Your cookie preferences
We use necessary cookies for your session and preferences. You can optionally allow usage measurement and advertising cookies too. Privacy policy
Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier ırak Başbakanı Zeydi’yi Kabul Etti
Read the full story at the source
This story was published by Medya Gazete.
See other sources covering this event →
Amerikalı düşünür Francis Fukuyama , Irak'ın ABD tarafından işgal edilmesinden 23 yıl sonra, entelektüel kariyerinin en tartışmalı noktalarından birine, Saddam Hüseyin 'in devrilmesi ve ardından gelen savaşa ilişkin duruşuna geri dönüyor. 1990'ların sonlarında neo-muhafazakar akıma yakın olan ve Irak'ta rejim değişikliği çağrısında bulunan mektupları imzalayan Fukuyama, şimdi Irak deneyiminin kendisinin bu akımdan uzaklaşmasının nedeni olduğunu söylüyor. New York Times 'a verdiği röportajda Fukuyama, II. Dünya Savaşı sonrası Almanya ve Japonya deneyimlerini örnek göstererek, itirazının prensipte bir diktatörü devirmek için güç kullanılmasına yönelik olmadığını, asıl itirazının Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi toplumundan kültürel ve politik olarak çok farklı bir toplumda radikal ve kalıcı bir değişim gerçekleştirme kabiliyetine yönelik olduğunu açıklıyor. "Bir diktatörü devirmek için güç kullanılmasıyla ilgili bir sorunum yok" diyor, ancak 1990'larda "Amerika Birleşik Devletleri'nin tamamen farklı bir toplumda radikal bir değişim gerçekleştirmeyi sürdürme kudretinden oldukça şüphe duyduğunu" da belirtiyor. Irak'ta yaşananlar "beklediğimden daha kötüydü" Ona göre, Irak savaşı, bu şüphelerin neo-muhafazakârlarla siyasi ve entelektüel bir kopuşa dönüştüğü an oldu. George W. Bush yönetiminin ilk görevinde -Saddam Hüseyin'i devirmekte- başarılı olacağından, ancak eski rejimin kalıntılarından istikrarlı bir devlet kurma gibi daha zor olan görevde başarısız olacağından korkuyordu. Olanlar için "beklediğimden daha kötüydü" diyen Fukuyama, Amerikan yönetiminin "işgal sırasında bu uzun vadeli çabaya daha az hazırlıklı olduğunu" da ekliyor. O pozisyonunu, artık Saddam'ın iktidarda kalmaya devam etmesini savunmaya başladığı için değil, Irak ona otoriter bir rejimi devirmenin bir şey, yerine istikrarlı bir rejim kurmanın ise bambaşka bir şey olduğunu gösterdiği için değiştirdi. Bu yeniden değerlendirme, günümüzde de devam eden, Amerikan gücünü rejimleri ve toplumları yeniden şekillendirmenin bir aracı olarak gören neo-muhafazakarların temel fikirlerinden birine değiniyor. Bölgedeki ülkelerin aynı nedenlerle öfkesini uyandıran İran ile mevcut savaş da buna dahil. İşgalden sonraki yıllarda Fukuyama, New York Times ’a verdiği uzun röportaj ile diğer yayın organlarına verdiği röportajlarda belirttiği gibi, Saddam'ın devrilmesinin ve sonrasına dair yeterli bir planın yokluğunun, başta İran olmak üzere diğer güçlerin istismar edeceği bir boşluk yaratacağı konusunda uyarıda bulundu. Ve zamanla Tahran Irak'ta önemli bir nüfuz kazandı, ona bağlı silahlı fraksiyonlar yükselerek, güç ve güvenlik denkleminin bir parçası haline geldi. Bu, Saddam'dan sonra istikrarlı, demokratik bir Irak'a dair Amerikan vizyonundan tamamen farklı bir senaryoydu. Bu milis gruplar, Washington'un farkında olmadan kendisi ve bölgedeki ana müttefikleri için yarattığı bir düşman haline geldi. 2003 işgalinden sonra Bağdat'taki Firdevs Meydanı'nda Saddam Hüseyin heykelinin yıkıldığı an / Fotoğraf: Wikipedia Radikal İslam, yaygın olarak inanıldığından daha az tehlikelidir Fukuyama'nın eleştirisi Irak deneyimiyle sınırlı kalmıyor. Ona göre, daha geniş dönüm noktası, bazı çatışmaların yalnızca ekonomi ve maddi çıkarlarla açıklanamayacağını ortaya koyan 11 Eylül 2001 saldırılarıydı. Söylediğine göre saldırılar, tanınma, aşağılanma ve fedakarlıkla bağlantılı dini ve siyasi güdülerle hareket eden bireyler tarafından gerçekleştirildi. Bunu şöyle açıklıyor: Eğer intihar bombacısı olmaya razıysanız, açıkça tamamen maddi olmayan bir amaca hizmet ettiğinizi hissediyorsunuzdur. Bununla birlikte, Fukuyama radikal İslam'ı Marksizm ve Leninizm gibi liberalizmin küresel bir ideolojik rakibi olarak görmüyor ve şöyle diyor: Radikal İslam'ın asla dünyayı fethedecek bir ideoloji olduğunu düşünmüyorum. Çünkü, onun değerlendirmesine göre, sınırları ve kültürleri aşan evrensel bir çekiciliğe sahip entelektüel bir proje olmaktan ziyade, nispeten yoksul ve düzensiz Müslüman toplumlarda kök salması daha olası bir ideoloji olmayı sürdürüyor. Ancak Fukuyama, 11 Eylül’ün etkisinin önemli bir yönünü başka bir yere yerleştiriyor; Batı'nın şoka verdiği tepkiye. Fukuyama, saldırıların tehdidin doğasının kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesini sağlamak yerine, özellikle Afganistan ve ardından Irak'taki Amerikan ve Batı tepkisinin, terörizmle mücadeleden öteye geçerek, Amerikan gücünün yurtdışındaki kullanımının geniş bir yeniden tanımlanmasına neden olduğunu savunuyor. Dış politikanın militarizasyonu, 11 Eylül'den daha acımasızdır Bunu "Batı'nın hem Afganistan'a hem de Irak'a verdiği tepki, daha doğrusu aşırı tepkisi" olarak özetleyen Fukuyama, bunun sonucunun "terörizm korkusu nedeniyle dış politikanın militarizasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri'nde gözetleme devletinin başlangıcı" olduğunu düşünüyor. Savaşlar uzadıkça ve sonuçları başarısız oldukça, ABD'nin sınırları dışındaki siyasi geçişleri yönetme kabiliyetine olan güven azaldı ve müdahalelerinin etkinliği konusunda şü
MHP İstanbul İl Başkanlığı tarafından 39 ilçe teşkilatının katılımıyla düzenlenen İstanbul İstişare Kampı başladı. Şile'de gerçekleştirilen kampın açılışında konuşan TBMM Başkanvekili ve MHP İstanbul Milletvekili Celal Adan, devletin ihtiyaç duyduğu kritik dönemlerde Türk milliyetçileri ve muhafazakar anlayışın her zaman bir araya geldiğini söyledi. Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki hain darbe girişiminin de basit bir darbe girişimi olmadığını, Türk devletini çökertme ve ortadan kaldırma operasyonu olduğunu belirten Adan, bu süreçte devletin yanında yer alan Türk milliyetçiliğinin, muhafazakar ideolojiyle bütünleşerek devleti kurtarmak için tarihi bir irade ortaya koyduğunu dile getirdi. Adan, bugün gelinen noktada da "Terörsüz Türkiye" süreciyle ilgili MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu iradenin Cumhuriyetin kuruluş dönemindeki ruhla eşdeğer olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: Bu iradeyle Türkiye dünden daha büyüktür. Fransa'nın, Almanya'nın, İngiltere'nin ve Amerikalılar'ın desteklediği PKK terör örgütü şuan sahipsizdir. Irak ve Suriye de dahil olmak üzere Türkiye, Genel Başkanımızın açıklama yaptığı günden bugüne kadar barış içinde ve daha güçlüdür. Türk milliyetçiliği bu meseleyi çözmeyecek de kim çözecek. Bugün Dİyarbakır'da, Van'da, Siirt'te, Urfa'da, Şırnak'ta Genel Başkan'ımıza davetler gelmektedir. Vatandaşlarımız Milliyetçi Hareket Partisi'ni ziyaret etmektedir. Türkiye'nin kendi iç cephesini güçlendirmesiyle Suriye ve Irak da çekidüzen almıştır. Türkiye Cumhuriyeti devleti krizlerden kurtuluşa erdirilmiştir. Allah Genel Başkan'ımızdan razı olsun. Türk milliyetçiliğinin Alevilere yönelik de kucaklayıcı olduğunu belirten Adan, Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde inşa edilen en büyük cemevinin, Bahçeli tarafından hibe edilen arsa üzerine yapıldığını aktardı. TBMM Başkanvekili Adan, "Cemevi de bizim, cami de bizim.", "Cemevindeki ibadet de doğrudur, camideki ibadet de doğrudur.", "Şah İsmail de bizim, Yavuz da bizim." diyen düşüncenin temsilcisi olduklarını kaydederek, şöyle devam etti: Dolayısıyla Türkiye'nin temel problemini devlet ile millet arasında sorun olarak görülüp istismar edilen bütün konulara Türk milliyetçiliği liderliği şu an onurla yürürken, hepimiz de o onurlu mücadelenin altında onurlanıyoruz. Yani Alevi ile Sünni meselesini Almanlara mı bırakalım? Özbeöz Türk insanının meselesini biz çözmeyeceksek kim çözecek? Türk-Kürt'ün çatışmasına hevesli olan yabancıların iddiaları kursaklarında kalmıştır, bu başarılmıştır. Bir daha Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde hiçbir yapı terörü getiremeyecektir. Sonuç itibarıyla Türk milliyetçileri, Türk devleti adına irade koyarken, liderimiz sayesinde bir vizyon ortaya koymuştur. Bugün bu vizyon milletimiz tarafından kabul görmüştür. Mesele bu çerçevede ele alındığında Türk milletine meseleyi anlatmak bizim sırtımızdadır. Bu doğruları kabul ettirmek mecbur olduğumuz konulardır. "Çerçeve yasa, Milli Güvenlik Kurulu kararı sonrası yürürlüğe girecek" MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız da MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin 22 Ekim'deki konuşmasının "Terörsüz Türkiye" sürecinin başlangıcında önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Bu süreçte bazı kesimlerce gerçeği yansıtmayan değerlendirmeler yapıldığını aktaran Yıldız, sürecin tartışılma yerinin sokak veya medya değil TBMM olması gerektiğini ifade etti. Yıldız, "Terörsüz Türkiye" sürecinde TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmaları ve çalışmaların neticesinde hazırlanan rapora ilişkin bilgi verdi. "Terörsüz Türkiye" süreciyle ilgili çerçeve yasanın amacının PKK/KCK ve bağlantılı oluşumların silahlı faaliyetlerine son vermesi ve silahlarını teslim etmesinin güvenlik güçlerince tespit edilmesi olduğunu aktaran Yıldız, sürecin Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edileceğini belirterek, "TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Komutanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı, ilgili bakanlıklarımız bu tespiti yapıp rapor haline getirdikten sonra bunu Milli Güvenlik Kuruluna sunacak. Milli Güvenlik Kurulu raporları inceledikten sonra bir karar alacak. Bu karar Resmi Gazete'de yayımlanacak. Yayımlandıktan sonra milletimizin 'Terörsüz Türkiye Çerçeve Yasası' dediği bu yasa yürürlüğe girer." diye konuştu. Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından 6 aylık geçiş süresi öngörüldüğünü kaydeden Yıldız, bu süre içerisinde örgüt mensuplarının bizzat, ciddi bir mazeret bulursa avukatıyla müracaat edebileceğini, bu sürede müracaat etmeyenlerin yasadan faydalanması ya da kapsam içinde kalmasının söz konusu olmayacağını söyledi. Yıldız, 1 Haziran 2005 öncesi müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar ile kasten öldürme cürümü işleyenlerin bu yasadan faydalanamayacağının altını çizerek, yasanın kapsamına ilişkin bazı bilgiler paylaştı. "Terörsüz Türkiye modeli tamamen Türkiye'ye özgü bir model" "Terörsüz Türkiye" sürecinin yaklaşık 23 aydır devam ettiğini aktaran Yıldız, terör nedeniyle yaşanan kayıpl
İran destekli Husilerin, Kızıldeniz'deki stratejik bölgeleri ele geçirmesiyle İran savaşının tetiklediği petrol krizi derinleşiyor. Husiler son olarak Büyük Haniş ve Küçük Haniş adalarını ele geçirerek Babülmendep Boğazı çevresindeki tehdidini artırdı. Tahran destekli örgüt, geçen hafta da Kızıldeniz kıyısındaki Taiz'e bağlı Muha kentinin ardından Meyyun (Perim) Adası ve Zubab'ı ele geçirmişti. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Guardian'ın aktardığına göre Husi milislerin, Suudi Arabistan'ı Asya pazarlarına bağlayan hat üzerindeki adaları kontrolüne alması petrol krizini derinleştirebilir. Suudi Arabistan, perşembe günü (10 Eylül) Doğu-Batı petrol boru hattının saldırıya uğradığını da açıklamıştı. Riyad ve Bağdat yönetimleri, saldırının Irak'taki Şii milisler tarafından düzenlendiğini duyurmuştu. Suudi Arabistan, Arap Yarımadası boyunca uzanan 1200 kilometrelik bu boru hattını kullanarak, İran savaşı nedeniyle gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına geldiği Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığı aşıp tedariki sürdürüyordu. Finansal hizmet platformu KCM Trade'den analist Tim Waterer, gözlerin faaliyetleri geçici olarak askıya alınan boru hattında olduğunu söylüyor: Şu anda yatırımcılar için en önemli soru, Doğu-Batı hattındaki kesintinin ne kadar süreceği. Herhangi bir uzun süreli kesinti ve buna bağlı arz kaybı, fiyatların hızlı şekilde artmasına yol açar. Wall Street Jorunal'ın analizinde de Kızıldeniz'deki son gelişmelerle birlikte "büyük yakıt krizinin" başladığı yorumu yapılıyor. Husilerin sözkonusu boru hattına saldırıları nedeniyle günlük en az 2,5 milyon varillik ham petrol akışının kesintiye uğrayacağına dikkat çekiliyor. Amerikan petrol devi Chevron'un CEO'su Mike Wirth, kısa sürede krizi hafifletebilecek önlemler almanın zor olduğunu vurguluyor. Kasımda gerçekleşecek ara seçimlere hazırlanan ABD Başkanı Donald Trump, petrol fiyatlarının düşeceğini savunsa da tablo tersini gösteriyor. Cumhuriyetçi lider, savaşın ara seçimler öncesinde sonlanacağını ve petrol fiyatlarının düşeceğini iddia etmişti. Ancak enerji sektörü ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşının daha uzun süreceğini düşünüyor. Diğer yandan Suudi Arabistan yönetimi, İran ve ABD arasındaki çatışmalarla bölgedeki savaşa çekiliyor. Yemen'de Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, bugünkü açıklamasında, Husilerin pazartesi günü düzenlediği drone ve balistik füze saldırıları nedeniyle Hamis Muşayt, Abha ve Taif şehirlerinde 13 sivilin yaralandığını bildirdi. Maliki, koalisyonun saldırılara "kararlı şekilde karşılık vereceğini" ifade etti . New York Times da Suudi Arabistan'ın, Husilerin son haftalarda artan saldırılarına karşı ABD'den aradığı desteği bulamadığını yazıyor. Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklar Riyad'ın, "Trump'ın Husilere karşı harekete geçmekteki isteksizliğinden rahatsız olduğunu" ileri sürüyor. ABD'nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Ratney şunları söylüyor: Şu anda Suudiler gerçekten hüsrana uğramış durumda. Bir bakıma bu, onlar için en kötü senaryo. Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Yemen'de tekrar tırmanan çatışmalarla hiçbir ilişkilerinin olmadığını savunmuştu . Independent Türkçe, Guardian , New York Times , Arab News, Wall Street Journal , Tesnim Derleyen: Yasin Sofuoğlu çeviri SUUDİ ARABİSTAN HUSİLER YEMEN İRAN ABD ORTADOĞU İran savaşıyla patlak veren enerji krizi, Husilerin son saldırılarıyla derinleşiyor Salı, Eylül 15, 2026 - 11:00 Main image: Yemen'deki Husilerin, Kızıldeniz'de saldırıları artırması petrol sektörünü endişelendiriyor (AFP) Dünya related nodes: Milyarlarca dolarlık İran parası, ABD bankalarından nasıl geçiyor? Label: ÇEVİRİ Type: news SEO Title: İran savaşı ve Kızıldeniz: Yeni petrol krizi kapıda mı? copyright Independentturkish:
Almanya'nın başkenti Berlin'de 20 Eylül'de yapılacak eyalet seçimlerinde Sol Parti'nin başbakan adayı Elif Eralp, kira artışlarının sınırlandırılması, konut krizi ve kentin temizlenmesini içeren beş maddelik planını duyurdu.
Almanya Bundesliga ekiplerinden Eintracht Frankfurt forması giyen Can Uzun, sosyal medya hesabından Juventuslu futbolcu Kenan Yıldız ile birlikte fotoğrafını paylaştı. Ameliyat olan Kenan Yıldız'ın elinde koltuk değneği olduğu gözlemlenirken, yüzündeki mutsuz ifade dikkatlerden kaçmadı. Kenan'ın yaklaşık 2 ay sahalarda uzak kalması bekleniyor.
Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, günü yüzde 1,60 değer kaybederek 14.235,83 puandan tamamladı.

Comments