin suç, haberin tehdit, gerçeğin sakıncalı sayıldığı; yalnızca gazetecilerin değil, itiraz eden herkesin sansürle, baskıyla ve cezalandırmayla karşı karşıya bırakıldığı bu düzene sessiz kalmayacağız. Televizyon kanallarına kayyum atanan, haber siteleri erişime engellenen, habercileri tutuklanan, sosyal medya hesapları kapatılan, gazetecilerin adeta bir köle düzeninde çalıştırılıp sosyal haklarının tırpanlandığı bir ülkede basın özgürlüğünden söz edilemez. Hemen her gün bir basın kuruluşunun ya da habercinin hedef haline getirildiği, yaptığı ya da yapmadığı haber nedeniyle gazetecilerin tutuklandığı, sosyal medya hesaplarının kapatıldığı, gazetecinin açlıkla boğuştuğu bir ülkede demokrasiden de söz edilemez. Gazetecilik halktan yanadır. İşçinin hakkı gasp edilirken, emekçinin direnişi bastırılırken, kadınlar şiddete uğrarken, gençler geleceksizliğe mahkûm edilirken, yoksulluk büyürken ve kamu kaynakları sermayeye aktarılırken bunları görünür kılmak gazeteciliğin kamusal sorumluluğudur. Gazeteci, halkın bilmesi gerekeni açığa çıkarmakla yükümlüdür; iktidarın bilinmesini istemediğini gizlemekle değil. Gazetecilik siyasi iradenin, sermayenin sesi olamaz! İktidarın ya da siyasi erkin çıkarlarını halkın çıkarları gibi sunan, patronların ekonomik gücünü gerçeğin önüne koyan, siyasi iktidara yakın olmayı mesleki güvencenin teminatı sayan anlayış gazetecilik değil, iktidar ilişkilerinin yeniden üretimidir. Evrensel ilkeler yerine günün siyasal ilkelerine yaslananlar bilmelidir ki, o günün siyasal 'ilkeleri' elbet bir gün yok olacaktır. Bugün bedel ödeyen gazeteciler; iktidarın hoşuna gitmeyen sorular sordukları, kamu kaynaklarının nasıl harcandığını araştırdıkları, yolsuzluk iddialarını haberleştirdikleri, işçilerin direnişini, kadınların hak arayışını, LGBTİ+’ların mücadelesini, gençlerin itirazını ve ezilenlerin sesini duyurdukları için hedef alınıyor. "Gazeteciler halkın gerçekleri öğrenme hakkı için bedel ödüyor" Kimi gözaltına alınıyor, kimi tutuklanıyor, kimi ev hapsine mahkûm ediliyor; kimi işini, gelirini ve mesleğini sürdürme olanağını kaybediyor. Kimi de sansürün ve baskının yarattığı güvencesizlik nedeniyle kendi kendini susturmaya zorlanıyor. Onlar yalnızca bir haber uğruna bedel ödemiyor. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı, kamu gücünün denetlenmesi ve toplumun kendi geleceği hakkında özgürce karar verebilmesi için bedel ödüyorlar. Bu nedenle gazetecilere yönelen baskı, aynı zamanda toplumun gerçeğe ulaşma hakkına yönelmiş bir saldırıdır. Unutulmamalıdır ki; gazetecinin kalemi kırılırsa toplum da karanlığa mahkûm edilir. İstenen de budur. Gazeteci yazmasın, toplum gerçekleri öğren
Comments