Değerli Independent Türkçe okuyucuları, Küresel ekonomi ve jeopolitik oynaklıklar hepimizi etkilemektedir, dolayısıyla küreselleşme hakkında kısa bir değerlendirme yazmak istedim. Bir yandan küreselleşmenin kazanımları yadsınamaz; iletişim ve haber alma hızı olağanüstü biçimde arttı ve bu bilhassa finansal varlıkların saniyeler içerisindeki hareketlilik hızını artırdı. Küresel tedarik zincirleri milyonlarca insanı üretime kattı ve küresel ticaret hızla büyüdü. Sanat ve moda akımlarından insanlar daha haberdar oldu. Müzikten tutun, filmlere, edebiyattan, öğrenci değişim hareketliliklerine, küreselleşme dinamikleri sayesinde kültürlerarası işbirliği hızla genişledi. Ancak bu kazanımların ve pastanın ekonomik, yani gelir olarak, bölüşümü adil olmadı. Sorun küreselleşmenin etkin güçlerinin kimin tarafından yönetildiğinden kaynaklanmaktadır. Rodrik'in üçgeni: Kim kime yakın? Kavramsal olarak küreselleşme dinamiklerini akademik olarak en kapsamlı kaleme alan kişilerden biri Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Dani Rodrik’tir. Dani Rodrik'in Küreselleşme Paradoksu kitabında tarif ettiği trilemma'yı (ikilem/üçlem/paradoks) aktörler üzerinden okuduğumuzda üç ana unsur belirleyebiliriz: büyük şirketler ve teknoloji milyarderleri (ki buna küreselleşme güçleri de diyor), vatandaşlar ve emekçi sınıf, son olarak da devletler/hükümetler. Üçü arasında denge kurmanın baştan zor olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü iki unsur birbirine fazla yaklaşınca üçüncü unsur uzaklaşmakta. Hükümetler vatandaşa yakın durur ve çalışan haklarını korursa, bazı yatırımcılar (küresel sermaye) regülasyonların daha esnek olduğu yerlere kaçabilirler. Sermaye ile vatandaşlar yakınlaşırsa, hükümetler "küresel kimlik" karşısında ulusal kimliğin tehdit altında olduğunu hissederler. Hükümetlerle büyük şirketler yakınlaşırsa, bu sefer de vatandaşlar ve çalışanlar "dibe doğru yarışa" itilir (race to the bottom) . Bugün yaşananlar da bu son duruma benzerdir: şirketler milyarlarca dolar kâr açıklarken ücretler eriyor, sosyal güvenceler ya geriliyor ya da ilerlemiyor. The Economist ile Acemoğlu: Sermaye ve emek arasındaki ayrışma Bu tablonun fikri cephesini son aylarda Nobel ödüllü ekonomist Prof. Dr. Daron Acemoğlu ile The Economist arasındaki gerilimde çok net gördük. The Economist , 17 Ağustos 2026'da "The world's most influential economist is oddly unconvincing" başlıklı, alışılmadık derecede kişisel bir eleştiri yayımladı . Dergi, Acemoğlu'nun makalelerinin ampirik zayıflıklarını, kurumsal teorisinin açıklayıcı gücünü sorguladı ve onu teknoloji, özellikle yapay zekâ konusunda aşırı karamsar olarak resmetti. Acemoğlu ise yazıyı bir "hit piece" , yani itibarsızlaştırma yazısı olarak niteledi ve arka planın daha da rahatsız edici olduğunu ima etti . Bu ayrışma tesadüf değil. The Economist büyük sermayenin sesini temsil ediyor. Acemoğlu ise güçlü toplumsal köklere sahip, sosyal mühendislikten uzak duran ve ortak refahı, istihdamı ve kamu hizmetlerini önceliklendiren bir "emekçi sınıf liberalizmi" savunuyor . En kritik tespiti , yeni teknolojilerin yönünün bir doğa olgusu olmadığı, demokratik yurttaşların karar vermesi gereken bir mesele olduğu. Rodrik ve Acemoğlu gibi akademisyenler, bilhassa kurumların önemine ve kurumsallığın niteliğine vurgu yaparlar. Hâlbuki Elon Musk gibi milyarderler ise ‘Department of Government Efficiency – DOGE’ gibi oluşumlarla verimlilik bahanesiyle kurumsal yapıları yıpratıp zayıflatmaktalar; böylece kendi dijital derebeylikleri ve hegemonyalarını oluşturabilirler. Musk: "Para 2036'da önemli olmayacak" Acemoğlu'nun hedefinde yalnızca bir dergi yok. İlginçtir, Elon Musk da kısa süre önce The Economist 'e bir mülakat verdi ve orada "Money won't matter in 2036" , yani paranın 2036'da önemini yitireceğini söyledi. Musk'a göre yapay zekâ destekli robotlar öylesine bir mal ve hizmet bolluğu yaratacak ki kıtlık büyük ölçüde ortadan kalkacak. Acemoğlu'nun yanıtı keskin ve yerindeydi. 27 Temmuz 2026'da X'te Musk'a, madem para 2036'da önemsiz olacak, yaklaşık 1 trilyon dolarlık servetini en geç 2036'ya kadar hayır kurumlarına bağışlamayı taahhüt etmesini önerdi. Üstelik bağışların etkin ve ideolojik olmayan kurumlara yapılmasının tarafsız bir kurul tarafından onaylanmasını şart koştu. Fortune'un 27 Temmuz 2026 tarihli haberine göre Musk aynı gün "bu yönde bir şey yapacağım" diye kısa bir yanıt verdi. Ancak ne bir rakam ne de bir tarih verdi. Eski IMF yöneticisi Gita Gopinath'ın itirazı da meselenin özünü yakalıyor: para 2036'da önemsizse, Musk'ın servetinin bugün neden ve nasıl bir trilyon dolar değerinde olduğu sorusu ortada kalıyor. Küreselleşmeden en çok kazananın küreselleşme karşıtlığı olması da bir paradoks Asıl paradoks, servetini küresel tedarik zincirlerine, küresel pazarlara ve küresel sermayeye borçlu olan Musk’ın, Avrupa'da küreselleşme karşıtı aşırı sağ hareketlerin en görünür destekçilerinden biri haline gelmesidir. Ocak 2025'te Almanya'da AfD eş başkanı Alice Weidel ile X üzerinden canlı yayın yapan Musk, AfD mitingine vi
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments