1. Giriş: Tarihsel kültürel kırılmanın günümüz siyasi kutuplaşmasına etkileri Erken Cumhuriyet döneminde yaşanan radikal kültürel dönüşümler, günümüz Türkiye siyasetindeki kutuplaşmanın ana fay hattını ve sosyo-politik yapısını oluşturmaktadır. Sosyolog Şerif Mardin’in kavramsallaştırdığı "merkez-çevre ilişkisi", bugünkü siyasi tartışmaları anlamanın en anahtar formülüdür. Merkez; devleti yöneten, Batılılaşma reformlarını rasyonel ve merkeziyetçi yöntemlerle uygulayan laik bürokratik elitleri temsil ederken; çevre ise taşrada kalan, dindar, muhafazakâr ve geleneksel halk kitlelerini ifade ediyordu. Bu tarihi dönüşümün günümüz Türkiye siyasetindeki doğrudan etkilerini şu başlıklar altında inceleyebiliriz: 1.1. Tarihsel muhalefet hafızası ve mağduriyet psikolojisi Erken Cumhuriyet döneminde medreselerin ve tekkelerin kapatılması, harf devrimi, kılık-kıyafet düzenlemeleri ile yakın tarihte yaşanan 28 Şubat süreci, muhafazakâr seçmende derin bir dışlanmışlık hafızası yarattı. Siyasi karşılığı: Günümüz muhafazakâr siyaseti, bu tarihi mağduriyet hafızasını siyasi olarak konsolide etti. Seçmene sürekli olarak mevcut yönetimin değişmesi hâlinde eski laik elitlerin geri geleceği ve başörtüsü özgürlüğü ile dinî eğitim gibi kazanımların elden alınacağı mesajı verilerek kitlesel bir kenetlenme sağlandı. Bu durum, siyaseti rasyonel vaatlerden çıkarıp bir kimlik ve varoluş alanına dönüştürdü. 1.2. "Yaşam tarzı" üzerinden kutuplaşma (kültürel kabilecilik) Türkiye’de siyaset, ekonomik programlar veya projeler üzerinden değil, yaşam tarzı, tüketim alışkanlıkları ve semboller üzerinden yürümektedir. Sembollerin savaşı: Alkol tüketimi ve yasakları, kadınların giyim kuşamı, dindarlık düzeyi, din eğitiminin müfredattaki ağırlığı gibi konular siyasetin ana malzemesidir. Toplum, coğrafi ve sosyal olarak adeta kültürel kabilelere bölünmüştür. Bir taraf diğerini gelenekçi, statükocu veya değişim karşıtı olarak görürken; diğer taraf karşı tarafı kültürel yabancılaşma içinde olan ve yerel değerlere uzak olarak kodlamaktadır. Bu durum, rasyonel bir diyalog zeminini zorlaştırmaktadır. 1.3. İki farklı tarih anlatısı Kültürel kırılma, Türkiye'de ortak bir geçmiş algısını da zayıflatmıştır. Bugün Türkiye'de 2 farklı tarih anlatısı birbiriyle yarışmaktadır: • Seküler ve ulusalcı anlatı: Bu kesim için referans dönemi, 1923 sonrasındaki Atatürk devrimleri dönemidir. Osmanlı'nın son dönemi bir çöküş olarak görülür. En büyük çekinceleri, ülkenin rotasını rasyonel ve Batı yönelimli çizgiden koparmasıdır. • Muhafazakâr ve neo-Osmanlıcı anlatı: Bu kesim için ise gurur duyulan dönem Osmanlı İmparatorluğu ve fetih geçmişidir. Cumhuriyet'in ilk yılları, geleneksel köklerden koparılan trajik bir kesinti olarak algılanır. 1.4. Güvensizlik ve "ötekileştirme" siyaseti Yaşanan tarihsel dönüşümlerin yarattığı en büyük siyasi maliyet, 2 toplumsal kesimin birbirine karşı duyduğu derin ontolojik güvensizliktedir. Siyasi aktörler, toplumu birleştiren ortak değerler yerine, bu güvensizliği yöneterek oy oranlarını korumayı tercih ederler. Seçimler, ülkeyi kimin daha iyi yöneteceğine dair bir yarış değil; bir kesimin diğer kesime karşı mutlak kazanımı olarak yaşanır. Bu yüzden sandıktan çıkan sonuçlar, kaybeden tarafta her seferinde haklarını tamamen kaybetme psikolojisi yaratır. 1.5. Çalışmanın amacı ve kapsamı Türkiye Cumhuriyeti 1 asırda modernleşme ve kalkınma adına uzun mesafe kat etti. Bu dönüşümün motoru olan erken dönem radikal hamleler, altyapı ile üstyapı arasında derin bir fay hattı bıraktı. Kimlik siyasetinin yapısı bu tarihselliktedir: erken Cumhuriyet’in merkeziyetçi kültürel kopuşu. Osmanlı’nın acılı çöküşü karşısında kurucu kadronun göze aldığı bu kapsamlı kurumsal reform ve müdahale, bağımsız devletin ayakta kalmasının bedeli olarak savunulabilir. Ancak bu müdahale, gelecek nesillere aktarılan kimliksel bir hassasiyet zemini de üretmiştir. Günümüz siyaseti bu hassasiyeti yapısal olarak rehabilite etmek yerine, siyasi bir araç ve yakıt olarak kullanmaktadır. Ülkemizde kurumsal demokrasinin gelişimi ile toplumsal uzlaşının gecikmesi, aynı madalyonun 2 yüzüdür. Bu çalışmanın amacı; söz konusu fay hattının tarihsel zeminini, korku siyasetinin işleyişini, üstyapı-altyapı çelişkilerini ve kurumsal çıkış koşullarını tek bir analitik çerçevede toplamaktır. Kapsam; erken Cumhuriyet’ten günümüze kimlik siyaseti, korku siyasetinin seçmen davranışı üzerindeki etkisi ve karşılaştırılabilir ülke deneyimleridir. Etnik çatışma, Kürt meselesi ve dış politika ayrı çalışma konularıdır; burada yalnızca yaşam tarzı ve merkez-çevre ekseni işlenir. 2. Durum tespiti: Yapısal katmanlar ve zıt eğilimler 2.1. Siyasi üstyapı Türkiye’de siyaset, medya ve kampanyalar; toplumu “biz ve onlar”, “laik ve muhafazakâr” diye 2’ye bölen bir kimlik ekseni üzerinden yürür. Seçim, hizmet ve vizyon yarışı olmaktan çıkmıştır. Kaybedildiğinde her şeyin kaybedileceği düşünülen bir varoluş mücadelesi veya güç alanı olarak kurulur. Bu kurgu rasyonel muhasebeyi ikincil kılar. Seçmen, destekle
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments