29 Ağustos 1955'te başlayan Londra Konferansı'nın bitiminden bir gün önce, 6 Eylül 1955 tarihinde Selanik'te Atatürk'ün evini Yunanlıların bombaladığı haberi bir anda ülkenin dört bir yanına yayılacaktı. "Atamızın evi bombalandı" haberiyle kışkırtılan halk, zincirlerinden boşanırcasına, kazma, kürek, balta ve sopalarla sokaklara dökülecek, yurttaşları Rumlara ait ne varsa artık ev ve iş yerlerini yakıp yıkacaktı. Toplumsal bilanço Resmî kaynaklara göre; 4 bin 214 ev, 1.004 iş yeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel vb. 5 bin 317 yer tahrip edilecekti. 11 yurttaşımız da yaşamını yitirecekti; (Helsinki Watch örgütünün bir raporuna göre ise ölenlerin sayısı 15 olarak kayıtlara geçecekti). 450 kişi yaralanacaktı. 60 kadına tecavüz edilecekti. Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonlar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edilecek, İstanbul'da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verilecekti. Saldırılar eş zamanlı olarak İstanbul'da Rumların yoğun olarak yaşadığı diğer semtlere; Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Fatih, Balat, Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek, hatta Moda, Kadıköy, Kuzguncuk, Çengelköy'e kadar uzanacaktı. Olayların yarattığı en önemli sonuç, binlerce ve binlerce Rum yurttaşımızın Türkiye'den göç etmesi olacaktı. 1922 yılında Türk-Yunan nüfus mübadelesi sonucunda 100.000'e düşen nüfusumuz, 6-7 olayları sonrasında İstanbul'da 2.500 kişiye kadar düşecekti. Basın: "Atamızın evi bombalandı" Olayların patlak vermesinde ve giderek çığırından çıkmasında basının esaslı bir rolü olacaktı. Nitekim olaylardan günler öncesinde gazetelerin ciddi bir kâğıt stoku yaptığı gibi bu stokun tümünü üst üste iki günde, yani 6-7 Eylül günlerinde tüketildiği iddia edilecekti. Örneğin, İstanbul Ekspres gazetesinin ortalama tirajı 20 bin civarındayken, 6 Eylül'de bu tiraj 290 bine yükselecek, gazetenin 6 Eylül manşeti, "Atamızın evi bombalandı" olacaktı. Demokrat Parti hükümeti ve Cumhurbaşkanlığı 6-7 Eylül Pogromu'nun siyasi merkezi (mi?) Olayların kontrolden çıkması üzerine sıkıyönetim ilan edilecekti. Olaylarla ilgili olarak önce 3.151 kişi tutuklanacak, giderek bu sayı 5.104'e yükselecekti. "Olayların kontrolden çıkması" , daha doğrusu çizilen sınırı aşması, "ihale" ihtiyacını ortaya çıkaracaktı. İçişleri Bakanı Namık Gedik istifa edecekti. Onun yerine geçici olarak Millî Savunma Bakanı Ethem Menderes atanınca, Fuat Köprülü vekâleten Savunma Bakanlığı görevini üstlenecekti. Millî Emniyet Hizmetleri şefi (MAH Reisi), İzmir Valisi, İzmir'de bulunan birliklerin komutanları, İstanbul Emniyet Müdürü ve üç general, hükümet tarafından görevden alınacaktı. Bir grup polis memuru vb. olayların engellenememesinden sorumlu oldukları gerekçesiyle görev yerleri değiştirilecekti. Cumhurbaşkanı Bayar'ın, İstiklal Caddesi'ndeki hasarı görünce, etrafındakilerin duyacağı bir sesle İçişleri Bakanı Namık Gedik'e "Galiba dozu kaçırdık" diyecekti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın bu paylaşımı, İçişleri Bakanı Namık Gedik'in görevden alınmasının şike olduğunu da faş edecekti. Antikomünist şeytanlaştırma Soğuk Savaş'ın başlangıç yıllarıydı. Türkiye, Amerikan emperyalizminin öncülüğünde Sovyet sistemine karşı bir cephe ülkesiydi artık... Muhalefetin eleştirilerine yanıt olarak 6-7 Eylül olaylarını komünistlerin üzerine atacaklardı. Hükümetin, "Ülkenin ağır bir komünist düzenin yakıp yıkmasının etkisinde kaldığı" açıklaması bütün gazetelerin birinci sayfasında süper manşetlerle yerini alacaktı. Yetinmeyecekler, içlerinde Aziz Nesin, Kemal Tahir, Hasan İzzettin Dinamo'nun olduğu 45 solcu, demokrat yazar olayları kışkırttıkları gerekçesiyle tutuklanacaktı. Hükümete göre, 6-7 Olayları Kominform ve Komintern tarafından NATO'ya sabotaj amacıyla düzenlemişti... Ne mutlu bize ki daha yeni girdiğimiz NATO'yu korumuş ve kollamış bir hükümetimiz vardı... Komünizme karşı cansiperane bir cephe ülkesi olacağımız daha o ilk balayı yıllarından belliydi. Amerikan, İngiliz, Avrupa emperyalistleri bize güvenebilirlerdi... İngiliz sömürgeciliği: "Böl yönet" 16 Ağustos 1954 tarihinde Yunanistan'ın Birleşmiş Milletlere başvurusunda, Kıbrıs'ın kendi kaderini tayin hakkı yazıyordu. Buna paralel 1 Nisan 1955'te EOKA Kıbrıs'ta İngiliz sömürge yönetimine karşı silahlı mücadele başlatmıştı. Kıbrıslı Rumların ENOSİS istemleri karşısında, Kıbrıs'ı 1914 tarihinde Osmanlılardan ilhak etmiş olan İngiliz emperyalizmi, Kıbrıs Türk liderliğini kullanarak "ünlü" böl-yönet politikası ile Türkiye'yi Londra Konferansı ile Kıbrıs'ta taraf yapmak istiyordu. Londra Konferansı'ndan önce Bakanlar Kurulunu yöneten İngiltere Savunma Bakanı Selwyn Llyod, İngiltere'nin çıkarlarını koruyabilmesi için Türkiye'nin Enosis karşıtı tutumunu kullanmaları gerektiğini şöyle ifade ediyordu: Müzakereler süresince amacımız, Yunanları, Enosis'i kabul etmeyi reddeden Türklerle karşı karşıya getirmek ve böylece hâkimiyeti bırakacak bir çözümü kabul etmelerini sağlayacak bir ortam yaratmak olmalıdır. İngiltere Dışişleri Bakanı A
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments