Your cookie preferences
We use necessary cookies for your session and preferences. You can optionally allow usage measurement and advertising cookies too. Privacy policy
Türkiye ile İran arasında süresi dolan ve yıllık 10 milyar metreküp doğal gaz ithalatını kapsayan sözleşmenin 5 yıl daha uzatılması gündemde bulunuyor. Doğubayazıt’tan ülkeye giren boru hattı üzerinden gaz akışının sürmesi bekleniyor.
Türkiye ile İran arasında 30 Temmuz’da süresi sona eren ve boru hattı üzerinden yıllık yaklaşık 10 milyar metreküp doğal gaz ithalatını öngören anlaşmanın, 5 yıl daha uzatılması konusu gündeme geldi.
This is an excerpt. Copyright belongs to the source; the full story is published on their site.
Read the full story at the source
This story was published by Dokuz8 Haber.
See other sources covering this event →
Türkiye gerek sanayide gerekse de şehirlerin ısınmasında ağırlıklı olarak doğal gaz kullanıyor. Ülkenin, yıllık tüketimi de 55-60 milyar metreküp düzeyinde seyrediyor. Türkiye, doğal gaz gereksiniminin önemli bölümünü ithalat yoluyla, boru hatları üzerinden doğal gaz ya da sıvılaştırılmış doğal gaz LNG olarak karşılıyor. Türkiye, boru hatları üzerinden, Rusya ve Azerbaycan’dan doğal gaz ithal ediyor. Anlaşma 1996 yılında imzalandı, 2001'de gaz alımı başladı Türkiye’nin, en önemli tedarikçileri arasında yer alan İran’la 25 yıllık doğal gaz anlaşmasının süresi 30 Temmuz’da doldu. İran ile Türkiye arasındaki Doğal Gaz Alım-Satım Anlaşması, 8 Ağustos 1996 tarihinde Tahran'da imzalandı. Bu kapsamda inşa edilen, yaklaşık bin 491 kilometre uzunluğundaki Doğu Anadolu Doğal Gaz Ana İletim Hattı, Doğubayazıt’tan başlayıp, Erzurum, Sivas ve Kayseri üzerinden Ankara’ya uzanıyor. Hat, bir branşmanla da Kayseri, Konya üzerinden Seydişehir’e gidiyor. Boru hattı sistemi, Haziran 2001 sonu itibarıyla gaz alabilir duruma geldi, 10 Aralık 2001 tarihinde İran’dan gaz alımı başladı. Türkiye, 2001’de uygulamaya giren anlaşma kapsamında İran’dan boru hattı üzerinden yılda yaklaşık 10 milyar metreküp doğal gaz ithal ediyordu. Anlaşma otomatik 5 yıl daha uzayabilir Türkiye’nin İran’dan doğal gaz ithalatını öngören sözleşmenin, 5 yıl daha uzatılması gündeme geldi. Bölgesel arz güvenliği ve yerel tüketim için kritik bir kaynak olarak değerlendirilen İran gazıyla ilgili işlemin kısa sürede tamamlanması ve boru hattı üzerinden gaz akışının devam etmesi bekleniyor. Sektör kaynakları, ANKA Haber Ajansı’nın sorusu üzerine, doğal gaz alım satım anlaşmasında kritik bazı maddelerin bulunduğunu vurgulayarak, "Türkiye ve İran, anlaşmanın sona ermesinden belli bir süre önce ‘Bu anlaşmayı uzatmıyoruz’ dememişlerse, anlaşma otomatik olarak 5 yıl daha uzar. Bu madde de uygulamaya girmiş ve süre uzatımı gündeme gelmiş olabilir" görüşünü dile getirdi. Kaynaklar, İran’ın zaman zaman kış mevsimlerinde gaz akışını kısa süreli kesmesine karşın Türkiye açısından önemli bir tedarikçi olduğunu, boru hatları üzerinden doğal gaz ithalatının, gerek arz güvenliği gerekse de LNG'ye göre fiyat yönünden üstünlükleri bulunduğunu söyledi. Dördüncü sırada yer aldı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK), 2025 yılı doğal gaz piyasası raporuna göre, geçen yıl yüzde 36,27’lik payla en fazla gaz ithalatı Rusya’dan yapıldı. İran, 7,7 milyar metreküp ithalat ve yüzde 13,2 payla dördüncü sırada yer aldı. 2025’te ithalatta Azerbaycan ikinci, ABD üçüncü oldu. ANKA Türkiye İRAN Türkiye ile İran arasında yıllık 10 milyar metreküp doğal gaz alımını öngören ve 30 Temmuz’da süresi dolan sözleşmenin 5 yıl uzatılması gündemde. Anlaşmanın otomatik uzatma hükmüyle yenilenmiş olabileceği belirtiliyor Pazartesi, Ekim 12, 2026 - 10:45 Main image: Fotoğraf: AA Ekonomi̇ Type: news SEO Title: Türkiye ve İran arasındaki gaz anlaşmasının 5 yıl daha uzatılması gündemde copyright Independentturkish:
Su akıp yolunu buluyor. Ortak alfabe yolunda gelişmeler devam ediyor. Özbekistan'da Meclis tarafından kabul edilen ‘Latin yazısına dayalı Özbek alfabesinin düzenlenmesi hakkında' kanun, 10 Eylül 2026 tarihinde senato tarafından da onaylanmıştır. 1993 yılından bu yana Özbekistan'ın kullandığı Latin alfabesindeki apostroflu simgeler (o', g') ve çift harfler (sh, ch), hem Türkçe hem de diğer Latin alfabesi kullanan Türk lehçeleriyle (Azerbaycan, Türkmenistan vb.) uyumsuzluk yaratıyor, metinler arası geçişi zorlaştırıyordu. Türkiye'deki bir okuyucu veya dil bilimci için ö, ğ, ş, ç harflerinin benimsenmesi, Türk lehçeleri arasındaki grafik (yazı) duvarını büyük ölçüde ortadan kaldıran en kritik eşiktir. Giriş: Konunun önemi ve okuma yöntemi Türk dilleri ailesi, coğrafi yayılımı, tarih derinliği ve barındırdığı milyonlarca konuşuruyla dünyanın en kadim ve köklü dil ailelerinden biridir. Oğuz, Kıpçak, Karluk (Güneydoğu), Sibirya ve Ogur olmak üzere başlıca kollara ayrılan bu devasa aile; Balkanlardan Anadolu'ya, İdil-Ural bölgesinden Kafkasya'ya, Orta Asya steplerinden Sibirya'nın içlerine, Doğu Türkistan'dan İran, Irak ve Suriye coğrafyalarına kadar uzanan muazzam bir coğrafi ekosisteme yayılmıştır. Asırlar boyunca bu coğrafyalarda yaşayan Türk toplulukları, siyasi olarak ayrı hanedanlıklar, beylikler veya devletler kurmuş olsalar bile, üst düzeyde ortak ya da bölgesel yazı dilleri (prestij normları) sayesinde birbirleriyle yazılı iletişim kurabilmiş, ortak bir medeniyet hafızasını ve entelektüel akıl havuzunu korumayı başarmışlardır. Karahanlı dönemindeki Hakaniye Türkçesi, Çağatay hanlıkları dönemindeki Çağatay Türkçesi ve Batı'da Osmanlı Türkçesi bu entegre ekosistemin en somut tarihî kanıtlarıdır. Ancak XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ivme kazanan ve XX. yüzyıl boyunca derinleşerek kronikleşen jeopolitik süreçler, bu yazılı ortaklığı ve fonetik bütünlüğü ciddi biçimde zedelemiştir. Çarlık Rusyası'nın misyonerlik ve asimilasyon temelli idari müdahaleleri, Sovyetler Birliği'nin coğrafi sınırlandırma ve alfabe manipülasyonları, Türkiye Cumhuriyeti'nin erken dönemlerinde hayata geçirilen radikal alfabe ve dil reformları ile modern ulus-devlet inşasının zorunlulukları bir araya gelerek hem alfabe hem de kelime hazinesi düzeyinde derin kopuşlar yaratmıştır. Bugün bir Türkiye Türk'ü ile bir Kazak, Özbek, Kırgız veya İran'daki bir Azerbaycan Türk'ü günlük hayatta temel kelimelerle anlaşabilse de resmî yazışmalarda, bilimsel araştırmalarda, hukuk metinlerinde, felsefi tartışmalarda ve edebî üretimde ciddi anlamsal ve yapısal engellerle karşılaşmaktadır. Bu engellerin bir kısmı dillerin kendi tabii evrim süreçlerinden ve coğrafi mesafelerden kaynaklanırken çok büyük bir kısmı XX. yüzyılda devreye sokulan bilinçli kültürel mühendislik projelerinin sonucudur. Bu metin, konuyu ilk defa ele alan bir okuyucunun dahi başından sonuna kadar hiçbir tarihsel ve dilbilimsel boşluğa düşmeden takip edebilmesi amacıyla en ince ayrıntısına kadar yapılandırılmıştır. Her kavram teorik arka planıyla açıklanmış, her tarihsel olay kendi jeopolitik bağlamına oturtulmuş ve her stratejik öneri pratik uygulama sonuçlarıyla birlikte masaya yatırılmıştır. Amaç, kısır bir "kim haklı, kim haksız" tartışması yürütmek değil; tarihsel kırılmaları nesnel bir dille okumak, dilbilimsel gerçeklikleri teslim etmek, dijital çağın sunduğu teknik imkânları analiz etmek ve Türk dünyasının gelecekteki bütünleşme yollarını akılcı, gönüllü ve sürdürülebilir bir vizyonla çizmektir. Bölüm I: Tarihsel kökler, medeniyet havzası ve ortak yazı dili gelenekleri Modern dönemdeki bütünleşme çabaları sıfırdan üretilmiş suni projeler değil; Türk milletinin tarih boyunca tecrübe ettiği köklü bir yazı ve kültür dili geleneğinin doğal bir devamıdır. Tarih bize, farklı coğrafyalardaki Türk boylarının siyasi olarak ayrıldıklarında dahi üst düzey bir "üst edebî dil" etrafında nasıl buluştuğunu şu örneklerle göstermektedir: 1. Karahanlı dönemi ve "Hakaniye Türkçesi" (ilk ortak edebî dil) • Kuşatıcı dil anlayışı: İslamiyet'in kabulünden sonra Türkistan coğrafyasında (Kaşgar, Balasagun, Buhara ekseninde) gelişen Karahanlı Türkçesi (Hakaniye Türkçesi), Doğu ve Batı Türk ellerinin ortak edebî ve ilmî dili olma vasfı taşımıştır. • Medeniyet, tasavvufi müktesebat ve ortak kronikler: Karahanlı ve Çağatay dönemlerindeki ortak yazı dilinin arkasındaki en kudretli çimento, sadece dilsel kurallar değil; aynı zamanda İslam medeniyeti havzasının, Hoca Ahmed Yesevi ekolünün tasavvufi nefesinin ve yüzyıllar boyunca paylaşılan ortak hukuki/idari geleneklerin yarattığı medeniyet bilincidir. Kaşgarlı Mahmud'dan Raşidüddin'e, İbn Fadlan'dan Cüveyni'ye uzanan ortak tarih kaynaklarının ve kroniklerin ruhu, Türk milletinin ortak hafızasını besleyen en temel dayanaklardır. Osmanlı coğrafyası ile Türkistan coğrafyası, aslında aynı kökten beslenen ama farklı kollara ayrılan büyük bir nehir yatağıdır. • Tarihî eserler: Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig 'i, Kaşgarlı Mahmud'un Divânü Lügati't-Türk
Giriş Soğuk Savaş sonrası küresel sistemin ekseni, Asya-Pasifik havzasına ve Avrasya’nın kalpgâhına (heartland) doğru kayarken, Orta Asya ve Hazar Havzası küresel güç mücadelesinin en kritik merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Batı başkentlerinde kapalı kapılar ardında çizilen haritalarda ve diplomatik kulislerde sıkça seslendirilen "Türkiyesiz bir Türk birliği" formülü, bugün küresel aktörlerin en gözde jeopolitik mühendislik projesidir. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan 150 milyonluk Türk dünyasının (Geniş Türk dünyasının nüfusu daha kalabalık olup 150 milyon, sadece bağımsız Türk cumhuriyetlerinin toplam nüfusudur.) stratejik ve ekonomik potansiyelinin Ankara ekseninden koparılarak Batı sermayesine, denetlenebilir koridorlara ve "çoğulcu" pazarlara tahvil edilmek istenmesi, Washington, Brüksel ve Londra’nın ortak stratejik eğilimidir. Ancak coğrafya, tarih ve lojistik gerçekler, bu tür suni tasarımlara izin vermeyecek kadar katıdır. Türkiye olmaksızın kurulan veya Türkiye’nin siyasi ağırlığının dışlandığı bir entegrasyon, kâğıt üzerinde parlatılmış güdük bir bürokratik kulüpten öteye gidemez. Rusya'nın sarsılan tekelinin, Çin'in devasa ekonomik kuşatmasının, İran alternatiflerinin, ekolojik krizlerin ve Batı’nın materyalist çitleme politikalarının gölgesinde yürütülen bu büyük satrançta Türkiye, pasif bir transit ülke olmayı reddettiği anda Hazar’ın batısındaki kilit kapanır. Bu çalışmada küresel aktörlerin Orta Asya hesapları, asimetrik baskılar, yumuşak güç savaşları, su ve gıda krizleri bağlamında "Türkiyesiz Türk birliği" safsatası ve Türkiye’nin bu kuşatmayı kırmak için izlemesi gereken stratejik yol haritası bütüncül bir bakış açısıyla ele alınacaktır. 1. Küresel aktörlerin Orta Asya stratejileri: AB ve ABD ne istiyor? Batı dünyasının (ABD ve Avrupa Birliği) Orta Asya’ya yönelik politikaları, temelde 3 stratejik sütun üzerine inşa edilmiştir: - Rusya ve Çin nüfuzunu dengelemek: Batı, bölgenin Moskova’nın güvenlik şemsiyesi ve Pekin’in ekonomik tahakkümü altında kalmasını istememektedir. Bölge ülkelerine "üçüncü bir alternatif" sunarak çok yönlü dış politika arayışlarını teşvik etmek temel amaçtır. - Kritik hammaddeler ve nadir toprak elementleri: Yeşil enerji dönüşümü, yüksek teknoloji endüstrisi ve savunma sanayisi için hayati önem taşıyan lityum, kobalt ve nadir toprak elementlerine Çin’in tekeline takılmadan kesintisiz erişim hayati bir zorunluluktur. - Trans-Hazar Ulaştırma Koridoru (Orta Koridor) ve ticaret güvenliği: Rusya topraklarını baypas eden, Hazar Denizi üzerinden doğrudan Türkiye’ye uzanan lojistik hatların geliştirilmesi hedeflenmektedir. Aynı zamanda Orta Asya ülkeleri üzerinden Rusya’ya yönelik uluslararası yaptırımların delinmesinin önlenmesi için sıkı bir denetim mekanizması uygulanmaktadır. Batı’nın bu finansal ve diplomatik yönelimi soyut bir plandan ibaret değildir. Nitekim Avrupa Birliği, 4 Nisan 2025 tarihli Semerkant ortak bildirisinde bu bölgesel entegrasyonu açıkça desteklemiş, Trans-Hazar Koridoru için 10 milyar avro ayırmış ve zirvede açıklanan 12 milyar avroluk Global Gateway paketi bu çatıya bağlanmıştır. Benzer şekilde ABD, Eylül 2025 tarihli strateji belgesiyle C5+1 formatını (5 Orta Asya devleti + ABD) güçlendireceğini ilan etmiş ve 6 Kasım 2025'te Trump, 5 Orta Asya başkanını Beyaz Saray'da ağırlayarak Trans-Hazar Hattı ile kritik mineralleri kapsayan ortak niyet metnini imzalamıştır. Bu devasa mali fonlar ve üst düzey randevular, İstanbul sekretaryalı ve Ankara ağırlıklı Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) yerine doğrudan bu bölgesel formatlara kanalize edilmektedir. 2. İki çatı, bir coğrafya: "C6 masası" arayışı Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), 2009’da Türk dilli devletler için kuruldu. Tam üyeler Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'dır. Gözlemciler ise Türkmenistan, Macaristan ve yalnızca Türkiye’nin tanıdığı KKTC'dir. Sekretaryası İstanbul’da olan bu yapıda ölçüt coğrafya değil, dil ve Ankara’nın kurduğu çatıdır. Bu nedenle, örneğin Tacikistan bu çatıda yer almamaktadır. C6’da ise süreç sahada, bölge ülkelerinin kendi aralarında yürüttüğü devlet başkanları istişare mekanizmasının genişlemesiyle yürümektedir. 2018'den beri süren bu istişarelere, 16 Kasım 2025’te Taşkent’te Azerbaycan tam katılımcı olarak dâhil edilmiş ve yapı fiilen "C6 masası" olarak kurumsallaşmıştır. 8 Ekim 2026’daki Türkmenbaşı toplantısında C6 masası, Aliyev, Tokayev, Japarov, Rahmon, Berdimuhamedov ve Mirziyoyev’den oluşan altılı formatla kesinleşmiştir. 2027 dönemi "C6" başkanlığı ise Azerbaycan’a verilmiştir. Yapının en dikkat çekici özelliği, TDT üyesi olmayan ve devlet anlatısı Farsî olan Tacikistan’ın içeride olması, buna karşın Türkiye’nin bu masaya davet edilmemesidir. Sonuç olarak aynı başkentler 2 masada birden oturmaktadır: Biri kimlik çatısı, öbürü ise coğrafya masasıdır. 3. "Türkiyesiz bir Türk birliği" paradoksu ve Batı’nın stratejisi Orta Asya entegrasyonu hız kazanırken Türkiye’nin bu masanın doğrudan istişari üyesi olmaması ve Batı tarafından "Türk dam
İran'ın Batı Azerbaycan Valisi Rıza Rahmani, Türkiye ile İran arasındaki ortak kültürel bağlara dikkat çekti. Türk yatırımcılara İranlı yatırımcılarla aynı imkânların sunulduğunu söyledi.
İran'ın Batı Azerbaycan Eyaleti Valisi Rıza Rahmani, Türkiye ile ekonomik bağları güçlendirmek amacıyla Türk bir tekstil yatırımcısına 50 hektarlık arazi tahsis edildiğini ve elektrik, su, doğal gaz gibi altyapı hizmetlerinin yanı sıra yatırımların ana parası ile kârına devlet güvencesi sağlandığını duyurdu.
Türkiye'nin komşuları Azerbaycan, Bulgaristan, Gürcistan, Irak, İran, Suriye ve Yunanistan'a yaptığı ihracat, ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 3,2 artarak 20,9 milyar doları buldu.

Comments