Kurulduğu günden bu yana, envaiçeşit ekonomik yaptırımın, diplomatik tecridin ve sistematik karalama kampanyalarının kuşatması altında varlığını sürdüren Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC), karşısına çıkan her türlü "tehlikeli" saldırıyı veteran bir dövüş sanatı ustasının sabrı ve soğukkanlılığıyla savuşturarak kendi ayaklarının üzerinde cesur bir şekilde durabilmiş ender ülkelerden biridir. Bununla birlikte, Kuzey Kore'yi yalnızca "dış dünyaya kapalı, herediter bir rejim" veya "kendine ait bir propaganda devleti" gibi tek boyutlu tanımlamalar üzerinden okumak, son derece sorunludur. Zira bu tür indirgemeci yaklaşımlar, Kuzey Kore devletinin kendisini nasıl anlamlandırdığını, tarihsel varoluşunu hangi düşünsel temeller üzerine inşa ettiğini ve dış dünyayla kurduğu ilişkilerin hangi siyasi hafıza üzerinden şekillendirdiğini çoğu zaman ıskalamaktadır. Çünkü KDHC siyasal sisteminin merkezinde, yalnızca güvenlikçi bir yönetim ideolojisi değil, aynı zamanda Juche adı verilen "öz yeterlilik" ve "mutlak bağımsızlık" üzerine kurulu bütünlükçü bir düşünce sistemi yer alır. İşte tam da bu noktada, bu haftaki yazımda Juche düşüncesinin Pyongyang'daki politika yapıcılar tarafından nasıl algılandığını ve yorumlandığını; söz konusu düşüncenin Kim Hanedanlığı'nın siyasal meşruiyetiyle nasıl bütünleştiğini ve Kuzey Kore devlet sisteminde ne şekilde kurumsallaştığını siz değerli okuyucularıma olabildiğince sade bir biçimde aktarmaya çalışacağım. Öyleyse başlayabiliriz. Bölüm 1: Juche düşüncesinin tarihsel arka planı İlk ve öncelikli olarak, Kuzey Kore 'nin kuruluşu, yalnızca Kore Yarımadası'nın iki devletli bir yapıya bölünme hikâyesiyle sınırlandırılabilecek kadar basit bir hadise değildir. Bu komplike süreç, Japon "ekspansiyonizminin" yarattığı toplumsal travmanın, Kore milliyetçiliğinin, sosyalist direniş hareketlerinin, İkinci Paylaşım Savaşı sonrası, ABD ile SSCB arasında zuhur eden Soğuk Savaş'ın dünyayı yaşanması oldukça zor bir yer hâline getirmesiyle şekillenmiştir. Hatırlanacağı üzere, Japonya, 1905 yılında Kore üzerinde fiilî bir himaye yönetimi kurmuş, 1910'da ise mezkûr yarımadayı resmen ilhak etmişti. Yaklaşık 35 yıl süren "imparatorluk" yönetiminin boyunduruğu altında Kore'nin ekonomik kaynakları Japonların çıkarları doğrultusunda kullanılmış; Koreliler toprak kayıplarına, zorla çalıştırmaya, siyasal baskılara ve kültürel asimilasyona maruz kalmıştı. Bazı Koreli kadınlar ise "ianfu" adlı askerî cinsel kölelik sisteminin mağduru olmuştu. Bu talihsiz serüvenler dizisi de başta Kim Il-Sung'un Mançurya'da Japon kuvvetlerine karşı yaptığı gayri nizamıharp ve hemen sonrasında SSCB saflarına geçip Kızıl Ordu bünyesinde hizmet vermesi gibi, farklı ideolojik eğilimlere sahip direniş hareketlerini ortaya çıkarmıştı. Fakat uzun günün sonunda, 38. Paralel esas alınarak Kuzey Kore'nin anahtarları SSCB'ye, Güney'in anahtarları ise ABD'ye kalıcı olarak teslim edilmişti. Kuzey'de kurulan halk komiteleri Sovyet yönetiminin yoğun gözetimi altında yeniden yapılandırılmış, sosyalistler giderek belirleyici konuma gelirken milliyetçi, liberal ve Hristiyan çevrelerin etkisi sınırlandırılmıştı. Bölüm 2: Kim Hanedanlığı'nın yükselişi Birleşik Devletler doğumlu tarihçi Michael J. Seth'in de "North Korea: A History" adlı kitabında çeşitli şekillerde bahsini geçirdiği üzere, takvim yaprakları 19 Eylül 1945 tarihini gösterdiğinde Wonsan Limanı'na ayak basan Kim Il-Sung, SSCB nomenklaturalarının rüzgârını arkasına alarak kariyer basamaklarını hızla tırmanmış ve Şubat 1946'da Kuzey Kore Geçici Halk Komitesi'nin başkanlığına getirilmişti. Tıpkı SSCB örneğinde olduğu gibi, üretim araçlarının denetimini eline alan yeni kadrolar, düşmanla ittifak kuran işbirlikçiler ve büyük toprak sahiplerine ait geniş arazileri köylülere dağıtmış; sanayi kuruluşlarını, madenleri, bankaları ve ulaşım ağlarını devletleştirmişti. Böylece Japon emperyal düzeninin yerine merkezî devlet yapısına dayanan sosyalist bir düzen şahlanmaya başlamıştı. Tüm bunlara ek olarak, birleşik bir Kore devleti kurma girişimlerinin dış mihraklar tarafından yerle yeksan edilmesinin ardından 15 Ağustos 1948'de güneyde Kore Cumhuriyeti, 9 Eylül 1948'de ise Kim Il-Sung'un başbakanlığında Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kurulmuştu. Nitekim 25 Haziran 1950'de başlayan Kore Savaşı, milyonlarca insanın ölümüne ve yarımadanın büyük ölçüde yıkılmasına yol açmıştı. Çatışmalar, 27 Temmuz 1953'te imzalanan ateşkesle durdurulmuş; ancak taraflar arasında herhangi bir barış antlaşması imzalanmamıştı. Yukarıda bahsi geçen Juche düşüncesi de tam olarak bu tarihsel atmosfer içerisinde Kuzey Kore'nin temel devlet felsefesine dönüşmüştü. Bölüm 3: Juche'nin temel ilkeleri Yukarıda söylenenlerden hareketle, Türkçede "Cuçe" olarak da kullanılan Juche kavramı, en genel anlamıyla "kendi gücüne dayanma" düşüncesini ifade eder. İnsanı tarihin pasif bir nesnesi değil, kendi kaderini belirleyebilen bilinçli ve yaratıcı bir özne olarak kabul eden bu yaklaşım; ideolojide özerklik, siyasette bağımsızlık, eko
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments