2021 yılının Mayıs ayında binlerce düzensiz göçmenin birkaç saat içinde Fas kıyılarından yüzerek Ceuta'ya ulaşması Avrupa'da öncelikle bir sınır güvenliği krizi olarak yorumlandı. Madrid ile Rabat arasında diplomatik gerilim tırmanırken Brüksel'in önceliği Avrupa Birliği'nin dış sınırlarını korumaktı. Aradan geçen yıllarda ise Ceuta yeniden benzer sahnelere tanıklık etti. 2026 yılı Temmuz sonunda binlerce düzensiz göçmenin Fas kıyılarından Avrupa toprağına ulaşmaya çalışması, onlarca kişinin hayatını kaybetmesi ve İspanya'nın orduyu bölgeye sevk ederek sınır güvenliğini güçlendirmesi, 2021 krizinin istisnai değil, kalıcı bir jeopolitik baskının parçası olduğunu bir kez daha gösterdi. Ancak bu kez mesele yalnızca göç değildi. Gazze'deki insani yıkım, Kızıldeniz'de derinleşen güvenlik krizi ve Batı Sahra etrafında yeniden şekillenen diplomatik dengeler Batı Akdeniz'deki gelişmelere çok daha geniş bir stratejik anlam kazandırdı. İlk bakışta Gazze ile Ceuta arasında doğrudan bir bağ kurmak güç görünebilir. Biri Orta Doğu'nun en ağır insani felaketlerinden biri, diğeri ise Kuzey Afrika kıyısında yer alan küçük bir Avrupa toprağıdır. Oysa XXI. yüzyılın jeopolitiğinde coğrafi mesafe artık stratejik mesafe anlamına gelmiyor. Enerji hatları, deniz ticaret yolları, göç rotaları, kritik altyapılar ve diplomatik ittifaklar öylesine iç içe geçmiş durumda ki, bir bölgede yaşanan kriz kısa sürede binlerce kilometre ötedeki dengeleri değiştirebiliyor. Bugün Gazze'de yaşananlar yalnızca Doğu Akdeniz'i ilgilendirmiyor ve Madrid'in dış politikasını, Rabat'ın diplomatik hesaplarını, Cezayir'in enerji stratejisini ve Avrupa Birliği'nin güvenlik yaklaşımını da etkiliyor. Akdeniz'in doğusu ile batısı artık ayrı jeopolitik dosyalar değil, aynı stratejik sistemin birbirini besleyen parçalarıdır. Gazze'den Ceuta'ya uzanan gelişmeler birbirinden bağımsız krizler değildir ve aynı fay hattı boyunca meydana gelen farklı sarsıntılardır. Akdeniz'in değişen stratejik haritası Uzun yıllar boyunca Batı Akdeniz daha çok düzensiz göç, terörle mücadele ve Avrupa'nın güney sınırlarının güvenliği üzerinden tartışıldı. Doğu Akdeniz ise Gazze'deki insan kıyımı, enerji rekabeti, deniz yetki alanları ve bölgesel askerî dengelerin odağı olarak görüldü. Bugün bu ayrım giderek anlamını yitiriyor. Kızıldeniz'de yaşanan güvenlik krizleri Süveyş üzerinden Avrupa ekonomisini etkiliyor, Gazze'deki savaş Batı Akdeniz'deki diplomatik dengeleri değiştiriyor, Batı Sahra'daki bir gelişme Avrupa'nın enerji güvenliği üzerinde sonuçlar doğurabiliyor. Akdeniz artık birbirinden kopuk kriz alanlarının toplamı değil, tek bir jeopolitik ekosistemdir. Bu yeni tablo Batı Akdeniz'in stratejik önemini de yeniden artırıyor. Ceuta, Melilla ve Cebelitarık yüzyıllardır Avrupa ile Afrika arasındaki geçişi kontrol eden düğüm noktalarıdır. Cebelitarık Boğazı, Akdeniz'i Atlas Okyanusu'na bağlayan tek doğal geçit olarak Avrupa'nın enerji arzı, küresel deniz ticareti ve NATO'nun güney kanadı açısından vazgeçilmez bir öneme sahip. Süveyş'ten çıkan bir ticaret gemisinin Atlantik'e ulaşması da Atlantik'ten gelen bir NATO filosunun Akdeniz'e girmesi de bu dar su yoluna bağlıdır. Madrid'in üç yönlü açmazı Bu yeni jeopolitik tabloda en karmaşık denklemlerden biri İspanya'nın karşısına çıkıyor. Pedro Sánchez hükümeti son yıllarda aynı anda üç farklı stratejik önceliği yönetmeye çalışıyor. Birincisi, Avrupa'nın güney sınırlarının güvenliği için Fas ile yakın iş birliğini sürdürmek zorunda. Düzensiz göç akımlarının kontrolü büyük ölçüde Rabat'ın iş birliğine bağlı. İkincisi, İspanya'nın enerji kaynaklarını çeşitlendirme çabaları kapsamında Cezayir ile istikrarlı ilişkilerini koruması gerekiyor. Cezayir bugün Avrupa'nın en önemli doğal gaz tedarikçilerinden biri olmaya devam ediyor. Üçüncüsü ise Gazze'deki insani krizde İspanya, Avrupa'da Filistin devletinin tanınmasını en güçlü şekilde savunan ülkelerden biri oldu. Madrid'in İsrail'in Gazze'deki askerî operasyonlarına yönelik eleştirileri yalnızca Orta Doğu politikasını değil, Batı Akdeniz'deki diplomatik dengeleri de etkiledi. Fas'ın önceliği Ceuta değil, Batı Sahra Avrupa'da zaman zaman Ceuta ve Melilla'nın Fas'ın temel dış politika hedeflerinden biri olduğu düşünülüyor. Oysa Rabat açısından asıl stratejik öncelik Batı Sahra'dır. Fas yönetimi Batı Sahra'yı ulusal egemenliğinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor ve son yıllardaki dış politikasını büyük ölçüde bu hedef doğrultusunda şekillendiriyor. İsrail ile normalleşme süreci, ABD'nin Batı Sahra üzerindeki Fas egemenliğini tanıması, Afrika'da genişleyen diplomatik ilişkiler ve Avrupa ülkeleriyle geliştirilen yeni ortaklıklar aynı stratejik planın parçalarıdır. Bu çerçevede göç de yalnızca insani bir mesele değildir. Göç, Avrupa ile yürütülen müzakerelerde önemli bir pazarlık unsuruna dönüşmüş durumda. Nitekim Temmuz sonunda Ceuta'da yeniden yaşanan kitlesel geçiş girişimleri bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu. Yüzlerce düzensiz göçmenin Fas kıyılarından Avrupa toprağına ulaşmaya çalışmas
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments