2022'de Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik geniş çaplı harekâtı başladığında, Budapeşte Memorandumu'nun ihlali stratejik analizlerin merkezindeydi. Mart 2025'te Independent Türkçe 'de yayımlanan " Budapeşte'den Kiev'e " yazısında, Ukrayna'nın durumunun hem Putin hem Trump'ın sorumluluğunda olduğu, Rusya'nın kendi garantörlüğünü çiğnediği ve Trump yönetiminin ABD'nin imzasını yok saydığı vurgulanmıştı. Ekim 2026'da ise aynı konu, Viktor Yuşçenko'nun Trump'a açık mektubu ve Zelenski'nin bağlayıcı garanti talepleriyle yeniden gündeme gelmiştir. Bu metin, o dönemdeki analizi güncel gelişmelerle birleştirerek Memorandum'un 1994'teki siyasi tercihlerden bugünkü uluslararası sistem krizine kadar uzanan yolculuğunu ele almaktadır. 1994: Nükleer güçten siyasi güvenceye Sovyetler Birliği dağıldığında Ukrayna, ABD ve Rusya'dan sonra dünyanın 3. büyük nükleer gücüne sahipti. 1994'te AGİT/K ve NPT kapsamında imzalanan Budapeşte Memorandumu ile Belarus, Kazakistan ve Ukrayna nükleer silahlarını teslim etti. Karşılığında ABD, Birleşik Krallık ve Rusya (sonradan Çin ve Fransa) bir nevi garantör konumundaydı. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Memorandumun 1. maddesi, imzacıları AGİK Nihai Senedi ilkelerine uygun olarak "mevcut sınırlar içindeki bağımsızlığa ve egemenliğe saygı göstermeye" yükümlü kılıyordu. O dönemde Boris Yeltsin'in Rusya'sı tehdit olarak görülmediği için Başkan Clinton yönetimi, Cumhuriyetçi çoğunluğa sahip Senato'nun onayını alamayacağı endişesiyle metni bağlayıcı bir antlaşma (treaty) yerine siyasi memorandum ( "assurances" , yani "güvence" sözcüğüne dayalı) olarak tasarladı. Dr. Fred Hoffman'ın işaret ettiği bu tercih, o an için büyük bir mesele gibi görünmüyordu. Budapeşte Memorandumu (5 Aralık 1994), Ukrayna'nın nükleer silahlarını Rusya'ya devredip NPT'ye nükleer silahsız devlet olarak katılması karşılığında ABD, Birleşik Krallık ve Rusya'nın verdiği siyasi güvence belgesidir. Belgede taraflar şunları teyit eder: • Ukrayna'nın bağımsızlığına, egemenliğine ve mevcut sınırlarına (CSCE Helsinki Nihai Senedi ilkeleri çerçevesinde) saygı göstermek, • Toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet tehdidi veya kullanımından kaçınmak, • Ekonomik zorlamadan kaçınmak, • Nükleer tehdit durumunda BM Güvenlik Konseyi'ne başvurmak ve nükleer silah kullanmama taahhüdü. Kritik nokta şudur: Metin "güvence" (assurances) der, "garanti" (guarantees) demez. ABD, müzakerelerde özellikle askeri müdahale yükümlülüğü ima eden "garanti" yi reddetmiş, bunun Senato onayı da gerektireceğini belirtmiştir. Belge siyasi bir memorandum niteliğindedir; hukuki bağlayıcılığı tartışmalıdır (Ukrayna versiyonu daha güçlü dil kullanır, BM'ye kaydı yapılmıştır) ama NATO'nun 5. maddesi gibi otomatik askeri müdahale yükümlülüğü getirmez. ABD yetkilileri, ihlal durumunda "eylem" alınacağını ama Amerikan askerlerinin gönderilmeyeceğini söylemiştir. Bir yönüyle öyle de oldu, bu savaş başladığında asker değil ama ABD'den tam destek geldi (para, istihbarat, silah). Bugün Trump bunları kesti. Rusya, 2014'te Kırım'ı ilhak ederek ve 2022'de tam ölçekli işgal başlatarak bu taahhütleri açıkça ihlal etmiştir. ABD ve Birleşik Krallık ise doğrudan askeri müdahale yerine ekonomik yaptırım, silah ve mali yardımla karşılık vermiştir; nükleer güçle doğrudan çatışmadan kaçınmıştır. Bu, belgenin orijinal tasarımıyla tutarlıdır. İhlaller ve 2025 analizinin temel tezi Rusya, 2014'te Kırım'ı işgal ederek, Donbas'a müdahale ederek ve 2022'de geniş çaplı harekât başlatarak kendi imzasını hiçe saydı. " Budapeşte'den Kiev'e " yazısında belirtildiği üzere, Batı dünyası bu ihlal nedeniyle Rusya karşısında cephe oldu ve Ukrayna'yı fiilen destekledi. Ancak Trump yönetimi işbaşına gelir gelmez ABD'nin imzasını da yok saymaya başladı. Sorun hem 2 büyük güçteydi; eğer işin başında Rusya ve ABD anlaşabilselerdi savaş olmayacaktı, bugün barış da bu 2 güce bağlıdır. Hatta şunu da söylemek mümkün, Rusya-Ukrayna Savaşı öncesinde Putin ile Cenevre'de görüşen ve onunla anlaşma zemini bulamayan zamanın ABD Başkanı Joe Biden'ın büyük ölçekli Ukrayna desteğini öne çıkarması boşa değildi. Biden, Ukrayna'ya destek olarak Avrupa ülkelerini ikna etti. Buna nükleer silahsızlanma gözüyle bakılırsa Birleşik Krallık ve Fransa konuya sorumlu biçimde dahil oldular. Bugün Trump, Biden'a "uykucu" diyerek geçiştiriyor ama bu çok ciddi bir mesele. Abartanlar nükleer savaştan bile söz edebilmekte. Rus yetkililerin işgal sırasında Batı'ya yönelik nükleer tehditleri her türlü anlayış ve anlaşmaya tersti. Ukrayna'nın nükleer kapasitesi Batı için bir sigorta iken kaybedilmişti. "Keşke diye bir sözcük yok" ifadesiyle vurgulandığı gibi, tarih geriye alınamaz. Uluslararası sistem, AGİT ve BM Güvenlik Konseyi çöküş sürecindeydi; teamüller yok sayılıyordu. Ekim 2026: Yeniden gündem 14 Ekim 2026'da Viktor Yuşçenko'nun Trump'a yazdığı açık mektup, 2025 analizinin devamı niteliğindedir. Yuşçenko, Rusya dizel ticaretine yeşil ışık yakılmasını eleştirere
Read the full story at the source
This story was published by Independent.
Comments