Bugün 26 Ağustos. Türk tarihindeki iki önemli meydan muharebesinin yıl dönümü. Birisi Malazgirt, diğeri Başkomutanlık Meydan Muharebesi. Birisi Anadolu’daki Türk varlığını kalıcı hâle getiren zafer, diğeri ise Türkleri Anadolu’dan dahi atmak isteyen Haçlı zihniyetine verilen cevap. Bugün ben sizlere 26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin yaklaşık bir yıl süren idari ve lojistik hazırlığının bazı ayrıntılarından söz edeceğim. Sakarya Muharebesi kazanıldıktan sonra, Meclis'te sabırsızlık artmıştı. Bir an önce Yunan askerlerinin Anadolu’dan atılması isteniyordu. Mustafa Kemal Paşa ise 4 Mart 1922’de Meclis'in gizli oturumunda şunları söylemişti: Ordumuzun kararı taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen ikmale biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten daha çok fenadır. İşte bu sözlerden sonra yaklaşık 347 gün beklendi. Bu sürede önemli hazırlıklar yapıldı, bazısı tamamlandı, bazısı eksik kaldı. Birinci ihtiyaç yeterli kuvveti oluşturmaktı. Yunan ordusunu yenebilecek büyüklükte bir askerî teşkilata ulaşmak. Subay sayısı, İstanbul’dan gizlice kaçırılan subaylarla takviye edildi. Bir yıl boyunca asker sayısı artırılmaya çalışıldı. Önceki yıldan beri firarlar önemli bir kalem tutuyordu. Uzak bölgelerdeki askerler Batı Cephesi'ne sevk edildi. İdarî hizmettekiler azaltılıp toplandı. Askere alma yaşı aşağıya indirildi. Buna rağmen Yunan ordusundan yaklaşık 20.000 asker eksiğiyle cephe tamamlandı. Bu hazırlığın en az konuşulan unsurlarından biri menzil teşkilatıdır. İnebolu'ya gelen silah ve cephane, Kastamonu ve Çankırı üzerinden Ankara'ya ulaştırılıyor, buradan Batı Cephesi'ne aktarılıyordu. Akşehir ve Bolvadin'de ileri ikmal depoları oluşturulmuş, cepheye kadar uzanan bir dağıtım zinciri kurulmuştu. Sevkiyat ve Nakliyat Genel Müdürlüğü de ülkedeki sivil ve askerî taşıma kapasitesini koordine ediyordu. Demiryolları bu sistemin omurgalarından biriydi. Behiç Bey'in sevk ve idaresindeki demiryolları, birliklerin gizli biçimde cepheye kaydırılmasında kullanıldı. Ankara, Yahşihan ve Keskin'deki İmalat-ı Harbiye atölyeleri ise farklı ülkelerden gelen silahların onarılması ve mühimmat üretiminde görev yaptı. Yunan ordusuyla Türk ordusu arasında araç ve ateş gücünde tablo Türk ordusunun aleyhineydi. Genelkurmayın talep ettiği 250 ağır kamyona karşılık ancak 140 hafif kamyon temin edilebildi. Yunan ordusunda ise 4.036 kamyon bulunuyordu. Türk ordusu eksiğini kağnıyla, öküz arabasıyla, mekkâre hayvanlarıyla ve insan emeğiyle kapattı. Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin arkasında motorlu bir lojistik sistemden çok, karmaşık bir insan ve hayvan taşıma ağı vardı. Cepheye 22 milyonu aşkın piyade fişeği ile 50 binden fazla top mermisi yığıldı. Fransa'dan alınan 1.500 hafif makineli tüfekle hafif otomatik silah açığı kapatıldı. Ağır makineli tüfek ile top eksiği kapatılamadı. Bunun için Rusların bırakıp gittiği toplar bile değerlendirildi. Fakat bu topların kamaları yoktu. Ankara ve Konya'daki atölyelerde sökülmüş demiryolu rayları eritilerek top kamaları üretildi. Böylece savaşta kullanılamayacak durumdaki bazı toplar yeniden hizmete sokuldu. Lojistik, silah ve cephaneden ibaret değildi. 200 bini aşkın askerin ve 70 binden fazla binek ve koşum hayvanının her gün beslenmesi gerekiyordu. İşte burada savaşın çarpıcı hikâyelerinden bazıları ortaya çıkıyor. Cephede taze et bulunamadığında göllerde balık avlanması emredildi. Düyun-u Umumiye'nin av vergisi ve yetki itirazlarına rağmen Başkomutanlık emriyle balıkların askerî iaşede kullanılması sağlandı. Un sıkıntısı daha ağırdı. Ocak 1922'de Konya civarındaki birliklerin günlük ekmek istihkakı 600 grama indirildi. Bir başka tarihte, 1. Tümen'in kasasında etlik hayvan satın alacak para kalmadığı için askerlere yalnızca buğday kırması dağıtıldı. Arpa bulunamadığında hayvan yemlerine buğday karıştırıldı. Bütçe daha da sıkıştığında yem miktarı yarıya indirildi. Bugün bir ordunun lojistik planını düşündüğümüzde aklımıza yakıt depoları, kamyon filoları ve uydu sistemleri geliyor. 1922'de ise soru çok daha basitti: Yarın askere ne yedireceğiz? Türk hava gücü de yokluk içinde kuruluyordu. Almanya'dan satın alınan 26 uçağın 22'si Rusya üzerinden Baltık limanlarına, oradan trenle Novorossiysk'e, ardından vapurlarla Samsun ve Trabzon'a taşındı. Bu uçaklar Samsun'dan doğrudan cepheye uçarak muharebeye yetişti. Fransızlar Güney Cephesi'nden çekilirken yapılan anlaşmayla 10 Breguet uçağını Türk ordusuna bıraktı. Rus altını karşılığında İtalya'dan Spad XIII uçakları satın alındı. Akşehir'de de uçuş harekâtı için 46 tonluk özel uçak benzini stoku oluşturuldu. Buna rağmen hava üstünlüğü Türk ordusunun değildi. Yunanların yaklaşık 50 faal savaş uçağına karşı Türk tarafında 18 ile 20 arasında uçak bulunuyordu. Silahların farklı menşelerden gelmesi ciddi bir sorun yaratıyordu. Envanterde 42 farklı çap ve modelde top bulunuyordu. Piyade tüfeklerinde de Alman, Rus, İngiliz ve Fransı
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments