IŞİD, Suriye ve Irak’taki başlıca kalelerinde yenilgiye uğratıldı. Washington askerlerini her iki ülkeden çekmiş olsa da ABD, IŞİD’le Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) ve Irak ile Suriye hükümetleri, örgütü kontrol altında tutmalarını sağlayacak önemli askerî ve güvenlik kapasitesine hâlâ sahip. Bununla birlikte, IŞİD’in 12 yıl önce hızla yükselişine zemin hazırlayan koşulların önemli bir bölümü varlığını koruyor. Bunların başında, şiddeti benimseyen radikal hareketlere yönelik belirli bir toplumsal desteğin bulunması ve Sünni Arapların, Şii güçlerin, özellikle de İran’ın ve onun bölgedeki vekil güçlerinin hâkimiyetine girmeyi reddetmesi geliyor. Bu koşulları yeniden harekete geçirerek IŞİD’in tekrar güç kazanmasına yol açabilecek en önemli etkenin, ABD’nin bölgeden çekilmesi ve etkili bir güvenlik alternatifinin bulunmamasıyla eş zamanlı olarak İran’ın bölgede yeni bir genişleme dalgasına girişmesi olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla ABD ve ortaklarının İran’a karşı yürütülen mevcut harekâtta başarısız olması, Tahran’ın ve bölgedeki vekil güçlerinin önünü açabilir. Bunun sonucunda ise bir tepki olarak IŞİD tehdidi yeniden canlanabilir. Mevcut durum IŞİD, her iki ülkede kalıntıları varlığını sürdürse de özellikle daha bütünlüklü bir örgütsel yapıyı muhafaza ettiği Suriye’de bugün itibarıyla büyük bir tehdit oluşturmuyor. Washington Enstitüsü tarafından yayımlanan bir analize göre, örgütün bu yıl iki ülkedeki saldırı sayısı 50’nin altına düştü. Bu sayı, birkaç yıl önce yıllık binlerce saldırıya ulaşıyordu. IŞİD’ın Arap dünyası dışındaki, özellikle Afganistan ve Afrika’daki faaliyetleri ise bir ölçüde farklı koşullara dayanıyor. ABD güçlerinin önce Suriye’den, ardından yakın zamanda Irak’tan çekilmesi, örgütün faaliyetlerinde kayda değer bir artışa yol açmadı. Her iki ülke de bugün IŞİD’la mücadele ve örgütü yenilgiye uğratma konusunda geniş deneyim kazanmış büyük askerî güçlere sahip. ABD liderliğindeki çok uluslu askerî koalisyon da Doğal Kararlılık Harekâtı’nın (OIR) komuta merkezini Irak’tan Ürdün’e taşımasının ardından operasyonlarını sürdürmeye devam ediyor. IŞİD’ı yenilgiye uğratmayı amaçlayan, 80’den fazla ülke ve kuruluşun yer aldığı uluslararası diplomatik koalisyon da yoğun faaliyetlerini sürdürüyor. Irak’ın kuzeyindeki Musul kentinde bir kontrol noktasında IŞİD militanları, 11 Haziran 2014 / Fotoğraf: Reuters Askerî varlığını geri çekmiş olmasına rağmen ABD, askerî yardım, eğitim ve teçhizat alanlarında Bağdat’ta varlığını sürdürüyor. Suriye ile OIR çerçevesindeki iş birliği ise daha resmî bir nitelik taşıyor. ABD güçleri, Washington’dan Suriye topraklarında IŞİD mensuplarını ve üst düzey yöneticilerini hedef alma yetkisi almış durumda. Söz konusu operasyonların Suriye’nin örtülü ve resmî olmayan onayına sahip olduğu tahmin ediliyor. OIR Komutanlığı’nın bağlı olduğu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yakın zamanda yaptığı açıklamada, “IŞİD’in büyük ölçüde zayıflatıldığını” bildirdi. Ancak bu olumlu tablo, en kötü senaryoların gerçekleşmesi halinde IŞİD’in eski kalelerine geri dönme ihtimalini ortadan kaldırmıyor. Küllerinden yeniden doğan anka kuşunu andıran örgütün geçmişi, yeniden ortaya çıkma ihtimalini küçümsemenin ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. IŞİD, yok edildiği düşünülen Irak El Kaidesi’nin içinden doğdu. Irak El Kaidesi ise 2003 ve 2004 yıllarında ağır darbeler alan ana El Kaide örgütünden ayrılarak ortaya çıkmıştı. IŞİD’ın yükselişine katkıda bulunan koşulların birçoğu bugün de varlığını koruyor. Buna karşılık, örgütü yenilgiye uğratmayı başaran güçlerin onu yeniden etkisiz hâle getirme kapasitesi zayıflayabilir. IŞİD’in kökenleri IŞİD ve onun öncülleri, esas olarak Sünni Müslümanlar arasından çıkan İslamcı hareketlerin çarpıtılmış biçimlerini temsil ediyor. Bu kesimin küçük bir bölümü, kendi İslam anlayışını dayatmak için şiddete başvurulmasını destekliyor. Bu grubun çok daha küçük bir kısmı, söz konusu amaç uğruna silaha sarılmaya hazır olduğunu gösteriyor. Ancak yüz milyonlarca insanın yaşadığı toplumlarda bu küçük azınlık, uygun koşullar oluştuğunda büyük silahlı hareketler kurabiliyor. IŞİD örneğinde bu koşullar arasında, Batı’nın Ortadoğu’daki varlığına yönelik köklü düşmanlık yer alıyordu. Bu düşmanlık, Batılı fikirlerin yanı sıra askerî güçlerin bölgedeki varlığını da kapsıyordu. Ayrıca İslam’a bağlılıkları ve dinî vecibeleri yerine getirme biçimleri bakımından gevşek davrandıkları düşünülen Müslüman ülkelere ve toplumlara yönelik husumet de bu koşullar arasındaydı. IŞİD, Irak El Kaidesi’nden devraldığı bir başka etkene de özel önem verdi: Şii Müslümanlara yönelik düşmanlık. Bu tutum, Usame bin Ladin ve El Kaide’nin ilk kuşağındakilerin yaklaşımında büyük ölçüde mevcut değildi. Nitekim İran, farklı biçimlerde El Kaide ile bağlantılı kişilerle iş birliği yapmış, onlara çeşitli kolaylıklar sağlamış ve bazılarına sığınma imkânı sunmuştu. Bununla birlikte, İslam tarihi zamanla Sünni ve Şii mezheplerine dönüşecek gruplar arasında daha ilk dönemlerden itibaren yaşanan ç
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments