Geçen asırda Londra ile Moskova'nın emperyal ortaklığı ve totaliter rejimlerin baskı çarkları arasında; Umum Türk dünyası, bin yıllık edebi dilini, ortak alfabesini, coğrafi bütünlüğünü, İslami müesseselerini ve tarihi hafızasını ve birbiriyle olan bağlarını planlı bir jeopolitik ameliyatla kaybetti. Ömer Kayır Türkler, bin yıla yakın bir süre boyunca İslam medeniyetinin askerî, siyasi ve idari omurgasını oluşturarak küresel ölçekte bir kalkan ve birleştirici güç rolü üstlenmiştir. Ancak 19'uncu yüzyılın sonu ile 20'nci yüzyılın başında, Batı emperyalizmi ve Çarlık/Sovyet Rusyası karşısında uyanan Pan-İslamizm ve Pan-Türkizm hareketleri, egemen güçlerce nihai bir varoluşsal tehdit olarak görülmüştür. Bu tehdidi bertaraf etmek amacıyla yürütülen küresel operasyonlar, işgaller ve hem Rusya hem de Türkiye coğrafyasında hayata geçirilen radikal kimlik/hafıza politikaları; Türklerin tarihsel liderlik misyonunu felç etmiş, ümmet coğrafyasını merkezsiz bırakmış ve 2 farklı havzada paralel bir etno-kültürel kırılmaya yol açmıştır. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Geçen yüzyılın ilk yarısı, küresel sistemin sarsıntıları, imparatorlukların kanlı çöküşleri ve ulus-devletler ile totaliter rejimlerin doğuşu arasında, "Umum Türk Milleti" için tarihin en ağır zihniyet ve coğrafya kırılmasına sahne olmuştur. Niyetlerden, yerel ideolojilerden ve farklı rejim biçimlerinden bağımsız olarak nesnel olgular tahlil edildiğinde; 1920 ile 1950 yılları arasında Türk ve Müslüman toplulukların Sovyetler Birliği'nden Türkiye'ye, Çin'den Balkanlar'a ve Arap/Fars coğrafyasına kadar uzanan geniş bir hatta maruz kaldığı baskılar zinciri, tüm Türk dünyasını hem kendi köklerinden hem de birbirlerinden yalıtan küresel bir atomizasyon sürecini tetiklemiştir. Bu çalışma, farklı coğrafyalarda icra edilen bu çok kutuplu kırım, asimilasyon ve radikal dönüşüm süreçlerini, resmî arşiv belgeleri, İngiliz dışişleri raporları ve Sovyet kararnamelerinden doğrudan alıntılarla bütüncül bir perspektifle ele almaktadır. I. SSCB'de Türk ve Müslüman nüfusa uygulanan kültürel kırım ve atomizasyon süreci (1920-1950) Geçen yüzyılın ilk yarısı, küresel sistemin emperyal ve ideolojik merkezleri açısından "insan mühendisliği" ve "toplumları yeniden biçimlendirme" arayışlarının zirve yaptığı bir dönemdir. Bu genel tablonun en ağır ve kalıcı tahribatlarından biri de Sovyetler Birliği coğrafyasında yaşayan Türk ve Müslüman halklar üzerinde icra edilmiştir. Bolşevik ihtilalinin ardından, Çarlık Rusyası'ndan devralınan coğrafyada yeni bir rejim inşa edilirken, Moskova'daki yönetim (Lenin'in taktiksel esneklik döneminden sonra Stalin'in tek adam rejimiyle birlikte) Türk dünyasını stratejik bir "varoluş tehdidi" olarak kodlamıştır. Bu tehdidi bertaraf etmek amacıyla, 1920'lerin ortalarından 1950'lerin sonuna kadar uzanan süreçte; coğrafi bölme (millî hudut kisvesi altında parçalama), dinin kurumsal tasfiyesi, aydın kıyımı, alfabe mühendisliği ve toplu sürgünler ekseninde sistematik kültürel ve fiziksel kırım politikaları hayata geçirilmiştir. İngiltere'nin Ortadoğu ve Güney Asya'da yürüttüğü mühendisliğin bir benzeri, Avrasya coğrafyasında Çarlık ve ardından Sovyetler Birliği (SSCB) eliyle yürütülmüştür. Joseph Stalin döneminde zirveye ulaşan politikalar, Türk-İslam topluluklarını kimliksizleştirmeyi ve parçalamayı hedeflemiştir: 1. Jeopolitik kapanın kuruluşu: Enver Paşa'nın teşebbüsü, 1921 antlaşmaları ve pan-akımların tasfiyesi Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılması ve Çarlık Rusyası'nın çökerek yerini Bolşevik ihtilaline bırakması, dünya jeopolitiğinde eşi benzeri görülmemiş bir boşluk yaratmıştı. Bu boşluğu kendi lehlerine çevirmek isteyen İttihat ve Terakki'nin lider kadroları, özellikle Enver Paşa öncülüğünde yeni bir jeopolitik hamle arayışına girdiler. • Enver Paşa ve asimetrik savaş girişimi: Enver Paşa, Moskova'nın emperyalizme karşı ezilen halkları destekleme söylemini (Şark Milletleri Kurultayı, 1920 Bakü) stratejik bir fırsat olarak görerek, Bolşeviklerden aldığı destekle İngilizlerin Asya'daki en büyük zayıf noktası olan Hindistan yolunu ve sömürge düzenini sarsacak asimetrik bir İslam ve Türk ihtilal bloğu kurmayı amaçladı. Moskova'daki ilk dönemlerinde bu tezler Sovyet yöneticileri tarafından taktiksel olarak hoşgörüyle karşılandı; çünkü İngiliz emperyalizmine karşı her müttefik kıymetliydi. Enver Paşa Bolşeviklerden destek alarak İngilizlere sömürgelerinde asimetrik savaş açmak için sahaya indi. Ancak İngilizler bu girişimi fark edip SSCB/Ruslarla anlaşma yoluna gittiler. • 1921 küresel denge kırılması (İngiltere-SSCB Ticaret Anlaşması ve Moskova/Kars Antlaşmaları): Enver Paşa'nın jeopolitik hamlesi, uluslararası sistemin gerçeğiyle çok kısa sürede duvara çarptı. 16 Mart 1921'de imzalanan İngiltere-SSCB Ticaret Anlaşması, kapitalist Batı ile Sovyet Rusya arasındaki diplomatik ve ekonomik izolasyonun kırılma noktası oldu. Londra ile Moskova arasındaki bu uzlaşı, tarafların
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments