Giriş Soğuk Savaş sonrası küresel sistemin ekseni, Asya-Pasifik havzasına ve Avrasya’nın kalpgâhına (heartland) doğru kayarken, Orta Asya ve Hazar Havzası küresel güç mücadelesinin en kritik merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Batı başkentlerinde kapalı kapılar ardında çizilen haritalarda ve diplomatik kulislerde sıkça seslendirilen "Türkiyesiz bir Türk birliği" formülü, bugün küresel aktörlerin en gözde jeopolitik mühendislik projesidir. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan 150 milyonluk Türk dünyasının (Geniş Türk dünyasının nüfusu daha kalabalık olup 150 milyon, sadece bağımsız Türk cumhuriyetlerinin toplam nüfusudur.) stratejik ve ekonomik potansiyelinin Ankara ekseninden koparılarak Batı sermayesine, denetlenebilir koridorlara ve "çoğulcu" pazarlara tahvil edilmek istenmesi, Washington, Brüksel ve Londra’nın ortak stratejik eğilimidir. Ancak coğrafya, tarih ve lojistik gerçekler, bu tür suni tasarımlara izin vermeyecek kadar katıdır. Türkiye olmaksızın kurulan veya Türkiye’nin siyasi ağırlığının dışlandığı bir entegrasyon, kâğıt üzerinde parlatılmış güdük bir bürokratik kulüpten öteye gidemez. Rusya'nın sarsılan tekelinin, Çin'in devasa ekonomik kuşatmasının, İran alternatiflerinin, ekolojik krizlerin ve Batı’nın materyalist çitleme politikalarının gölgesinde yürütülen bu büyük satrançta Türkiye, pasif bir transit ülke olmayı reddettiği anda Hazar’ın batısındaki kilit kapanır. Bu çalışmada küresel aktörlerin Orta Asya hesapları, asimetrik baskılar, yumuşak güç savaşları, su ve gıda krizleri bağlamında "Türkiyesiz Türk birliği" safsatası ve Türkiye’nin bu kuşatmayı kırmak için izlemesi gereken stratejik yol haritası bütüncül bir bakış açısıyla ele alınacaktır. 1. Küresel aktörlerin Orta Asya stratejileri: AB ve ABD ne istiyor? Batı dünyasının (ABD ve Avrupa Birliği) Orta Asya’ya yönelik politikaları, temelde 3 stratejik sütun üzerine inşa edilmiştir: - Rusya ve Çin nüfuzunu dengelemek: Batı, bölgenin Moskova’nın güvenlik şemsiyesi ve Pekin’in ekonomik tahakkümü altında kalmasını istememektedir. Bölge ülkelerine "üçüncü bir alternatif" sunarak çok yönlü dış politika arayışlarını teşvik etmek temel amaçtır. - Kritik hammaddeler ve nadir toprak elementleri: Yeşil enerji dönüşümü, yüksek teknoloji endüstrisi ve savunma sanayisi için hayati önem taşıyan lityum, kobalt ve nadir toprak elementlerine Çin’in tekeline takılmadan kesintisiz erişim hayati bir zorunluluktur. - Trans-Hazar Ulaştırma Koridoru (Orta Koridor) ve ticaret güvenliği: Rusya topraklarını baypas eden, Hazar Denizi üzerinden doğrudan Türkiye’ye uzanan lojistik hatların geliştirilmesi hedeflenmektedir. Aynı zamanda Orta Asya ülkeleri üzerinden Rusya’ya yönelik uluslararası yaptırımların delinmesinin önlenmesi için sıkı bir denetim mekanizması uygulanmaktadır. Batı’nın bu finansal ve diplomatik yönelimi soyut bir plandan ibaret değildir. Nitekim Avrupa Birliği, 4 Nisan 2025 tarihli Semerkant ortak bildirisinde bu bölgesel entegrasyonu açıkça desteklemiş, Trans-Hazar Koridoru için 10 milyar avro ayırmış ve zirvede açıklanan 12 milyar avroluk Global Gateway paketi bu çatıya bağlanmıştır. Benzer şekilde ABD, Eylül 2025 tarihli strateji belgesiyle C5+1 formatını (5 Orta Asya devleti + ABD) güçlendireceğini ilan etmiş ve 6 Kasım 2025'te Trump, 5 Orta Asya başkanını Beyaz Saray'da ağırlayarak Trans-Hazar Hattı ile kritik mineralleri kapsayan ortak niyet metnini imzalamıştır. Bu devasa mali fonlar ve üst düzey randevular, İstanbul sekretaryalı ve Ankara ağırlıklı Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) yerine doğrudan bu bölgesel formatlara kanalize edilmektedir. 2. İki çatı, bir coğrafya: "C6 masası" arayışı Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), 2009’da Türk dilli devletler için kuruldu. Tam üyeler Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'dır. Gözlemciler ise Türkmenistan, Macaristan ve yalnızca Türkiye’nin tanıdığı KKTC'dir. Sekretaryası İstanbul’da olan bu yapıda ölçüt coğrafya değil, dil ve Ankara’nın kurduğu çatıdır. Bu nedenle, örneğin Tacikistan bu çatıda yer almamaktadır. C6’da ise süreç sahada, bölge ülkelerinin kendi aralarında yürüttüğü devlet başkanları istişare mekanizmasının genişlemesiyle yürümektedir. 2018'den beri süren bu istişarelere, 16 Kasım 2025’te Taşkent’te Azerbaycan tam katılımcı olarak dâhil edilmiş ve yapı fiilen "C6 masası" olarak kurumsallaşmıştır. 8 Ekim 2026’daki Türkmenbaşı toplantısında C6 masası, Aliyev, Tokayev, Japarov, Rahmon, Berdimuhamedov ve Mirziyoyev’den oluşan altılı formatla kesinleşmiştir. 2027 dönemi "C6" başkanlığı ise Azerbaycan’a verilmiştir. Yapının en dikkat çekici özelliği, TDT üyesi olmayan ve devlet anlatısı Farsî olan Tacikistan’ın içeride olması, buna karşın Türkiye’nin bu masaya davet edilmemesidir. Sonuç olarak aynı başkentler 2 masada birden oturmaktadır: Biri kimlik çatısı, öbürü ise coğrafya masasıdır. 3. "Türkiyesiz bir Türk birliği" paradoksu ve Batı’nın stratejisi Orta Asya entegrasyonu hız kazanırken Türkiye’nin bu masanın doğrudan istişari üyesi olmaması ve Batı tarafından "Türk dam
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments