Your cookie preferences
We use necessary cookies for your session and preferences. You can optionally allow usage measurement and advertising cookies too. Privacy policy
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan çatışmalar sonrası İran'ın ABD'ye yönelik uçak kaçırma ve benzeri saldırı ihtimaline karşı ülkesinde alınan önlemler konusunda "olumlu bir his taşıdığını" söyledi.
Vance, seçim çalışmaları için gideceği Alaska'ya hareket etmeden önce basın mensuplarının sorularını cevapladı. İsrail uçağında yaşanan kaçırma girişiminin ardından İran'ın ABD uçaklarına yönelik bir saldırı yapması konusundaki endişeleri sorulan Vance, her ihtimale karşı önlem aldığını belirterek, "ABD'deki…
This is an excerpt. Copyright belongs to the source; the full story is published on their site.
Read the full story at the source
This story was published by Diriliş Postası.
See other sources covering this event →
İran'ın başkenti Tahran'da düzenlenen tatbikatlarda sivillere uzun namlulu silahların yanı sıra hava savunma ve çoklu roketatar sistemleri hakkında eğitim veriliyor. ABD ve İsrail'in saldırılarının ardından başlatılan "Can Feda" uygulamasına kayıtlı erkek ve kadınlar, olası bir işgale karşı hazırlanıyor.
İran, Starlink'in İran'daki izinsiz faaliyetlerine karşı gerekli önlemleri almadığı için Norveç'i suçlayarak bu ülkenin Tahran Büyükelçisi'ni bakanlığa çağırdı.
İran Ordu Sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, ABD ve işgalci İsrail ile yaşanan son savaşın ardından füze menzili ve hassasiyetinin artırılması gerektiği sonucuna vardıklarını söyledi.
Güvenlik nedeniyle Malezya’ya taşınan Bahreyn Grand Prix’sini Max Verstappen kazandı. Yarışı ikinci bitiren Kimi Antonelli, en yakın takipçisi George Russell ile arasındaki puan farkını 84’e çıkardı.
İran’a karşı ABD ve İsrail’in yürüttüğü savaş henüz bitmedi. Ama şu safhadan sonra bir tarafın herkesi hemfikir yapacak bir başarıya imza atması beklenemez. Neticede, masada karşılıklı imzalar atılmamış olsa da aslında savaş aylar önce tıkandı ve sonuç üretemez hale geldi. O yüzden savaşın sonunda diye attığımız başlığın altına yazdıklarımız, birkaç ay sonra barış ilan edildiğinde de büyük ihtimalle değişmeyecek. Öyleyse başlayalım. Savaşlar yalnızca muharebe sahasında kazanılan başarılarla ölçülmez. Asıl ölçü, silahlar sustuğunda ortaya çıkan stratejik dengedir. Bir ülke düşmanının altyapısını yok edebilir, hava sahasında üstünlük kurabilir ve askerî kapasitesini büyük ölçüde sergileyebilir. Fakat savaşın sonunda temel tehdit hâlâ yerindeyse ve siyasi hedeflere ulaşılamamışsa ortaya farklı bir bilanço çıkar. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Şubat 2026'da ABD ile İsrail'in İran'a karşı başlattığı harekât bu açıdan dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Askerî performans açısından İsrail'in önemli başarılar elde ettiği açık. İsrail, ABD ile birlikte İran hava sahasında üstünlük kurdu. 2025'teki 12 günlük savaşta ve bu daha uzun çatışmada tek bir savaş uçağını kaybetmedi. Mossad'ın Tahran'daki liderlik çevrelerine sızma kapasitesi bir kez daha görüldü. (İnsan istihbaratı konusunda başarılı olduğunu, ancak stratejik istihbarat konusunda sınıfta kaldıklarını önceki yazılarımızda işlemiştik) İran'ın balistik füze üretim kapasitesine ve nükleer programının bazı unsurlarına ağır darbeler indirildi. Peki bütün bunlar savaşın stratejik hedeflerine ulaşıldığı anlamına geliyor mu? Bana göre savaşın sonunda İsrail'in asıl kaybı askerî kapasitesi değil, bu kapasitenin stratejik sonuç üretme gücüne ilişkin bazı varsayımları oldu. Kaybedilen bahis İsrail savaşa önemli bir varsayımla girdi: İran'daki rejimin değiştirilebileceği ve bunun ABD'nin desteğiyle gerçekleştirilebileceği. Bu bahis karşılığını vermedi. İran İslam Cumhuriyeti ayakta kaldı. Rejim değişikliği uzak bir ihtimal olarak kaldı. Tahran ağır saldırılara rağmen karşılık verebileceğini ve İsrail'in yanı sıra bölgedeki diğer aktörler üzerinde baskı oluşturabileceğini gösterdi. Buradaki temel sorun Vaşhington ile Kudüs arasındaki hedef farklılığında ortaya çıkıyor. İsrail için İran en önemli ulusal güvenlik tehdidi. ABD açısından İran önemli bir rakip olsa da Ortadoğu'daki bütün stratejiyi belirleyen tek mesele değil. İsrail'in İran'la mücadelesi yıllara, hatta on yıllara yayılabilecek bir güvenlik sorunu olarak görülürken Amerikan kamuoyunda uzun süreli bir Ortadoğu savaşına yönelik isteksizlik bulunuyor. İsrail'in savaşa ilişkin hesabı bu nedenle önemli bir belirsizlik içeriyordu. İran'ı değiştirmek isteyen bir ülkenin, aynı hedefe Vaşhington kadar uzun süre bağlı kalıp kalmayacağını da hesaba katması gerekiyordu. Caydırıcılığın ironisi Savaşın İsrail açısından en önemli sonucu belki de caydırıcılık alanında ortaya çıktı. Caydırıcılık, büyük ölçüde gücün kullanılmasından önce yaratılan tehdide dayanır. Rakip, karşılaşacağı bedelin büyüklüğünden emin olmadığı için geri adım atar. Fakat tehdit uygulandığında ve rakip ağır bir saldırıyı atlattığında durum değişebilir. İran tam da bunu yaptı. İsrail'in askerî kapasitesi savaş boyunca açık biçimde görüldü. Ancak İran, bu kapasiteye rağmen ayakta kaldı. İsrail'in İran'a ağır hasar verebildiği ortaya çıkarken İran'ın davranışını değiştirmeye zorlanamadığı da görüldü. Bu durum İsrail'in İran'a karşı caydırıcılığının zayıflaması riskini beraberinde getiriyor. Burada savaşın paradoksu ortaya çıkıyor. İsrail gücünü göstererek caydırıcılığını artırmayı hedeflerken, kullandığı güç İran'ın saldırıya dayanabileceğini de gösterdi. İsrail'in sorunu artık İran'ı vurabilecek güce sahip olup olmadığı değildir. Asıl sorun, bu gücün İran'ı davranış değişikliğine zorlamaya yetip yetmediğidir. İran'ın ortaya çıkan kaldıracı İran'ın savaş boyunca ortaya koyduğu başka bir kapasite de İsrail'in stratejik hesabını karmaşıklaştırıyor. Tahran, nükleer silah kullanmadan da bölgesel ve küresel ekonomik sonuçlar yaratabilecek araçlara sahip olduğunu gösterdi. Hürmüz Boğazı'nın seçici biçimde kapatılması ve Körfez ülkelerinin enerji altyapısına yönelik saldırılar, savaşın İsrail ile İran arasındaki askerî mücadele sınırlarını aşmasına yol açtı. Bu noktada coğrafya teknolojiye karşı yeniden ağırlığını gösterdi. İsrail'in gelişmiş askerî kapasitesi İran'ın askerî hedeflerine karşı etkili oldu. Ancak Körfez coğrafyası ve İran'ın bu coğrafyadaki konumu Tahran'a farklı bir stratejik kaldıraç sağladı. Savaşın sonunda İran önemli ölçüde zayıflamış olabilir. Fakat İsrail'in stratejisini ve ABD'nin bölgesel hesaplarını etkileyebilecek araçlara sahip olduğu da ortaya çıktı. Körfez'de değişen hesap İsrail'in kaybettiği bir başka şey bölgesel entegrasyon sürecindeki ivme oldu. 7 Ekim 2023 öncesinde İsrail ile Suudi Arabistan arasında normalleşmenin önemli ölçüde ilerlediği düşünülüyordu. Bu süreç, İsrail'i
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD'nin ülkesine uyguladığı deniz ablukası ve yükselen döviz kuruna atıfta bulunarak, "Ekonomik baskı arttı." dedi.

Comments