Siyasetsiz bir sanat omurgasızdır; sanatsız ve estetiksiz bir siyaset ise ruhsuzdur. Fernando Barredo de Valenzuela, "Loc" Bu cümleyi ilk okuduğumda bir süre üzerinde durdum. Katıldığım için değil, hemen katılamadığım için. Sanatın mutlaka bir siyasi omurgası olması gerektiğine inanmayan çok sayıda ressam, heykeltıraş, şair tanıdım. Bir çiçeği, bir yüzü, bir akşam ışığını hiçbir dava gütmeden resmetmenin de bir değeri olduğunu düşünenlerdenim. Ama bazı cümleler, onlara itiraz etmek isteseniz bile sizi düşünmeye zorlar. Sanırım iyi bir cümlenin, tıpkı iyi bir eser gibi, ilk işi budur: Okuyanı rahat koltuğundan kaldırmak. Bu cümlenin sahibi, İspanya'nın Toledo kentinden gelen bir sanatçı ve akademisyen. Sanat dünyası onu kısaca "Loc" diye tanıyor: Prof. Dr. Fernando Barredo de Valenzuela . Barredo bu hafta İstanbul'da. Medicana Eğitim Grubu MBA Okulları'nın Cumhuriyet'in 103. yılında düzenlediği 4. Cumhuriyet Yüzyılı Uluslararası Sanat Çalıştayı için Fişekhane'ye gelen 25 sanatçıdan biri. 24–29 Ekim tarihleri arasında İspanya, Mısır, Meksika, Slovakya, Çin, Azerbaycan, Karadağ, Ukrayna, Belarus ve Türkiye'den sanatçılar, MBA Okulları'nın ortaokul ve lise öğrencileriyle aynı atölyede çalışacak. Tema: "Nutuk'tan ilhamla: Fikri hür izler". Gençler 6 gün boyunca bu sanatçıların yanında tuval boyayacak, heykel biçimlendirecek. Sonunda da Cumhuriyet'in 103. yılına özel ortak bir sanat manifestosu yazacaklar. Eserler 29 Ekim akşamı bando ve koro eşliğinde açılacak bir sergiyle Fişekhane'de izleyiciyle buluşacak. Burada dikkatimi çeken şu: Sınırları "coğrafyaya zorla dayatılmış, kötü kapanmış yara izleri" olarak tanımlayan bir sanatçı, 10 ülkenin sanatçısını tek bir çatı altında toplayan bir çalıştaya katılıyor. Bana göre MBA Okulları'nın kurduğu bu atölye, Barredo'nun hayalini kurduğu sınırsız haritanın küçük ve geçici bir provası gibi. 6 gün boyunca Fişekhane'de pasaport sorulmayacak. Sorulacak tek şey, elinizde hangi fırçanın olduğu. Fişekhane’nin tarihi atmosferinde kurulan ortak atölyede 10 ülkeden 25 sanatçı öğrencilerle birlikte üretti Madrid'den Toledo'ya Fernando Barredo de Valenzuela, Madrid Complutense Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde hem lisans hem de doktora eğitimini en yüksek başarı derecesi olan "Summa Cum Laude" ile tamamladı, olağanüstü başarı ödülleri aldı. Heykeltıraş, ressam ve performans sanatçısı. Uzun yıllardır Toledo Sanat Çemberi'nin (Círculo de Arte de Toledo) başkanlığını yürütüyor ve uluslararası projeler yönetiyor. Uluslararası düzeyde "Barış Kültürü İçin Sanat ve Yaratıcı Ekonomi" komisyonlarına başkanlık ediyor. Onu meslektaşlarının çoğundan ayıran şey ise siyasetle kurduğu doğrudan ilişki. İspanya'nın sol partisi Podemos'ta, Castilla-La Mancha bölgesinde "Imagina Podemos" adlı eleştirel bir akıma liderlik etti. Parti içi bürokrasiye ve elitizme karşı sert bir iç muhalefet yürüttü. Laik örgütlenmelerde, örneğin Toledo Laica'da aktif görevler üstlendi. Kanaatimce Toledo'nun kendisi de onu anlamak için önemli bir ipucu. Yüzyıllarca Hristiyanların, Müslümanların ve Yahudilerin bir arada yaşadığı, bu yüzden "üç kültürün şehri" diye anılan bir kent. Dinle, kimlikle ve birlikte yaşamla ilgili soruların taşına kazındığı bir yerden gelen bir sanatçının bu sorularla hesaplaşması bence şaşırtıcı değil. Prof. Dr. Uğur Batı, Fişekhane'de düzenlenen çalıştayda Independent Türkçe için İspanyol sanatçı Prof. Dr. Fernando Barredo de Valenzuela ile konuştu Kürsü, sokak ve atölye Sohbete en çok merak ettiğim çelişkiyle girdim. Parlak bir akademik özgeçmiş, yönetim görevleri, bir yanda da protestolar, parti içi kavgalar ve tabuları sarsan eserler... Sordum: Fernando, bu unvanlara rağmen sizi sık sık sokakta, sert muhalefet odaklarında ya da fırçanızla, keskinizle tabuları sarsarken görüyoruz. Sizin dünyanızda estetikle aktivizm nasıl bu kadar iç içe geçti? Sanatınız siyasetinizin neresinde duruyor? Gülümsedi ve işe tanımlardan başladı. Ona göre önce sanatın ne olmadığı konusunda anlaşmak gerekiyordu: Benim için sanat, müze salonlarının steril duvarlarını süsleyen, burjuvazinin estetik hazlarına hizmet eden ya da elitist çevrelerin kendi aralarında pazarladığı uyuşturucu bir meta değildir. Ben kürsüyü, sokağı, siyasi partiyi ve sanat atölyemi asla birbirine paralel ama ayrı kompartımanlar olarak görmedim. Akademik unvanlarının ona "steril bir kule" değil, daha ağır bir toplumsal sorumluluk verdiğini söylüyor. Sanat anlayışını da tek bir ölçüte bağlıyor: Eğer bir eser toplumsal yaraları deşmiyorsa, güç odaklarını ve kutsallaştırılmış yozlaşmaları sorgulatmıyorsa, yalnızca güzel görünmekle yetiniyorsa eksiktir. Parti içinde bürokrasiye ve elitizme karşı yürüttüğüm mücadele neyse, atölyemde yontu kalemini elime aldığım andaki tavrım da odur. Siyasetim toplumsal adalet arayışımın, sanatım ise bu adalet kavgasının estetik ve sarsıcı bir aynasıdır. Cümlenin sonunu ise neredeyse bir slogan gibi söyledi: Fırçam ve sesim aynı hakikat mücadelesine hizmet eder. Meseleye buradan baktığımda Barredo'yu anlaman
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments